|
Düşüncede, Edebiyatta, Sanatta
MODERNİZMDEN POSTMODERNİZME
Modernizm kavramıyla Postmodernizm
kavramının varoluş sebepleriyle tarihî ve toplumsal arka planları
elbette Batılı. Ancak bu kavramlara değin ulaşan bilgi birikimiyle
yaşantı deneyiminin, felsefî ve düşünsel kökenleri, her ne kadar
coğrafyamızda doğmamış ve bu kavramların varoluşsal durumlarına
coğrafyamızla kültür dünyamız katkı yapmamışsa da 19. yüzyıldan itibaren
eklemlenmeye, bir parçası hâline gelmeye çalıştığımız, başka bir deyişle
'can attığımız' ana karanın algı biçimleri olmalarından ötürü bu
kavramlar bizi, iki yüzyılı aşkın bir süreden beri derinden etkiledi.
Çünkü bu paradigmalar, öncelikle doğdukları ana karanın insanını,
toplumunu, coğrafyasını derinden etkilemiş, âdeta belirlemiş ve nihayet
Yeniçağın başından itibaren bütün dünyayla birlikte kültürümüzü,
düşüncemizi kısaca bütünlüğümüzü derinden sarsmaya başlamıştır. İlk
sarsıntıyı "Bundan böyle gavura 'gavur' denilmeyecek!" ironisiyle
karşılayan insanımız, bu etkilenme ve eklemlenme sürecinin sonunu da
henüz görebilmiş değil.
Kavramsal olarak 'karşı'lıktan
beslendiği hâlde, kendi düşünüş biçimi söz konusu olduğunda
'karşı'(t)lığa asla tahammül edemeyen Modernizm, bir ideoloji, bir 'izm'
olarak doğduğu topraklarda birbirine karşıtmış gibi görünen iki değer
dizgesiyle dünyayı algılama, yorumlama dikkati geliştirmiş; en önemlisi
de iki büyük Paylaşım Savaşı'yla insanlığa bitimsiz acılar yaşatmıştır.
Evreni tek bir bakma noktasından/perspektiften görmeye, algılamaya
üstelik bu görme noktasını da tepeden inmeci, totaliter bir
hoşgörüsüzlükle herkese dayatan, merkezîleştiren Modernizm, her şeye
karşın evrensel bir denetlenemezliğe kavuşmuş, küresel anamalcı
sermayeyle birlikte evrimini son aşamasına değin sürdürmüştür.
Modernizm, İkinci Paylaşım
Savaşı'yla -her ne kadar tam tersini savunanlar varsa da- Postmoderniz'e
evrilir. Bu evrilme süreci de yine 'karşı'tlıktan beslenir. Bazılarına
göre 'Tarihin sonu' olan bu süreç, her türlü 'bilgi' ve 'değer'in
karşısında, ânın ve hazzın egemenliğiyle, kaosla bekli de selefinden
daha yıkıcı boyutlara taşıyacak…
* * *
HECE dergisi, on altıncı özel
sayısını daha önceki özel sayılarının birikim ve perspektifiyle
büyütecini, 'gavur' dememeye karar verdiğimiz günden 'tütün
yasakları'nın yürürlüğe girdiği 19 Mayıs 2008'e değin bizi; Düşüncede,
Edebiyatta, Sanatta derinden etkileyen Modernizmden Postmodernizme
çeviriyor.
Aslında aydınlarımızın,
entelektüellerimizin, sanat ve edebiyatçılarımızın bugüne gelene değin
farklı bağlamlarda çok tartıştığı Batı Olgusu bu özel sayıda, önceki
tartışma bağlamlarından çok daha değişik, çok daha köklü bir bağlamda
irdelenme zemini buluyor. Ancak HECE, Batı Olgusu'nu böylesine
ansiklopedik bir özel sayı hacminde, Modernizm/Postmodernizm bağlamıyla
tartışmanın bu alandaki sorunları: I. Düşünsel, Felsefî Arkâplan II.
Edebiyat III. Sanat, Mimari, Resim IV. Sinema, Tiyatro ve Tv. olmak
üzere dört ana başlık altında inceledikten sonra V. Bölümde, konuyla
ilgili geniş bir Soruşturma'ya yer verip bir de Kaynakça hazırlayarak
altı bölümde konuyu hülasa ederek çözümleyeceğini, bu alandaki bütün
açmazlarımıza teklifler getireceğini iddia ediyor değil. Daha önce
yayımlanan on beş özel sayıda olduğu gibi bu özel sayıyla da HECE,
devraldığı ve ait olduğu düşünce, kültür, sanat ve edebiyat mirasını
geliştirmeyi; siyasal, kültürel, sanatsal duruşumuzun daha iyi, daha
dolaysız kavranmasına katkı yapmayı amaçlıyor. Kısaca söylemek gerekirse
sorumluluğunu yerine getiriyor. Bu sorumluluk bilincinin on iki yıldan
beri 138. kez aylık; on altı kez de özel sayı hacminde somutlaşmasının
herhangi bir karşılık bulup bulmadığı HECE dergisini doğrudan
ilgilendirmiyor. Ancak dergi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
sorumluluğunu daha iyi yerine getirmek için bütün birikimini seferber
edecek; her türlü öneriyle gönül, fikir, düşünce, yazı katkısıyla
eleştirel katkılara açık olacaktır. Yine amatör ruhumuzu koruyarak
profesyonelce ürünler vermeye devam edeceğiz.
* * *
HECE'nin devamlılığı, artık
gelenekselleşen her yıl iki özel sayıyla 2009 yılında da sürecek: On
altıncı özel sayımızın yayına hazırlandığı günlerde planlamasını
bitirdiğimiz, Türk edebiyat ve düşüncesinin yönelimlerini belirleyen
kişiliklerden birini konu edinen özel sayılarımızın dokuzuncusu;
Bozgunda Bir Fetih Düşü: Yahya Kemal Özel Sayısı, on yedinci özel
sayımız olarak 01. 01. 2009'da yayımlanacak.
Burada 01.01. 2008'de
yayımladığımız, Karakter Âbidesi ve Bir Çığlık Olarak Mehmet Âkif Özel
Sayısı'nın kısa bir süre sonra tükenmesinden dolayı okurlarımıza
teşekkür etmeyi bir borç biliriz. Baştan sona bir kez daha gözden
geçirip elimize geçen son bir mektup ve kaynakçasını güncelleyerek
ikinci baskısını yaptığımız bu özel sayının, şairin adına ve mirasına
yakışır bir sayı olduğundan dolayı kıvanç duyduğumuzu bir kez daha
yinelemeliyiz.
* * *
HECE dergisinin 138/139/140. sayısı,
aynı zamanda özel sayılarımızın on altıncısının planlanma ve tasarım
aşamasındaki katkılarından dolayı Şaban Sağlık, Cemal Şakar, Necip
Tosun'a, Amerika'dan soruşturmaya katılan akademisyen ve romancı Robert
D. Vivian'a, kaynakçasını yine büyük bir özveriyle hazırlayan Yusuf
Turan Günaydın'a ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Verdikleri sözde durmayıp yazılarını
yazmayan ve sorumluluklarını yerine getirmeyen Şerif Aktaş, Erdal Çakır,
Yücel Bulut ve Faruk Deniz'in programımızı deldiklerini de okurlarımızın
bilmesini isteriz.
Yeni sayılarımızda, özel
sayılarımızda buluşmak dileğiyle…
HECE
|