[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

Yedi Güzel Adamdan Biri

CAHİT ZARİFOĞLU 

“Seçkin

Bir kimse değilim

İsmimin baş harfleri acz tutuyor

Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım

Kolaysa esirgeme”

C. Zarifoğlu

 İnsanca ve artistçe…

Bir sanatçının, şairin, yazarın ortaya koyduğu eserlerinin tamamını, hatta bütünüyle hayatını, Cahit Zarifoğlu’nun bu cümlesiyle işaret ettiği doğrultuda değerlendirmek ve anlamaya çalışmak hiç de yabana atılacak bir yaklaşım olmasa gerek: Evet, insanca ve artistçe… Sanatın başlangıcı ve süreci, bu iki sözcüğün anlam alanından ibarettir. Her insanın tabiatında mündemiç olan sanatsal yüklem, artistçe/sanatçı bir eylemlilik hâliyle dışa vurulur, açılım kazanır; şiir, roman, öykü, resim, müzik, tiyatro, sinema… olur. Sanatçının ne kadar insanca bir doğası var da o başarılı ya da başarısız sanatı oradan doğuyor ve ne kadar sanatçı bir edayla sözüne, yazısına, tavrına yansıyor anlarız.

Elbette bütün bunlar ‘…gibi’ yapmakla başarılacak ve insanlara her zaman kolaylıkla kabul ettirilebilecek şeyler değildir. Zaman zaman ortalığı dolduran çığırtkanların çığlıklarının ve ortaya koydukları eserlerine hiç de denk düşmeyen kuruntuların ve içeriksiz çalımların öne çıkardığı, kulaklara, gözlere dayattığı, böylece gündemde kalamayı başardığı sanat adı altındaki birtakım ürünler, sanat değeri taşıyan, gerçek bir sanatçı ırasından doğan gerçek sanat eserlerini geri plana itebiliyormuş, onların yerini alıyormuş gibi görünse de insanca ve artistçe olan her zaman için dünden yarına değerinden bir şey kayetmez.

Bu sözüne en çok kendisinin sanatçı tabiatının ve şiirden öyküye, romandan senaryoya, söyleşilerden gazete yazılarına kadar bütün yazdıklarının ve yaşayışının denk düştüğüne sanattan analayan hiç kimsenin kuşkusunun olamayacağı Cahit Zarifoğlu’nun adıyla en çok anılan ve onun şiirinden sözedildiğinde ilk akla gelen, üzerinde en çok konuşulan şiir kitabı olan İşaret Çocukları’nın serüveni de bu söylediklerimizi doğrulamaya yeter. Öğrenci bursunu aylarca, bu kitabını taksitle ödemek üzere anlaştığı matbaaya yatırmak durumunda kalan Cahit Zarifoğlu, çok geceler aç yattığını, her ay bankadan matbaya kadar süren bir zenginlik yaşadığını ve öbür ayın başını beklediğini, bununla da kalmadığını ve bir kitapçıya yüzde elli indirimle yalnızca yüz adet kitap verebildiğini, geri kalan kitaplarını ise tanımadığı bir büroya bıraktığını, orada kış boyunca tomar tomar yakıldığını belirtir; “İşaret Çocukları kitabım yakıldı benim!” der. Ardından ekler; “Özüm hiç değişmedi!”

Bugün Cahit Zarifoğlu’nun şiir toplamına bakıldığında, şairin o değişmeyen özüyle birlikte İşaret Çocukları’nın yakılışındaki ateşin ısısını görmemek ve hissetmemek mümkün mü?

Yazara, şaire, sanatçıya düşen de, insaniyetin ve artist tavrın barındırdığı bu öze ve ateşe inanmak ve bağlı kalmak olsa gerek. Bunu çok iyi bildiğinden olsa gerek, şunu da eklemeyi unutmaz Cahit Zarifoğlu: “Dünyayı olsa olsa şiir kurtarır… Azizim, şiirin dünyada müstesna bir yeri vardır. Ne yaparsın ki şairler çok kötü…”

Cahit Zarifoğlu’nun sanatçı/şair kimliğinin ve kişiliğinin belirginleştiği, oluştuğu edebiyat ortamı, her ne kadar irili ufaklı, önemli önemsiz birçok dergide şiirler ve yazılar yayımlamış olsa da, 1950’li yıllardan itibaren Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat dergilerinin vurgularının belirlediği sanat, edebiyat ve düşünce çizgisidir. Mavera’yı yayımlamaya başladıklarında ise Cahit Zarifoğlu otuz altı yaşındadır ve iki önemli şiir kitabıyla (İşaret Çocukları, Yedi Güzel Adam) bir öykü kitabı (İns) yayımlamıştır: 1976. Bu yıllar, Cahit Zarifoğlu’nun hem hayatında hem de sanatında, şiirinde, dilinde, üslubunda ve ilgilerinde, 1976 öncesi ve sonrası denebilecek kadar belirgin bir ayrımın başladığının görülüp gözetilmesi gereken yıllardır. Necip Fazıl’ın huzurundaki bir anını şöyle anlatır: “Üstat ‘istişare edelim’ dedi bize. Büyük adamın bu sözü söylediği topluluk içinde olmakla içime anî bir olgunlaşma hücum etti. Nice denizlerde sokaklarda kaldıktan sonra şu Ankara’da yakam avuçları içinde toparlanıp içine alındığım iklimde, içimin bu anî hamlelenmesi ile fiziğim de harekete geçecek ve oturduğum koltuktan taşacağım, sigara ağzımın kıvrımlarında kaybolocak, gövdeme yer bulunamayacak sandım, rezil oldum.” Kişiliği, âdeta durulmuş, şiiri ise korku ve yakarış içinde menziline ulaşmıştır. Yönünü, otostopla dolaştığı batıdan Afganistan’a, Pakistan’a, İran’a ve bütünüyle İslam dünyasına dönmüştür. “Bize ağır gelen kendimizdir. Yolda, okulda, işte, başkaları ile birlikte taşıdığımız kendimiz…..Gururlu, kibirli ve kapalıyım, durmadan çay ve sigara içiyor, sıkılıyor, çalışmayı sevmiyorum. Serbest bir böcek olmak, kırlarda diğer böceklerle gezinirken doymak, barınmak ve giyinmek istiyorum.” dediği ağırlıktan kurtulmuştur. Artık mutluluk yüklü bir dille itiraf eder Yaşamak’ta, dindar bir ailenin kızıyla evlendiğini; doygun ve mutmaindir. Bunalımlı, bohem, savruk günler artık ruh dinginliğine, imanî sorumluluk ve ilgiyle bütünleşen devingenliğe ulaşmıştır. Tabiatındaki bütün yetenekler, erdemler, karekteristik özellikler, aile ve içinde bulunduğu arkadaş çevresi itibariyle yabancısı olmadığı ama yeniden antenlerinin açıldığı bu inanç ve düşünce dünyasının içinde yepyeni bir dil ve işlev kazanmıştır. Kişiliğinin başat duyguları yalnızlık, acı ve aşk, giderek daha da incelmiş ve imanî bir yük almıştır. Cahit Zarifoğlu, aldığı bu yükü, belki biraz da; “Hayat boş bir rüyaymış/Geçen ibadetler özürlü/Eski günahlar dipdiri/Seçkin bir kimse değilim/İsmimin baş harflerinde kimliğim…..Hayat boş geçti/Geri kalan korkulu/Her adımım dolu olsa/İşe yaramaz katında/Biliyorum/Bağışlanmamı diliyorum” dizelerinde dile getirdiği duygular, düşünceler ve sorumluluk bilinciyle bütünüyle şiirlerine, yazılarına, Mavera dergisine ve insan ilişkilerine paylaştırmıştır. Sanat ve edebiyat çevrelerince ve söylediklerine ve yaptıklarına edebiyat ölçütleriyle yaklaşanlarca tam da buradan, en son geldiği noktada eleştiriler almaya başlar: Sanatçının, yazarın, şairin bir insan olarak zamanında, hayatında hissettiği, taşıdığı sorumluluğun yükünü, sanatsal eylemine nasıl ve hangi ölçüde yükleyeceği noktasında… Kalemin yükü nedir? Kendisine şiir gönderen, yazdıkları üzerine kendisinin görüşlerini merak eden gençlere, tasavvufî âdap kitapları okumalarını, misvak kullanmalarını… tavsiye eder, en anlaşılmaz şiirlerin şairi olarak bilinen Cahit Zarifoğlu, gençlere açık seçik, anlaşılır şiirler yazmalarını, hatta bunları boşverip Mavera’ya abone bulmalarının daha doğru olacağını önerir. Kim bilir, belki de ‘hayat boş geçti’dememeleri için…

Her sözü söyleyişi, her tavrı sergileyişi, her işi yapışı, Cahit Zarifoğlu’nun içindeki gerçek şairi de mündemiç olan serâpâ sanatçı karekteriyle yüzdeyüz örtüşür. İnanmadığı, içselleştirmediği hiçbir sözü söylemez o. Karşısındaki insana çok ütopik, hatta saçma gelen önerisine de gerçekleşeceğine kesinlikle inanarak söyler. Âleme, mahluka, yıldızlara, insanlara… selam, der inançla. Onun hassasiyetini, yufkayürekliliğini, merhametini, inceliğini, azla yetinmesini bilen, razı olan… kişilik özelliklerini bilmeyen bin insana ilk görüşte soğuk, itici, ilgisiz, kibirli, hatta karşısındaki insana değer vermeyen, küçümseyen… biri gibi gelmesi az rastlanan bir durum değildir. Ondaki bu tür intibalar veren duruşların çoğu, dünyaya ve içindekilere karşı müstağni tavrının; doygun kişiliğinin, sorumluluk sahibi ve aynı zamanda sorumluluk yükleyici, hatta müdahaleci dilinin tezahürüdür.

Serkeş; dikbaşlı; serâzat; hercâîdir…

Övgüye de, kınamaya da, yergiye de aldırmaz; doğaçlama söyler ve yazar; hatta sanat kuramlarına ve kurallarına, şiir anlayışlarına, eleştirilere itibar etmez. Muhtemel sorunlara ilişkin soruları sorar ve cevaplar; uydu, uymadı gibi kaygıları yoktur. Sanat nedir? Herkesin çok ciddiye aldığı, tartışıp durduğu bu soruyu sorar, ardından da aptalca bulduğunu söyler. Rezonansa girmemek gerektiği konusunda da uyardıktan sonra, dilinin o en yalın hâliyle cevabını verir: “Evet, sanat ve şeriat noktasına geldik. Açık iki kapı. Sanat, bu iki kapıdan aynı anda geçilebiliyorsa sanattır bizim için. Başka türlüsü de snattır belki ama onların sanatıdır o. Bizce makbul olmaz. Onlar guddelerin marifetlerini çok sanatkârane anlatabilirler mesela. Demek ki şeriata uygun sanat ve şeriata uygun eleştiridir aslolan. Henüz hiçbir detayı üzerinde bilinçle durmadığım fevkalâde güzel ve güven dolu bir yargı bu.”

Cahit Zarifoğlu sevgisi ve adı, sanat ve edebiyat dünyamızda düşüncelerinden, sanat anlayışlarından daha çok şiiri ve şair tavrıyla var olan bir insandır. Dört şiir kitabıyla 1950 sonrası modern Türk şiirinin en önemli bir şairi olarak hem kendisinden önceki hem de kendisinden sonraki şairler, eleştirmenler tarafından dikkate alınmış, hatta yol açıcı olmuştur. Bugün rahatlıkla bir Cahit Zarifoğlu Şiiri’nden sözedilmekte ve bu şiir ‘keşfedilmeyi bekleyen bir kıta’ olarak tanımlanmaktadır. Şiirinin poetikasına ilişkin konuşan, yazan, poetik tartışmalara giren, bu konuda teorik bir poetika kurmaya çalışan bir şair değil Cahit Zarifoğlu. Bununla birlikte kendisiyle yapılan söyleşilerde, Yaşamak’ta, Mavera dergisinde gençlerin şiirilerini değerlendirirken yazdıklarında şiir anlayışına ilişkin ipuçlarını, yaklaşımlarını bulmak, hatta bütünüyle çıkarmak bile mümkün. Bu bağlamda Yaşamak’taki şu cümleleri onun şiir anlayışını vermesi açısından önemlidir: “Çoğukez şiirin şairden bağımsız olduğunu düşündüm. Bu nedenle olacak şairliğime hiç sahip çıktığım olmadı. Yazdığımı şiirlerle ilgili sorularla karşılaştım mı çok rahatsızım. Gide gide her türlü şiir sorusuna kızıyorum. Nerdeyse ‘dokunmayın şiire’ diyeceğim. Çünkü şiir yaptığımız bir şey değildir. (ah, bütün eşya öyle değil mi?) Şiir kendisi var. Bir rastlantıyla değil, tersine özel bir iradeyle çıkıyor yeryüzüne. Barajdaki su, kendine bırakılmış kanallardan akar. İnsan bütününün arkasında bekleyen şiirin aktığı kanallar değil mi şair? Şairler olmasaydı, şiir üzerimizden aşar, hayatı besliyemez, seliyle öldürürdü. –Şair, şiirin âleti olmalı. Çekici. Biribirine sahiplik ve uyum düzeni içinde çalışmalı ki şiirin zaralı tortuları yeryüne gelmesin. Çünkü onun bünyesinde de insandaki gibi ihtiraslar var biliyorum. Şair, şiirin bu ihtiraslarını arkadaş edinirse, tahtını bırakıp bir sokak kadınının arkasından giden bir kral gibi halkının başını utarca eğdirir. Kötü şair, çiviye değil, aynaya vuruyor. Ozaman kırık parçalar içerisinde çehremizi dlimlenmiş görüyoruz. –Diyorum ki şiirle mücadele esastır, ama bunu belli etmemeli. (Örneğin, zorlanmış şiir, âlet edilmiş şiir.) Şiirin iyi tabiatı ve iyi zamanında ona çekiç ol ve onu kendi hâline bırak.”

 Cahit Zarifoğlu’nun şair tabiatının dokusuna ve onun şiirinin iklimine, şiiri bir de yazılan şeylerden ibaret saymadan, ana şiir damarının, tıpkı insan gibi yaratana doğru gayret ettiğini farkederek girilebilir ancak.

* * *

Hece dergisinin on dördüncü özel sayısı olan Yedi Güzel Adamdan Biri: Cahit Zarifoğlu Özel Sayısı da daha önceki özel sayılarımızdan geri kalmayacağı niyeti ve çabasıyla hazırlandı. Bu sayımız da arkadaşlarımızın tümünün özverileri ve emeği ile ortaya çıktı. Yaşamak ve şiiri bağlamında tekrara düşmek pahasına da olsa farklı bakışları, okumaları yansıtmak amacıyla birden çok yazıya yer vermek zorunda kaldık. Umarız niyetimiz amacına ulaşmıştır. Bu sayımıza katkılarından dolayı Cahit Zarifoğlu’nun ailesine, oğlu Ahmet Zarifoğlu’na, Ali Ural’a, Zarifoğlu’nun bugüne dek yayımlanmamış roman çevirisini bize ulaştıran Mehmet H. Maraşlıoğlu’na, bu sayıyla birlikte hediye olarak verdiğimiz Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak Belgeseli’ni yayınlama iznini veren Kanal 7 yönetimine ve İsmail Kılıçarslan’a teşekkür ederiz.

Hece ve Heceöykü dergilerinin yeni sayılarında ve Ocak 2008’deki özel sayımızda buluşmak dileğiyle.

HECE

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.