Bir Küçük Prenses
Nereden bilebiliriz ki kimi zaman “alınyazısı” daha biz doğar doğmaz ağlarını örmeye başlamıştır bile….
Elinizdeki roman; Victorya Dönemi İngilteresi’nin kasvetli atmosferinde, küçük Sara Crewe’un böylesi bir yazgının korkunç yükünü sırtlayarak, yetişkinlere taş çıkaracak bir olgunlukla HAYATI KAHRAMANCA GÖĞÜSLEMESİNİN HERKESE İBRET NİTELİĞİNDE, BİR MASAL TADINDA BÜYÜLEYİCİ HİKAYESİDİR…
Bir de bakmışsınız ki Bir Küçük Prensesin hayat hikayesi yaşamda kanlı canlı ansızın karşınıza çıkıvermiş…
“…Bayan Minchin’in oturma odasına geldiğinde, yüzü bembeyaz kesilmiş ve gözlerinin etrafında kara halkalar peydah olmuştu. …Şenlik havasında olan kız, yerini; yabansı, bikes, neredeyse grotesk küçük bir insan tasvirine terk etmiş idi…”
“Şayet ağlayıp hıçkırıklara boğulsa ve korkmuş görünse idi, Bayan Minchin neredeyse ona karşı daha sabırlı davranabilirdi. O hükmetmeye, gücünü hissetmeye bayılan bir kadındı ve Sara’nın benzi atmış, ufak, sarsılmaz çehresini görüp, onun onurlu küçük sesini işitince sanki düpedüz kudretinin kâle alınmadığı hissine kapıldı.”
“Dizlerine yatırdığı Emily’e yüzünü yaslayarak, kollarını onun boynuna doladı; ufak kara başı, kara kumaşlar üzerine düşmüş bir vaziyette oracıkta hiç ses seda etmeksizin öylece oturup kalakaldı…”