[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

SELVİGÜL KANDOĞMUŞ ŞAHİN

AHİRET MEYVESİ

 

Aylar, belki yıllar var kalem elime yaban düşeli.

İçimde düğüm düğüm kelimeler.

Kelimeler ki sığınılan yalnızlıklarda bir nefes gibi yetişirler.

Yazmak bazen acıtır bir yerlerimizi..Anlam veremediğimiz bir yalnızlığın içinde buluruz kendimizi.

Kaleme döndüğüm şu günlerde içim bir tuhaf. Anlayamadığım bir heyecan dalgasıyla ürperiyorum.

Biliyorum kimseler anlamaz beni.

Beni anlayana yönelmek istiyorum. Beni anlayacak, derdime derman olacak olana.

Dualara duruyorum.

Gözyaşlarım ırmaklaşıyor, tenha gecelere inat. Yalnızlıklara bürünmek, eşten dosttan kaçmak, gitmek istiyorum.

Gitmek istiyorum, ama nafile, yüreğim hala inatlaşıyor benimle.

...

Onun günlerime gelmesiyle,  yeşermişti çölleşen umutlarım.

Sanki damarlarıma ayrı bir kan yürümüş, yaşama sevinciyle her şeyi kucaklamak istemiştim.

Yıllar var özlemler içindeyim.

Yıllar var sorgu dolu ve suçlayıcı bakışlarla, vurguna uğramış haldeyim.

Çaresizim...

Yalnız gecelerde, "anne...anne.." diye seslendiğini duyuyorum. Kan ter içinde uyanıyorum.

Biliyorum sen beni anlamaya çalışıyorsun ama kendimi sana anlatamıyorum..

Hani onu kaybettiğim gün, onu bulup da kaybettiğim gün. Nasılda benimle sarsıla sarsıla ağlamıştın.

Her şeye rağmen beni tam olarak anlayabilir misin?

O benden, benim canımdan, kanımdan, bedenimden akıp gitti.

Giderken, sevincimi, hayata bağlılığımı, umutlarımı da götürdü sanki.

Ben geceler boyu sayıklamalarla kan deryasında yüzerken, sen beni sarıp sarmalıyor, ıslak alnımı siliyorsun.

Titreyen ellerimi serin ellerine alıyorsun. Başımın üzerinde yıldızlar dönüyor. Ben kendi yıldızımı arıyorum, bulamıyorum.

Geceler karanlık ve soğuk, bana sokuluyorsun, sıcak nefesinle ısınıyorum sanki ama içimdeki o koca boşluk titretiyor bedenimi.

Boşluk, dipsiz ve karanlık. Çocukluk anılarım, oyuncaklarım, sarı saçlı bebeğim geceler boyu ellerimden o boşluğa yuvarlanıyor.

Sonra sancılar başlıyor. Başıma ve kasıklarıma ani giren sancılarla gözlerim kararıyor.

Senin içimdeki varlığınla dönen başım şimdi sancılarla dönüyor. Halbuki daha yeni yeni alışıyorduk birbirimize

Sana pembe bir çift patik, yine aynı renklerde küçük bir yelek bile örmüştüm.

Ama sen gidiyorsun.

Gidiyorsun ve ben hiçbir şey yapamıyorum.

Ellerimle tutmak istiyorum. Dokunmak istiyorum ılık bedenine. Parmak uçlarım alev kesiliyor. İçimde serin ırmaklar. Bakışlarında olmak istiyorum, Bulanık, dumanlı bakışlarında kaybolmak.

Sırf bu yüzden parmak uçlarım yanıyor. Belki senin minicik ellerin değer ellerime. Belki dokunurum. Tutarım göğsüme bastırırım. Sızlayan döşüm akar pembe küçük dudaklarına. Yüreğime yaslarım seni. Ama sen gitme telaşındasın.

Geçen gün ismini bile düşündüm. Benim kızım dedim. İncinur.İncinur benim kızım.

Unuttum, gafil davrandım. Benim kızım dedim. Allahım! Çok mu ileri gittim.

Sancılar artıyor. Oda daralıyor. Bu bir kâbus olmalı diyorum. Yalnızım ve sancılarım artıyor.

Sonra bir kan deryasının içinde buluyorum kendimi. Sen akıp gidiyorsun. En dayanılmaz sancılar eşliğinde akıp gidiyorsun. Şimdi her yer karanlık, ben hâlâ senin küçük ellerini arıyorum.

Gecelerimin Süreyya yıldızı, ahiret meyvem... Gitti ve benim içim yanıyor. Kan çanağı gözlerimle, odalara kapatıyorum kendimi. Kahroluyorsun, kahroluyorum.

Yüreğine ağır geldi bu yük diyorsun. Tamam diyorsun. Sen değerlisin diyorsun.

Terden yapış yapış olmuş saçlarımı öpüyorsun.

Seni seviyorum diyorsun. Ama benim içim acıyor. Yavrum gitti. Yıllardır beklediğimiz, dualarla özlediğimiz, adaklar adadığımız, yavrum daha dokunamadan, koklayamadan gitti.

Sen ve ben olan, bizi bir eden, bizden gelen canımız gitti.

Ağlamaktan yorulan bedenimi sana yaslıyorum.

Sahi sen kimlerin omzunu yaslıyorsun başını.

Tam on iki yıl bekledim yolunu. Her bahar ayrı bir heyecan dalgası sarardı bedenimi.

Analığı kuşanmak, yeşermek isterdim, coşan tabiat gibi. Özlemlerle geçen tam on iki yıl, yolunu gözlemek zordu.

Sen hep benim yanımdaydın. Sana bir evlat verememenin acısı yüreğimi kemirirken, seni de ihmal ediyordum. Oysa sen mütevekkil, her zamanki sakinliğinle beni avutmaya çalışıyordun. Bıkmadan, usanmadan. Aynı evin içinde, ayrı dünyalardaydık.

Ben doğuramamanın yoksunluğunda, yazmaya yöneldim. Yazarak çoğalıyor, içimi acıtan bu halden ancak yazarak uzaklaşıyordum. Daha doğrusu öyle sanıyordum. Her yazı da benim için ayrı bir doğum sancısı demekti oysa. Yazarak var olduğumu zannettiğim zamanlarda, nasılda yazıyla yok olduğuma, eridiğime şahit oldum. Yazmanın girdaplı ve sancılı dönemlerinde yalnızlıkları çoğaltıyor, herkesten ve her şeyden kaçıyordum. Yazmakla yaşamak arasında sıkışıp kaldığım an sen yetiştin imdadıma. Senin içimdeki varlığını hissetmemle benim yazıyla olan bağımda kopmuş oldu. Artık senin yıllar süren özleminden sonra, doyasıya seni yaşayacaktım. Bu böyle sürecek zannettim. Gafil avlandım. Heyecanım dorukta, sana kavuşma telaşı her yanımı sarmışken, seni bulmuşken. Daha doğrusu bulduğumu sandığımda sen kayıp gittin dünyamdan. Tıpkı bir yıldız gibi…

...

Her şey bu dünyaya sığmaz bir tanem diyerek beni teselli ediyorsun. 

Evet her şey bu dünyaya sığmaz. Bu dünya şimdi avuçlarımın arasında. Herkesin imtihanı başka başka diyorsun.

Ne güzel teselli ediyorsun beni. Rüyalarımı da teselli eder misin, uzanabilir misin düşlerime.

Ya yazdıklarımı anlamaya çalıştın mı hiç.

Ama helal olsun hep yanımdaydın. Diyorum ya sevgi bu olsa gerek.

Seviyorsun beni yoksa katlanılır birisi değilim ben.

Hele yavrumu kaybettikten sonra, hepten kaybettim kendimi.

Allahım, kadın niçin yaratıldı. Yeşermek, baharlara durmak ve doğurmak için değil mi?

Sorgulamalarla baş başayım.  Sen gözlerimin içine bakıp, elinden oyuncak bebeği alınmış bir kız çocuğu gibi bükülü dudaklarımla sana bakarken, sıkılı ellerimi açmaya çalışıyor ve "imtihan" diyorsun.

...

Islak mavi mavi bakan gözleri vardı, kıvır kıvır sarı saçları.

Saçlarının buklelerine daldırıyorum ellerimi.

Beyaz damarlı minik elleri avuçluyorum. Hayatımda böylesine güzel kibar el görmedim.

Yapma bebekler gibi diyorsun. Yapma bebekler diyorum bizim bebeğimizin taklidi.

Her şey bu dünyaya sımaz diyen sesin kulaklarımda.

Yavruma sarılıyorum. Kokusunu duyuyorum. Bu koku hani derler ya cennet kokusu.

İçim ürperiyor. Bedenime ait bir parçayı kucaklar gibi kucaklıyorum, sarılıyorum.

Sıcaklığı tüm bedenimi sarıyor. Allahım cennet meyvesi ne tatlı ne güzel.

...

Bir gün uyanacağımız o gün gelecek. Ve ellerime yıldızlar yağacak biliyorum.

Bu dünyaya sığmayan yavrumun kokusu hala burnumun direğini sızlatıyor

Islak mavi gözleriyle, öylece bakıyor.

Ellerinin yumuşaklığı her dem avuçlarımı yakıyor...-

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 29/05/08 11:51.