[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

ABDÜLHAK ve MERAL MARUF KARDEŞLERE MEKTUPLAR*

 1.

Abdülhak Maruf’a

22 Nisan 1981

Muhterem Efendim,

Kerimeniz saygıdeğer Meral Hanım’ın mektubunu almakla memnun, mesrur ve mahzun oldum.

Başınızdaki büyük musibetin idraki içindeyiz. Türkiyeli Müslümanlar dünyada olup bitenlerin şuurundadır. Afganistanlı din kardeşlerimizin acılarını bütün kalbimizle bölüşüyor, mücadelelerinin yanında bulunuyoruz. Yıllardan beri yaptığımız yayınlarla Türkiye Müslümanları arasında Afganistan cihadımızı destekleyen duyarlı bir kamuoyu oluşturmaya muvaffak olduk. Milli Gazete’de Ahmet Sağlam ismi müstearı ile yazdığım yazılardan sadece bir kısmını bulup geçtiğimiz günlerden itibaren sizlere yollamaya başladım. Bunun gibi gerek Milli Gazete’de, gerekse Yeni Devir gazetesinde ve gerekse Mavera’da bu konu üzerinde bilinçli şekilde durduk.

Fakat ne yazık ki devlet olarak mücadelenize gösteremediğimiz ilgiden dolayı mahcup ve ezik durumdayız. Açıkçası utanç içindeyiz. Hem kendi adımıza, hem de bütün dünya Müslümanları adına…

Türkiye’de askeri idareden önceki zamanlarda Afganistanlı göçmenlere hiç olmazsa gıda ve yiyecek yardımı yapabilmek için Müslümanlar çok gayret sarf ettiler. Bilebildiğim kadarı ile iki kere gemi ile (Pakistan bandıralı gemilerle) yardım yollandı. bunların encamı hakkında hiçbir bilgi edinemedik. Sizlere ulaşıp ulaşmadığını öğrenemedik. Bizim Mavera dergisinin, yine bizim yönettiğimiz Akabe yayınlarının bürosunda bir hayli ilâç toplamıştık ve bunlar da aynı gemilerle yollanmıştı. Fakat dediğim gibi bunların encamını öğrenemedik. Bahsettiğim faaliyetin dışında ise maalesef herhangi bir katkımız olamadı. Bu tür teşebbüslere devlet müzahir olmadığı takdirde fertlerin yapabilecekleri şeyler son derece sınırlı. Allah başımızdakilere hidayet nasip etsin ve Türk halkının temayülü ve arzuları doğrultusunda hareket edebilsinler.

Türkiye’de Hizbi İslâmî Teşkilatının bir siyasi bürosunun veya en azından bir İrtibat Bürosunun açılması için muhterem Hüseyin Mangal ve Rıdvan Muhammed kardeşlerim teşrif ettiklerinde, onlarla uzun uzun görüşmek, onları tanımak bahtiyarlığına erişmiştik.teşebbüslerinde maalesef, burada anlayış görmedikleri için, muvaffak olamadılar. Fakat bun bir kere daha tecrübe etmekte fayda mülahaza ediyorum. Biliyorsunuz Taif İslâm Zirvesinden sonra Türkiye’nin Afganistanlı müslümanlara karşı tutumunda küçük bir değişiklik oldu. İlk defa Türkiye’ye Afganistanlı göçmenler gelebilmeye başladı. Bu kabul sanıyorum Taif Toplantısı sırasında, bizim mahiyetini bilmediğimiz, alınan kararlar veya bir karar sonucu gerçekleşiyor. Tahminen 700civarında Afganistanlı geldi.bunların büyük bir bölümü müslüman halkımız tarafından çeşitli köylere ve kasabalara alınarak yerleştirildiler. Halkımız bunlara büyük bir kabul gösterdi, onları sevdi.

Sözü şu noktaya getirmek arzusundayım:

Türkiye’de yönetimi elinde bulunduran Milli Birlik Konseyine Afganistan’daki Müslümanların durumu anlatılabilirse önemli gelişmeler olabilir. (Türkiye Filistin Kurtuluş Örgütü’ne burada siyasi büro açma izni tanımıştı.)

Şunu teklif ediyorum. Sizin başkanlığınızda yeni bir heyet, muhterem Gülbeddin Hikmetyar’ın bir mesajı ile birlikte yeniden Türk yetkililerine başvurmak üzere Türkiye’ye gelebilir. Türkçe bilmenizin bu teşebbüste büyük katkısı olacaktır  umudundayım. Yalnız Türk Dış ve İç İşlerinin tutumunu peşinen bilmek bakımından Hüseyin ve Rıdvan kardeşlerimin düşüncelerini, tecrübelerini dinleyip istişare etmek faydalı olacaktır.

Sizi misafir etmekten şeref duyacağız. Bu konuda haberinizi beklemekteyim.

Biliyorsunuz maalesef haber ajanslarımız mevcut değil. Gazetemizin orada devamlı bir muhabiri de yok. Hüseyin Mangal kardeşimin ve diğer kardeşlerimin yolladıkları haber bültenlerini tercüme ederek gazeteye haber hazırlamaya ve köşe yazılarımızla da birleştirerek Afgan davamızı burada gündemde tutmaya çalışıyoruz. Bu konuda daha da yardımlaşmamız gerekiyor. Sizlerin ne kadar yoğun bir mesai içerisinde bulunduğunuzu bilmekteyim. Ancak Meral Hanım yüksek izninizle bize bu konuda büyük yardımlarda bulunabilir. Müslümanların cephe haberlerini, münferit ailelerin “Göç hikayelerini”, göçmenlerin Pakistan’daki durumlarını Türkçe yazarak yollarsa, ben burada onları yeniden gözden geçirerek gazete için hazırlayabilirim.

Rıdvan Muhammed kardeşim bana tahsili yarım kalmış Afganlı kardeşlerimizin Türkiye’de tahsil görmeleri konusunda soru sormuştu. Bu konuda belli prosedürler mevcut. Fevkalâde zorluklar var. Ama Türkiye’de sizin bir “İrtibat Büronuzu” açmayı başarabilirse, bu konuda büro, yetkili şekilde temaslar yapabilir ve gençlerimizin tahsili için ayrıcalıklar sağlanabilir. Bu gerçekleştirilmeden, yani resmen tanınmamış bir mücadele örgütüne özel muamele yapılması mümkün görünmüyor.

Umarım mektubumu rahatlıkla okuyabiliyorsunuz. Elimden geldiği kadar itinalı yazmaya çalıştım. Ve umarım bu uzun mektup sizsi sıkmamıştır.

Eğer müsaadeniz olursa Meral Hanım’a da yazmak istiyorum. Ekteki zarf onadır. Mektubu belirttiğim gibi beni çok duygulandırdı. Onu Mavera’nın Mayıs sayısında benim kaleme aldığım “Okuyucularla” sütununda yayınlıyoruz. Bunun için izin almam gerekir miydi bilmiyorum. Fakat bütün okuyucularımızın da bu mektubu okumalarını arzu ettim. Meral Hanımın arzu ettiği mektup arkadaşları olacaktır. Öyle umuyorum.

Burada son verirken bütün Müslüman kardeşlerim adına ellerinizden öper, selam, sevgi ve saygılarımızı sunarız.

Lütfen başta Gülbeddin Ağabeyimiz olmak üzere, Hüseyin Mangal, Rıdvan Muhammed ve eğer görüyorsanız Musa Tavana, Seyyit Nurullah kardeşlerime de selam ve muhabbetlerimizi iletiniz. Ve öyle arzu ediyorum ki karşılaştığınız her Afganlıya bizlerden selamlar söyleyiniz. Dua ettiğimizi, her zaman onları düşündüğümüzü ve onlar için ağladığımızı ve onlara gıbta ettiğimizi duyurunuz.

Allah muininiz olsun.

Cahit Zarifoğlu

 

 

* “Vefatının 4. Yılında Mektuplarda Cahit Zarifoğlu”, Hzl. Seyfettin Ünlü, İlim ve Sanat, Haziran 1991, S. 29, s. 36-41.

 

 

 

2.

Meral Maruf’a

Sevgili Meral,

Mektubunu ve yazını aldım. Teşekkür ederim. Birkaç hicret hikayesi daha yayınladıktan sonra bunları küçük b.ir kitap halinde yayınlamayı düşünüyoruz. Onun için elindeki bütün hicret hikayelerini temize çekerek bir an önce yollamanı rica ediyorum. Bu arada geçen mektuplarında sözünü ettiğin şekilde özellikle sayın Gülbeddin Hikmetyar ve kerimesinin de hicret hikâyelerini beklemekteyiz. Onların da senin kaleminden anlatılması isabetli olur.  Yani sen dinler ve anlatırsın. Yollayacağın hicret hikayelerini bir yandan Mavera’da yayınlar bir yandan da kitap için hazırlarız diye düşünüyorum. Kitap için hazırlarken kitaba girecek bütün hikayeleri ben gözden geçirecek ve gerekli olan yerlerde bazı rötuşlar yapacağım.

Unutmadan şunları da yazayım. Sana geçen yolladığım mektupla beraber ikinci bir mektup daha yollamıştım. Bunun içinde hiçbir yazı yoktu ve fakat acaba eline geçecek mi diye 100 alman markı koymuştum. Bunu aldığını yazmıyorsun, demek ki eline geçmedi. Halbuki arada sırada elime bu tür paralar geçiyor, bu yolla sana ulaştırabilirim diye düşünmüştüm.

Daha önce de bahsettiğim gibi Almanya’da bazı arkadaşlar var. Bunlar Mavera ile ilgileniyorlar; abone yapıyorlar. Orada hesabımız var. İşte bu hesaptan sana her ay 100 veya 150 mark yollanmasını yazmıştım. İşte o hesaptan sana ilk para 13,1,1982 günü  alman Kommerbank ile yollandı. 500 mark. Muhterem babanın adına Habib Bank ac no 329 geeren market branch Peshavar adresine. Umarım elinize geçmiştir. İnşallah mart ayından itibaren mümkün olduğu kadar düzenli şekilde her ay 100 veya 150 mark şeklinde yollanacak. İmkan bulduğumuz sürece devam edecek.

Bu arada özel bir ricam var. Acaba Afganistan’ın milli giysisi olan o uzun gömlek ve şalvardan bir takım edinmem mümkün mü? İyi bir kumaştan, açık sarı renk, veya açık mavi renk olabilir, mümkünse gömleğin iki yanında cepli, temin edebilir miyim? Bu elbiselerin standart olduğunu söyledi Erdem Bey. Belki boy önemli olabilir., benimki bir yetmiş. Bunun ücretini ayrıca yollayacağım, ama lütfen bana açıkça bildiriniz. Elbise posta ile gele bilir. Mavera’nın Afganistan özel sayısını aldığınızı umarım. İşte ancak o kadar bir şeyler yapabildik. Bu arada benim Yeni Devir gazetesinde 15-20 gün kadar devam eden Afganistan üzerine bir tefrika yazım çıktı. Ondan da takım halinde yollamıştım, bilmiyorum elinize geçti mi?

Çocukların resimlerini yolluyorum. Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Mektuplarını uzun aralar vermeden yazmanı rica ediyorum.

Lütfen Muhammet Maruf beyefendiye, Abdülhak ve Abdulgaffar kardeşlerime, muhterem validenize ve Ayşe kardeşe selam ve hürmetlerimi ilet. Selam ve sevgilerimle.

Cahit Zarifoğlu

 

 

 

3.

Meral Maruf’a

Sevgili Meral,

Bu mektubu keşke yazmak zorunda kalmasaydım. Büyük acınızı bir nebze olsun paylaşmak istiyorum. Burada Muhammed ağabeyimizin irtihali ile hepimiz perişan olduk. O yalnız siz sevgili çocuklarının değil bizim de babamızdı. Onu tahmin edemeyeceğiniz kadar çok seviyorduk.

Sizden ayrı oluşu bize de öyle acı geldi ki. Abdülgaffar’la Abdürrezzak’ın burada oluşları tesellimiz oldu.

Ne mutlu sizlere şehit evlatları oldunuz. Allah’ın bu güzel takdirine razı olun. Ağlarken hem sevinçle ağlayın hem de acıyla. Dua edin, Allah bizlere de şehitlik nasip etsin. Sizler güzel insanlarsınız, sizlerin duası makbuldür.

Canım kardeşim, sen bundan sonra da elbet görevini unutmayacaksın. Benim şimdi, sizler bu durumda iken yazı yazmaktan söz etmem çok tuhaf olabilir. Ama önemli bir ricam var. Mavera için Muhammed maruf ağabeyimizi doğumundan orada defnedişinize kadar her şeyiyle yaz. Yazacakların bir kitap olacak kadar uzun olsun. Başlığı “BABAM” olacak. Onun hayatını bize yaz. Onun hayatını anlatırken geri planda bütün Afganistan’ın hikayesi, geçirdiği istihaleler, siyasi çalkantılar bulunacak. Muhammed ağabeyimizin doğumu, gençliği, çocukluğu, yetişmesi, evlenmesi, çocuklarına karşı durumu, sizlere karşı sevgisi, düşünceleri, gayreti, çalışkanlığı, dinamizmi… Bütün hikayesi. O güzel üslubunla bunların hepsin, söylediğim gibi bir kitap hacminde yazmanızı rica ediyorum. Böylece hem muhterem babana karşı hem de mukaddes Afganistan davasına karşı görevini yerine getirmiş olacaksın. Bu söylediklerimi şu mektubu okuduğun sırada düşünebilmen zor olabilir. Lütfen bu mektubu atma ve aradan bir zaman geçtikten sonra tekrar tekrar oku ve dediklerimi düşün. Önemli bir noktaya temas ettiğimi idrak edeceksin.

Bu mektubu 26 Şubatta yazıyorum. Ağabeyimizi dün yitirdik. Kendisini bundan bir ay önce İstanbul’a gelişinde görmüştüm. Kelimenin tek anlamı ile yine her zaman olduğu gibi koşuşturuyordu. Ajans 1400’ün en üst kattaki bürosuna nefes nefese çıkıyor, bizimle ayakta kucaklaşıyor, ayakta konuşuyor, alelacele abdest alıp namazını kılıyor, birlikte bir şeyler yiyor, sonra onu uğurluyorduk. Mutlaka randevuları vardı. Durmadan birileriyle görüşüyordu. Cihardı fasılasızdı. Onu kiminle tanıştırıyorsak mutlaka çok seviyorlardı. Yüzde doksanını veya fazlasını bizim tanımadığımız insanlarla görüşüyordu. Herkese Afganistan davasını anlatıyor, Hizbi İslâmi’nin dinamik bir üyesi olarak görevini tam anlamı ile yapıyor, çoğu zaman ümitle, çoğu zaman ümitsizlikle Afganistan’a yardım toplamaya çalışıyordu. İstanbul’a sık geliyordu. Her defasında aramak istemesine rağmen, birçoklarında gelip gittiğinden haberim bile olmuyordu. Selam bırakıyordu. Görüştüğümüz her seferinde bize gelemediği için üzüntülerine anlatıyor, çocuklarımın isimlerini tek tek sayarak, Betül nasıl, Ayşe nasıl, Ahmet nasıl, Arife nasıl diye soruyor, onlarda ayrı ayrı selam ve sevgilerini gösteriyordu. Ama işleri, görüşmeleri o kadar yoğundu ki onu eve götüremiyordum. Halbuki bana ve aileme karşı çok başka bir muhabbeti vardı. Onun sevgisini görmekten hepimiz mutlu oluyorduk.

Dün eve giderken keder içerisindeydim. Muhammed Maruf ağabeyi çok seven karıma onun ölümünü nasıl söyleyecektim? Eve girdiğimde onu ve Betül’ü gözyaşları içerisinde buldum. Televizyonda yedi haberlerinde, bir TRT mensubu olması dolayısiyle vefatını bildirmişylerdi. Berat hanım,

-Duyunca şok oldum, dedi. Ne yaptığımı bilmeden ellerimi kulaklarıma kapadım. Daha fazlasını duymak istemiyordum. Sanki duymasam o ölmüş olmayacak gibi.

Ama gerçekti.

Benden nasıl olduğunu sordu. Maalesef hastalığından haberim olmamıştı. Ajanrs’taki arkadaşlar haber verelim diye düşünmüşler ama hep ihmal etmişlerdi. Maruf ağabey Pakistan’a gitmeye hazırlanıyormuş. Sizleri çok özlemiş. Fakat 21 Şubat Cuma günü sancılanmaya başlamış. Hemen hastaneye kaldırmışlar. Meğer apandisiti patlamış. Üç saat süren bir ameliyattan sonra kendine gelmiş. Durumu son derece iyi imiş. Pazar ve Pazartesi günü bağırsaklarındaki gazdan şikâyet etmiş ve verilen yiyeceklere bağlı olabileceğini düşünerek, “Bana Afganistan usulü hazırlanmış çay getirin” demiş.

Ahmet Bayazıt’la Abdürrezzak Afgan usulü hazırladıkları çayı ve bir şişeye doldurdukları portakal suyunu alarak Salı günü sabah hastaneye gittiklerinde onun ölüm haberi ile karşılaşmışlar. Sabaha karşı bir kalp krizi alıp götürmüş. Böylece arzu ettiği Afgan çayını tatmak nasip olmamış.

Hafızası ne kadar da kuvvetliydi. Biz Ankara’da iken ilk gelişinde doğruca bize gitmiştik. Kapıdan girer girmez çocuklar karşıladılar ve o tekm tek,

-Siz Betülsünüz, siz Ayşesiniz, siz Ahmetsiniz diye çocuklarıma hitap etmişti. Onlara ‘siz’ diyordu. Bu küçücük çocuklara siz diyordu. Hem mektuplara dayanarak onları ismen hatırlayışı, hem de hitap şekli bizleri ne kadar sevindirmişti. Çocuklara yolladığınız küçük aynalarla süslü cepkenlerini bavulundan çıkarışı, onları sevindirdikten sonra bana getirdiği Afgan giysileriyle ne kadar mutlu olmuştuk. Ankara’dan İstanbul’a tayinim çıkıncaya kadar, 5 Mayıs 1983’ten 28 Mayıs’a kadar onu misafir etmek şerefine nail olduk. Karım dün akşam,

-Hiç kimseye ona hizmet etmek kadar severek hizmet etmedim. Akşamlara kadar, acaba Muhammed bey neleri sever, ne pişirsem diye düşünür, sonra sorarak sevdiği şeyleri öğrenmeye çalışırdım, dedi.

Biliyorum bütün bunlara okurken ağlıyorsunuz. Ama yine biliyorum ki onun buradaki yaşayışını bütün teferruatıyla merak ediyorsunuz. Dün Ajans’ta otururken, durmadan gözyaşları döken Abdürrezzak bir ara “Babam Ajans’a geldiğinde bu odada mı yoksa diğer odada mı otururdu?” diye sordu. Bunu bile merak ediyor ve alacağı bilgiye göre onu orada dolaşır gibi düşünmeye çalışıyordu.

Abdürrezzak’la birlikte ağladık. Ona hepiniz “Ağabeyi İstanbul’da defnedelim” dedik. Ama o özellikle sizleri düşünerek “Mutlaka götürmeliyim” diyordu. O sırada Abdulgaffar Ankara’da idi ve henüz haberi yoktu. Erdem ağabeye telefon etmiş, onu da bulup getirmesini söylemiştik. Onu getirirken, “Vefatını duyurma, sadece ameliyat olduğunu söyle” dedik.

Bu arada Pakistan’a telefon etmeye çalıştık. Abdürrezzak’ın yanında telefon numaraları yoktu. Maruf ağabeyin geriye bıraktığı eşyalarını araştırdık. Defterini bulamadık. Sonra dostlardan Gülbeddin Hikmetyar’ın  telefonunu, Almanya’daki dostların telefonlarını bulduk. Onlara telefon ettik ama hiçbiriyle görüşmek mümkün solmadı. Özellikle Pakistan’ı çıkarmak mümkün olmadı.

Bu arada uçak şirketleriyle görüştük. Hocalara, din âlimlerine telefon ederek cenaze nakil etmenin şartların, varsa mahzurlarını öğrenmeye çalıştık. Hiçbir mahzuru yoktu. Üstelik Maruf ağabey ameliyata giderken, her ihtimale karşı vasiyetini bildirmiş ve “Ben eğer ölürsem Pakistan’a götür oğlum” demiş. Bu vasiyete elbette uymalıydık.

Sevgili Meral, muhterem annene sonsuz saygılarımla birlikte taziyelerimi iletmeni rica ederim. Annene, sana, Ayşe’ye ve Maruf ağabeyin iki yıldır görmediği Abdülhak’a Allah’tan sabırlar diliyorum. Maruf ağabeyin sevgi ve heyecanla bahsettiği torununa, bütün yakınlarınıza Allah’tan sabır dilerim. Başta Gülbeddin Hikmetyar olmak üzere bütün Afganlı mücahitlere başsağlığı dilerim.

Umarım bu mektupta yersiz, lüzumsuz şeyler yazmadım. Böyle bir şey oldu ise beni bağışla. Ve lütfen ilk fırsatta kendini topla ve “BABAM” kitabın yazmaya başla. Bu senin için kutsal bir görevdir.

İstemiyerek son verirken, acılarınızı bütün kalbimle paylaşır, ağabeyimize Allah’tan rahmet diler, hepinize ayrı ayrı selâmlarımı, sevgilerimi sunarım.

 

Cahit Zarifoğlu

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.