Bakmak İstemediğin Yerde Kalır Gözlerin
Bakmak İstemediğin Yerde Kalır Gözlerin
İnsan, başına gelenlerden mi ibarettir, yoksa beklemekten yorgun düştüklerinden mi? Bir isim kader olabilir mi? Sevgi, muhatabını olduğu hâliyle bırakabilir mi? Geçmiş gerçekten geçmişte mi kalır, yoksa insanın bedeninde, hafızasında, korkularında ve seçimlerinde başka biçimlerde yaşamayı mı sürdürür? İlk öykü kitabıyla edebiyat dünyamıza etkileyici bir giriş yapan Rüveyda Durmaz Kılıç, bu soruların peşine düşerken insanla hayat arasına çekilen bütün sınırları tartışmaya açıyor.
Kılıç’ın öykülerinde gündelik hayatla metafizik yan yana yürür. Pazar yerleri, hastane odaları, eski evler, mezarlıklar, tarihî yapılar ve çocukluk bahçeleri; mitlerin, kutsal anlatıların, masalların ve insanın kadim korkularının ansızın içeri girebildiği eşiklere dönüşür. Titiz imge düzeni, iç konuşmalar, alegorik kırılmalar ve yer yer ironinin getirdiği mesafeyle kurulan öykülerde düşünce, anlatının önüne geçmez, aksine anlatının içinde biçim kazanır. İç monolog, bilinç akışı, dramatik diyalog, alegori, çok katmanlı simgeler ve zamanlar arasında gidip gelen anlatı yapıları, öykülerin ne anlattığı kadar nasıl düşündüğünü de belirler. Öyküler kimi yerde bir münacata kimi yerde zihinsel bir kazıya kimi yerde ise ironik bir hesaplaşmaya dönüşür. Bu anlatısal hareketlilik, yerleşik anlamları da sürekli yerinden eder: Aşk sahip olmaya, iyilik hükmetmeye, güzellik yaralanmaya, kök ise kader sanılmaya başladığı anda öyküler okuru yeni sorularla baş başa bırakır.