[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

AHMET SARI

DERİ DÖKÜMÜ

----------------------------------------

Derimi daha iyi kaşıyabilmek için tırnaklarımı uzattım.

Derimin kaşıntısını durduramıyordum. Kemiklerimden, belki de iliklerimden gelen bir kaşıntı gibiydi bu, önüne geçemiyordum. Başlangıçta omurga bölgemdeydi kaşıntı, sonra sağ ve sol karın bölgeme, göğsüme, kollarıma ve ayaklarıma yayıldı. İlkin bilinçsiz bir kaşıntı gibi duruyordu bu, sonra bilinçsizlik, yerini kaşıntıdan zevk almaya bıraktı. Kısa vadeli bilinçsiz kaşıntılarım arttıkça bu kaşıntı bir alışkanlık halini aldı. Kaşınmak için ister istemez kendime vakit ayırır oldum; inanmayacaksınız ama kaşıntılarım için kuytu yerler aradım. Bulduğumda bu kuytu yerleri, uzattığım tırnaklarımla dakikalarca bedenimi, derimi kaşıdım durdum.

Her şey sanırım kahrolası yazın geciktiği o günlerde olmuştu. Ekolojik denge bozulduğundan mıdır nedir, geçen senelere oranla gelmesi gereken yaz çoktan gelmemişti. Nadiren yağmurun yağdığı bu yerlerde her gün yağmur yağmaya başlamış, yazın gelmesini iple çeken ve ona ihtiyaç duyan benim gibi üniversite son sınıfta birinin özlemle beklediği o mevsim, kahretsin, bir türlü gelmemişti. Derdim sadece bu olsa iyiydi. Bir de ebeveynlerime zaten beş seneden beri yük olduğumdan dolayı, artık onların yüklerini azaltma niyeti ve iş bulabilmek amacıyla çalışmak için önüme çıkan bilindik tüm mağazalara başvurmuştum. Bim'e, Migros'a, Carrefour'a çoktan başvurmuş orada prime-time iş bulamayınca bir de şansımı Turkcell adlı telefon şirketinde denemeye çalışmıştım. Turkcell'in müşteri hizmetlerinde çalışmak istiyordum. Ağzım iyi laf yapıyordu. Konuşmalarımı, diksiyonumu arkadaşlar beğeniyordu. Bir de bu şirkette şansımı deneyeyim dedim. Şirket elemanları mülakat için vakti ayarlamışlardı. O güne odaklandım.

Heyecanlıydım. Alanında uzman üç şirket çalışanlarının bana sorabileceği tüm sorulara hazırlanmaya çalışıyordum. Elbette yüreğim pır pır ediyordu, ne de olsa bugüne dek okuduğum bölümde hazırlık sınıfı dâhil beş seneden beri ebeveynlerimin gönderdiği parayla hayatımı sürdürmüş, ancak şimdi kendi ayaklarım üzerinde duracağım gerçeği ile yüz yüze gelmiştim. Bu benim için büyük bir fırsattı. Öğrencilikten belki de kendine güvenen bir birey oluşluğa, kendi parasını kazanan olgun insan oluşluğa ilk adımdı bu. Bunun ayrımındaydım.

Beni mülakata tabi tutacak üç jürinin önüne etkili bir şekilde çıkabilmek için aylar öncesi kıyafetlerimi seçtim. Turkcell mülakatım yaz ayında gerçekleşeceğinden, kahverengi tonları sevdiğim için ayakkabılarım da dâhil kostümümü kahverengi tonlarda beğendim. Ayakkabının kemerle, kemerin yaka mendiliyle, gömleğin kravatla, kravatın ceketle ve aslında hepsinin birbiriyle uyumuna dikkat ettim. Yaşadığım şehirde gezmedik, görmedik mağaza bırakmadım. Giyeceğim kostümün tonlarının ve renk uyumunun, karşısına çıkacağım insanları ikna etmede, ruhlarını etkilemede, verecekleri kararlarda büyük payı olacağını düşündüm. Hatta kahverengi tonlarda takım elbisem için uygun cep mendili bulamadığımdan dolayı, koca bir günümü mağazalarda kahverengi cep mendili aramaya adadım. Gezmelerimde birçok türde kumaş mendil gördüm ama kahverengi tonlarda olmadıkları için onları almadım. Cebimden çıkardığımda bu mendilin takım elbisemle uyum içinde olmasına dikkat ettim. Şirket çalışanlarının da buna dikkat edeceğini düşündüm. Sonunda kuytu yerlerde konuşlanmış bir çorapçıda kahverengi mendili hem de epey ucuza bulduğumda ruhum rahat etti ve görüşmeye artık en azından dış görünüş olarak, mendilin bulunmasıyla ruhsal olarak da hazır olduğumu hissettim.

Karşılarında oturduğumda hiç de rahat hissetmedim kendimi. Heyecanımdan dolayı ağzımda, dilimde, damağımda bir kuruluk oluştu. "Dilin, dudağın, damağın çölleşmesi" de denebilirdi buna, tükürük bezlerimin kendilerine ihtiyaç duyduğum zamanda beni oracıkta yapayalnız bıraktığı anlamına gelirdi bu. Tükürük bezlerimin beni oracıkta yalnız bırakması, geri çekilmesi, kuruması da neyin nesiydi? Yaklaşık yarım saatlik kıran kırana bir bilgi alış verişinden sonra, yorgun zihnim, çökmüş,  sırılsıklam olmuş bedenim. Şirket çalışanlarının odasından dışarıya çıktığımda kendimi yaşlanmış hissedişim. Umutsuzluğun o derin boşluğu. Nereden gelip de beni bulduğunu bilemediğim terk edilmişlik duygusu. Soğuk ruhlar arasında beyhude aranan sıcak bir dulda yoklaması. Mülakatta başarısız olduğumu bana oturdukları yerden bildirdiklerinde ruhumun sırçadan köşkünün yerle yeksan oluşu. Şangırrrr diye bir ses, yalnız benim duyabildiğim. Başımın dönmesi ve soğuk bakışlar, o şirket çalışanları, o şirket çalışanları, o şirket çalışanları.

 

Kendimi zar zor dışarıya atışımla birlikte, içerisinin o basık havası yerine dışarıda esen o serin rüzgâr. Boğazımı sıkan kravatı gevşetişim ve ceketimi çıkarıp kollarımın arasına alışım. Uzun, upuzun bir yol, tenha. Ağır ağır bir yolculuk bu yolda, hiç acelem yok. Sonra acelem olsa da ne olacak Allah aşkına.

Daha bu yolun yarısına gelmeden omurga kemiğin olduğu bölgede bir kaşıntı başladı. Sırt kemiğimin olduğu yerde bir kaşıntı. Kendimi kirli hissetmeye başlamıştım, kaşıntı ondan mıydı? Üç şirket çalışanlarının soru bombardımanlarına maruz kalmam sonucu, içinde zerre kadar iyi niyet taşımayan soruların, tuzak soruların, alçak soruların, hiçbir amaç gütmeyen ne idüğü belirsiz soruların bombardımanına uğradığım ve bunların altında çaresiz kaldığım için kendimi kirli hissettiğimden mi başlamıştı bu kaşıntı bedenimde. Yırtarcasına kalçamın üzerinde sırtımın altında yer alan bu bölgeyi kaşımaya başladım. Yolda olduğum için bir araba geçer, biri görür diye rahat rahat kaşıyamıyordum bu bölgeyi. Gömleğimi, kumaş pantolonun üzerinden çıkarmış ve tırnaklarımı derime geçirmiştim. Kaşıntım durmuyordu. Tırnaklarım omurga kemiğime yakın yerde kıllara değiyor, derimin üzerinde sanki kabarcıklar varsaydığımdan beni bir şeyin ısırıp ısırmadığı şüphesini duyuyordum. Kaşıntı kısa bir süre sonra sırtıma doğru yayıldı. Sonra sağ ve sol karın bölgemde başladı. Göğsüme ve kollarıma doğru sıçradı bu kaşıntı, ayaklarıma uzandı. Öylesine başlayan bir kaşıntı gibi duruyordu bu, beni korkutmaya başladı. Kendimi otele zar zor attım. Takım elbisemi, mülakatta giydiğim iğrenç elbisemi hızlıca çıkarttım üzerimden. Kendimi kirlenmiş mi hissediyordum? Duşun altına girdim. Sabunla, şampuanla bulabildiğim tüm temizlik malzemeleriyle bedenimi yıkadım. Köpürttüm bedenimi, temiz, kullanmadığım ikinci bir atleti kese yapıp bedenimi sabunla, şampuanla köpürttüm. Derim kıpkırmızı olana, nerdeyse derim soyulana, başka bir renk alana dek bu atlet keseyle üzerinden geçtim onun. Sonra sıcak suyla kirli derimi, kirli sandığım derimi kanalizasyon çukurlarına gönderdim. Yarım saate yakın kaşıntımı durdurabilmek için banyoda sıcak duşun altında kaldım. Nefes alamıyordum artık. Tansiyonum da düşmüştü. Banyoda ortalık buhar olduğu için göz gözü görmüyordu ve dışarı çıkmak zorunda hissettim kendimi. Havluları üzerime geçirmeden kendimi otelin nevresimi temiz yatağının üzerine attım. Kaşıntı geçmemişti. Kaşıntı derinden, çok derinden gelmeye devam ediyordu.

Şimdi başıma gelen o olaydan biraz daha zaman geçmesine rağmen derimi daha iyi kaşıyabilmek için tırnaklarımı uzattım. Tırnaklarımı derime geçirdikçe, küçücük kıymıklar halinde tırnaklarım arasında kendi deri kırıntılarımı görüyorum. Kaşıdıkça kaşınıyor derim ve etim, sanki iskeletime varmak ve derimi yırtmak, o köken kaşıntıya ulaşmak arzusu içindeyim. Bu susuzluk, tarif edilmez bir susuzluk hali. Ve derimi kaşıdıkça aldığım haz da tarif edilmez bir haz. Kendime zarar verdiğimin, üçüncü derece yanıktan bile kötü görünen derimin soyulduğunun, yüzüldüğünün ayrımındayım. Ama kaşıdıkça beni kendimden geçiren ve "daha derine, daha derine kaşı beni" diyen tenimin benimle dalga geçtiğini düşünmeye başladım. Bedenim benim, etim, tenim; kaşıntılarla kökenine ineceğim iskeletim. Belki kemiklerimde iliğimdir bu kaşıntıyı veren bana. O zaman tırnaklarımla derine, daha derine…-

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.

 

 


Son değiştirilme tarihi: 08/12/11 18:44.