Zimon Bavyer'in Davası - Fesih
“Zimon, bir itirafın eşiğinde olduğunu hissediyordu. Bu zamana kadar bu eşiği atlamak istememiş, kendisine yalandan tümsekler bulmuş, sözüm ona, eşiğe her yaklaştığında ayakları bunlara takılmıştı. Ancak kendisine acıdan başka bir şey getirmeyen onca tökezlemeye rağmen anladı ki o eşikten kaçabilmek mümkün değildi. Zira yine her zaman olduğu yerde; bir adım önünde duruyordu. İşte o zaman itiraf etmeye karar verdi: “Bir çukura düşmüştü ve bu en basit açıklamasıyla çukurun düşülebilir olmasından kaynaklanıyordu. Çukur kapatılmıştı çünkü pek çoğu gibi üstü kapatılabilir bir çukurdu. Ortada terörist falan yoktu ama Devlet vardı. Bütün o kutsal gücüyle malum çukuru kapatmıştı lakin yerine bambaşka bir çukur yaratmıştı. İçinde dinmek bilmeyen bir yangının alevlerinin yükseldiği bir çukur… Çünkü kutsallık bu kadar kırılgandı. Zimon Bavyer, çukurun ta kendisiydi.”
Bilgehan Taha Solak, bu romanında; varlık amacı “bireyin güvenliğini sağlamak” olan devlete, tam da bu noktadan yani “zayıf karnından” felsefi anlamda bir saldırıda bulunuyor. Zimon Bavyer’in tahayyülündeki kutsal devletin iplik iplik çözülüşü ve sarsılan anlam dünyası sayesinde vücut bulan bireyselliği, onu kaçınılmaz bir kararın eşiğine sürüklüyor.