|
MİNE HOŞCAN BİLGE
8. İZMİR ÖYKÜ GÜNLERİ'NİN ARDINDAN
"ÖYKÜDEN TİYATROYA"
"Dünya Öykü Günü" etkinlikleri
çerçevesinde düzenlenen 8. İzmir Öykü Günleri, bu yıl 12-13-14 Şubat
tarihleri arasında, Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi'nde İzmir'in
fırtına ve yağmur sesleri eşliğinde yapıldı. Osman Şahin'in onur konuğu
olduğu 8. İzmir Öykü Günleri'nde, "Öyküden Tiyatroya" üst başlığıyla,
öykü ve tiyatro ilişkisi, tiyatroya uyarlanan öyküler konuşuldu.
Açılış konuşmalarını yapan Konak
Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ, Ege Kültür Vakfı Başkanı Azra
İnmeler ve Edebiyatçılar Derneği Başkanı Gökhan Cengizhan, edebiyatın
sağaltıcı gücü ile umudun büyütüldüğü, her öykü ile bir yaşamın
keşfedildiği, öykü ile diğer sanatlar arasında her zaman bir ilişkinin
olduğu noktasında birleştiler.
Osman Şahin'nin 38 yıllık öykücülüğü
ile ilgili bir dia gösterisi yapıldı. Şahin'nin yaşamı, kitapları ve
ödülleri anlatıldı. Osman Şahin, Dünya Öykü Günü'nde yapılan bu tür
etkinliklerin, öykü olimpiyatları olduğu söyledi.
Günün ilk oturumu "Osman Şahin
Öykücülüğü", Hülya Soysekerci'nin başkanlığında yapıldı. Hülya
Soyşekerci, İsmail Mert Başar ve Gülseren Engin, Osman Şahin'nin
öykücülüğünü farklı yönleri ile irdelerdiler. Soyşekerci, Şahin'nin
öykülerinde şiirsel ve yalın bir dil kullandığını, yerel sözcüklerle
dilin olanaklarını genişlettiğini, bunu yaparken, dilin temel
kurallarına müdahale etmediğini belirtti. Başar, "Toplumcu Gerçekçilik
Açısından Osman Şahin Öykücülüğü" başlıklı sunumunda; Şahin'in
öykülerindeki toplumsal izleklerden söz etti. Öykülerinde sıklıkla sınıf
gerçeğinin üzerinde durduğunu, görünür gerçeklerden sınıflara geçiş
yaptığını ve öykülerini kesinlik üzerinden değil, olasılıklar üzerinden
kurduğunu vurguladı. Gülseren Engin'se; Osman Şahin öykülerinde gizlenen
sinema ve senaryodan sözetti. Şahin'in anlatıcı geleneğinden geldiğini,
onu modern zamanlar anlatıcısı olarak düşündüğünü söyledi. Öykülerinde
ayrıntıların önemli olduğunu, ayrıntıların kırsal yörelerin dramını
ustalıkla yansıttığını belirtti. Şahin'in öykülerinden sinemaya
uyarlanan filmleri, oyuncuları, yönetmenleri ve aldığı ödülleri
açıkladı.
"Öyküden Tiyatroya" konusunda M.
Sadık Aslankara ve Ahmet Önel konuştu. Önel, şiirle beslenen öykülerin
tiyatroya uyarlanmasının zorluğundan, asıl olanınsa, dil ve anlatı
olduğundan sözetti. Sanatın beşiğinin tiyatro olduğunu vurguladı. Önel
konuşmasını, "İnsan öyküsü hiç bitmediği için bu öykülerin tiyatroya
yansımasının da hiç bitmeyeceğine inanıyorum." diyerek bitirdi.
Aslankara da öykü, sinema ve tiyatro disiplinlerinin her birinin,
sözcüklere bağlı gözükse de sözcüklerin, yalnızca öykünün içinde yerli
yerine oturtulabildiğini ve sinemada kareye, tiyatro ve oyundaysa; eylem
içine yerleştirilebildiğini belirtti.
"Dünyayı Sarsan Oyunlar Çehov: Hülya
Nutku. Brect: Yılmaz Onay" başlığında; Hülya Nutku, Çehov ve
oyunlarından, Yılmaz Onay ise; Brect ve oyunlarından sözetti. H. Nutku;
Çehov'un oyunlarının, genellikle tek perdelik olduğunu, oyunlarında olay
dizilişi ve karakterler arası ilişkilerin devamlı değiştiğinden,
kahramanlarınınsa hep karamsar oluşundan söz etti. Y. Onay ise; Brect'in
politik oyunlarının fazla olduğunu, oyunlarında sanatın toplumsal
sorumluluğunu üstelendiğinin görüldüğünü söyledi.
Hidayet Sayın ve Funda Özşener
"Öyküden Tiyatroya" konusunu işlediler. Sayın, Dede Korkut'la başlayan
öykücülüğümüzün, yıllara göre gelişimini örnekler vererek anlattı.
Tiyatroda olay örgüsüne ve dile dikkat edilmesi gerektiğini, yazarın
yeteneğinin ve düş gücünün önemini belirtti. Özşener de; insandaki
öyküleme sanatının, tiyatro ve edebiyatta ortaya çıktığını, her insanda
saklı bir öykü bulunduğunu ve insanın, diğerlerinin öyküsü ile
edebileştiğini belirtti. Ayrıca tiyatronun, hayat öykülerini görünür
kıldığını söyledi.
"Ustalara Saygı: Nazım Hikmet"
bölümünde Özdemir Nutku, "Nazım Hikmet'in Tiyatro Anlayışı" başlıklı bir
sunum yaptı. Hikmet'in anlaşılamamış, iyi bir tiyatro yazarı olduğunu ve
ölümünden bir yıl önce, kendi tiyatro anlayışı üzerine yazdığı bir
yazıda; "… Ömrüm boyunca tiyatro sanatının etkisinde kaldım." dediğini
belirtti.
Etkinliğin ikinci günü, Muzaffer
İzgü'nün, "Öykülerde Yazarın Çocukluk Kırıntıları" başlığında yaptığı
konuşma ile başladı. İzgü, yazarın içinde bulunduğu çağdan sorumlu
olduğunu, özellikle gülmece yazarlarının yaşadığı günü mutlaka takip
etmeleri gerektiğini belirtti. Ardından "Öyküden Tiyatroya" konusunu
Özen Yula ve Şükran Yücel anlattı. Şükran Yücel doyurucu sunumunda;
tiyatro ve öykü disiplinlerinin yakınlığından söz etti. William
Shakespeare ve Hamlet'in oyunları hakkında genel bir bilgi verdi.
Hamlet'in öyküsü etrafında, yeni öyküler yazılmaya başlandığını ve
tiyatroda öykünün önemli olduğunu, efsanalerden mitolojilerden
yararlanıldığını söyledi.
Özen Yula ise; dünyada her şeyin bir
hikâyeye dayandığını söyledi. Ancak tiyatroda bu paylaşımın birebir
olamadığını, çünkü yönetmenin, zaman zaman, öykü ile yazar arasına kendi
dünyasını eklememeye çalıştığını ve hatta yazarı gözardı bile edebilmek
istediğini anlattı.
"Ayhan Bozfırat Öykücülüğü" başlıklı
konuşmasında Sırma Köksal; annesi Ayhan Bozfırat'ın öykücülüğüne
tarafsız bakmasının mümkün olmadığını söyledi. Annesinin soyut hikâyeler
yazsa da hayattan beslenen bir yazar olduğunu belirtti. Öykülerinde
eksiltmeye çok önem verdiğini ve hep bir kelime daha da eksik yazmaya
çalıştığını vurguladı.
"Öyküde Kurgu, Oyunda Kurgu"
başlıklı sunumunda Selma Baş, kurgunun tanımını ve bazı yazarların kurgu
konusuna bakışları ile ilgili alıntılar yaptı. Başarılı eserlerin sağlam
kurguya dayalı olduğunu, oyun ve tiyatronun farklı alımlayıcılarının
bulunduğu göz önüne alındığında; bu iki disiplinin kurgularının farklı
olduğunu ve bu farklılıkları anlattı.
"Yayıncı Açısından Öykünün Kitaba
Yolculuğu" ile ilgili Everest Yayınları'ndan Sırma Köksal, Turkuvaz
Kitap'tan İlknur Özdemir ve Can Yayınları'ndan Cemil Kavukçu görüşlerini
paylaştılar. Kavukçu; kitabını bastırdığı zamana kadar geçen, sıkıntılı
dönemden söz etti. Yayınevlerine dosya gönderenlerin, dosyalarının
okunmadığına dair bir kanılarının olduğunu söyledi. Özdemir;
yayınevlerine çok sayıda dosya geldiğini, yazar adaylarının
yayınevlerine okunması için süre vermelerini istedi. Öykünün, yayımlanan
öykü kitaplarının sayıca azaldığı için öykünün bir mücadele içinde
olduğunu anlattı. Köksal ise; yayınevlerine gelen dosyaların özenli
olması gerektiğini, -Özdemir'in dediği gibi- bulunulan önerilerin
uygulanmasa bile saygıyla karşılanması gerektiğinin üzerinde durdu.
"Yayıncı Açısından Oyunun Kitaba
Yolculuğu"nu ise; Mitos Boyut Yayınları'ndan Yılmaz Öğüt anlattı. Öğüt,
yeni tiyatro yazarlarının kitaplarını basmaya özen gösterdiklerini
söyledi. Tiyatro kitaplarının okurunun az olduğu gibi bu kitapları
yayımlayan yayınevlerinin de fazla olmadığını ve özel veya şehir
tiyatrolarında, tiyatro kitaplarının satışının yapılabileceğini söyledi.
"Sokaktan Geçen Öyküler" başlığında
Sokak Tiyatrosu adlı kitabın yazarı Semih Çelenk, görüşlerini paylaştı.
Modern sanatta öykünün, insandan yana taraf olduğunu, artık öykülerin
eylemlere eşlik ettiğini ve öykü ile ilgili bildirilerin yazılabildiğıni
belirtti. Öykünün yitiminin, öykü anlatıcılığının ve sanatçının da
yitimi olduğunu, ayrıca öykünün kayboluşunun düş gücü ve ütopyanın da
yok olabileceği sayılabileceğini ifade etti.
"Ustalara Saygı Orhan Kemal"
bölümünde, oğlu Işık Öğütçü babası Orhan Kemal'i anlattı. Orhan Kemal'in
çok yönlü bir sanatçı oluşunun, hayatın içinden gelişiyle ilgili
olduğunu söyledi. Nazım Hikmet ile hapishanede koğuş arkadaşı olması
nedeniyle, ondan çok etkilendiğini ve yapıtlarında mutlaka bir 'usta'
karakterin bulunduğunu, bu ustayı da Nazım Hikmet örneğinden aldığını
belirtti.
Etkinliğin son günü, 14 Şubat'ın
"Dünya Öykü Günü" olması nedeniyle, Osman Şahin tarafından kaleme alınan
öykü bildirisinin okunması ile başladı.
"Öyküden Tiyatroya" konusunu Üstün
Akmen ve Yılmaz Onay anlatılar. Onay; öykünün sahnelenebilmesi için
tiyatro unsuru taşıması gerektiğini, ayrıca öykünün fiil kipi olarak
yazılmasının da tiyatroya uyarlanabilmesine olanak sağlayabildiğini
belirtti. Öykünün işlevinin sahnelendiğinde değiştiğini, öyküsü olan
klasik metinlerin, parçalanıp ışık oyunları ile değiştirilerek
sahnelendiğinden de sözetti. Üstün Akmen de tiyatroyu diğer
disiplinlerden ayıranın, seyirciler önünde oynanması olduğunu ve bir
öykünün sahnelenebilmesi için mutlaka tiyatro diline çevrilmesi
gerektiğini söyledi.
Aydın Şimşek "Öyküde Deneysellik"
başlıklı sunumunda; sanat disiplinlerinin hepsinin deneysel olduğunu
düşünenlerden olduğunu söyledi. Deneyselliğin; sosyolojik, ekonomik ve
politik ihtiyaçlardan doğabileceğinden, ayrıca, nesnel ve öznel dış
gerçekçiliğe dayalı süreçlerden ortaya çıkabileceğinden söz etti.
Deneyselliğin, 'Bir şeyi anlamak onun karşıtını da anlamaktır.'
söylemini içerdiğini belirtti.
"Öyküde Zaman ve Mekân"ın
işlenişini, Özcan Karabulut anlattı. Karabulut, öyküde zaman kavramının,
öykünün satırları arasında veya bir ayrıntıda gizli olduğunu belirtti.
Bunun yanında mekân objesinin kullanılmadığı izlenimini veren öykülerin
de bulunduğunu, ancak bu öykülerde de içten içe bir mekânın mutlaka
tarif edildiğini söyledi. "Oyunda Zaman ve Mekân" ilişkisini de Haluk
Işık anlattı. Tiyatronun estetik ve duygusal haz yaratacak sanatsal
olaylar silsilesi olarak da tanımlanabileceğini belirtti. Sanatsal
yaratıda kuralların olmadığı ve öyküdeki zaman, mekân algısının
yaşatılan bir olanak olduğunu söyledi.
"Oyunlarla, Öykülerle Yaşayanlar"
bölümünde Şerife Yalçınkaya Oğuz Atay'ın, Özlem Belkıs Sevim Burak'ın,
Asuman Susam ise Vusat O. Bener'in, öykü izleklerini anlatılar.
Yalçınkaya; Oğuz Atay'ın, Korkuyu Beklerken ve Oyunlarla Yaşayanlar adlı
kitaplarındaki, ortaklıklar ve farklılıklar üzerinde durdu. Özlem Belkıs
konuşmasına, Sevim Burak'ın yaşamöyküsüyle başladı. Burak'ın
yapıtlarının yaşadığı dönem koşulları içinde değerlendirmesi
gerektiğini, öykülerinde ana karakterin kadın olduğunu ve kahramanlarını
yaşamındaki kişilerin özyaşam öykülerinden yola çıkarak yazdığını
anlattı. Asuman Susam da Bener'in metinlerinin tarihsel bağlamda dönem
anlatıları olarak değerlendirebileceği gibi bu metinler üzerinde farklı
okumaların da yapılabileceğini söyledi. Yapıtlarında dilin esas
olduğunu, dille bir nesne olarak ilgilenmediğini ve eserlerinde üst
kurmaca yöntemini çok fazla kullanmadığını anlattı.
"Öyküde Yeni Gerçekçilik: Yanılsama
ve Fantazya" başlığında İnci Aral, masalların ve mitolojinin, bütün
insan hallerini anlatırken, fantazya içinden baktığından söz etti.
Fantastik öykü, dünyaya olasılıklar üzerinden bakabilmeyi ve gerçeği
daha da detaylı anlatmayı gerektirdiğini vurguladı. Aral, fantazya için
önce görünmeyene bakmanın önemli olduğunu söyledi ve konuşmasını "Yeni
bir öyküye ihtiyacımız var ve yeni öykü fantazyanın kanatlarında
yükselecek" diyerek bitirdi.
"Ustalara Saygı Haldun Taner"
bölümünde Haldun Taner'i, tiyatro ve öykü yazarı Haldun Taner'in anısına
geleneksel olarak düzenlenen 22 inci "2007 Milliyet Haldun Taner Öykü
Ödülü" nü "Gönlümün Şirazesi Bozuldu" adlı kitabıyla kazanan Hasan
Özkılıç anlattı. Özkılıç, Haldun Taner'in metinlerinde yalın bir
anlatımın bulunduğunu ve kendine özgün bir öykü alanı olduğunu belirtti.
Taner'in öykülerinde insanlık hallerini anlattığını da vurguladı.
8. İzmir Öykü Günleri Haldun
Taner'le ilgili dia gösterimi ile sona erdi.
Etkinlik sürecinde, katılımcılar
"Şimdi Öykü Zamanı" saati ile; İnci Aral, Cemil Kavukçu, Özen Yula,
Dinçer Sezgin, Ferda İzbudak Akıncı, Canan Tan, Vicdan Efe, Murat Şahin,
Emel Kayın, Handan Gökçek ve Can Gazalcı öykülerini paylaştılar. Ayrıca
"Bir Osman Şahin Öyküsü" Alime Mitap Yalçın, "Bir Oğuz Atay Öyküsü" nü
Hüseyin Peker, "Ayhan Bozfırat Öyküsü" nü Oğuz Tümbaş, "Bir Çehov
Öyküsü" nü Gönül Çatalcalı ve Vüsat O Bener'den Bir Öykü"yü de Güzin
Oralkan seslendirdi.
|