|
SELVİGÜL KANDOĞMUŞ ŞAHİN
AHİRET MEYVESİ
Aylar, belki yıllar var kalem elime
yaban düşeli.
İçimde düğüm düğüm kelimeler.
Kelimeler ki sığınılan
yalnızlıklarda bir nefes gibi yetişirler.
Yazmak bazen acıtır bir
yerlerimizi..Anlam veremediğimiz bir yalnızlığın içinde buluruz
kendimizi.
Kaleme döndüğüm şu günlerde içim bir
tuhaf. Anlayamadığım bir heyecan dalgasıyla ürperiyorum.
Biliyorum kimseler anlamaz beni.
Beni anlayana yönelmek istiyorum.
Beni anlayacak, derdime derman olacak olana.
Dualara duruyorum.
Gözyaşlarım ırmaklaşıyor, tenha
gecelere inat. Yalnızlıklara bürünmek, eşten dosttan kaçmak, gitmek
istiyorum.
Gitmek istiyorum, ama nafile,
yüreğim hala inatlaşıyor benimle.
...
Onun günlerime gelmesiyle,
yeşermişti çölleşen umutlarım.
Sanki damarlarıma ayrı bir kan
yürümüş, yaşama sevinciyle her şeyi kucaklamak istemiştim.
Yıllar var özlemler içindeyim.
Yıllar var sorgu dolu ve suçlayıcı
bakışlarla, vurguna uğramış haldeyim.
Çaresizim...
Yalnız gecelerde, "anne...anne.."
diye seslendiğini duyuyorum. Kan ter içinde uyanıyorum.
Biliyorum sen beni anlamaya
çalışıyorsun ama kendimi sana anlatamıyorum..
Hani onu kaybettiğim gün, onu bulup
da kaybettiğim gün. Nasılda benimle sarsıla sarsıla ağlamıştın.
Her şeye rağmen beni tam olarak
anlayabilir misin?
O benden, benim canımdan, kanımdan,
bedenimden akıp gitti.
Giderken, sevincimi, hayata
bağlılığımı, umutlarımı da götürdü sanki.
Ben geceler boyu sayıklamalarla kan
deryasında yüzerken, sen beni sarıp sarmalıyor, ıslak alnımı siliyorsun.
Titreyen ellerimi serin ellerine
alıyorsun. Başımın üzerinde yıldızlar dönüyor. Ben kendi yıldızımı
arıyorum, bulamıyorum.
Geceler karanlık ve soğuk, bana
sokuluyorsun, sıcak nefesinle ısınıyorum sanki ama içimdeki o koca
boşluk titretiyor bedenimi.
Boşluk, dipsiz ve karanlık. Çocukluk
anılarım, oyuncaklarım, sarı saçlı bebeğim geceler boyu ellerimden o
boşluğa yuvarlanıyor.
Sonra sancılar başlıyor. Başıma ve
kasıklarıma ani giren sancılarla gözlerim kararıyor.
Senin içimdeki varlığınla dönen
başım şimdi sancılarla dönüyor. Halbuki daha yeni yeni alışıyorduk
birbirimize
Sana pembe bir çift patik, yine aynı
renklerde küçük bir yelek bile örmüştüm.
Ama sen gidiyorsun.
Gidiyorsun ve ben hiçbir şey
yapamıyorum.
Ellerimle tutmak istiyorum. Dokunmak
istiyorum ılık bedenine. Parmak uçlarım alev kesiliyor. İçimde serin
ırmaklar. Bakışlarında olmak istiyorum, Bulanık, dumanlı bakışlarında
kaybolmak.
Sırf bu yüzden parmak uçlarım
yanıyor. Belki senin minicik ellerin değer ellerime. Belki dokunurum.
Tutarım göğsüme bastırırım. Sızlayan döşüm akar pembe küçük dudaklarına.
Yüreğime yaslarım seni. Ama sen gitme telaşındasın.
Geçen gün ismini bile düşündüm.
Benim kızım dedim. İncinur.İncinur benim kızım.
Unuttum, gafil davrandım. Benim
kızım dedim. Allahım! Çok mu ileri gittim.
Sancılar artıyor. Oda daralıyor. Bu
bir kâbus olmalı diyorum. Yalnızım ve sancılarım artıyor.
Sonra bir kan deryasının içinde
buluyorum kendimi. Sen akıp gidiyorsun. En dayanılmaz sancılar eşliğinde
akıp gidiyorsun. Şimdi her yer karanlık, ben hâlâ senin küçük ellerini
arıyorum.
Gecelerimin Süreyya yıldızı, ahiret
meyvem... Gitti ve benim içim yanıyor. Kan çanağı gözlerimle, odalara
kapatıyorum kendimi. Kahroluyorsun, kahroluyorum.
Yüreğine ağır geldi bu yük diyorsun.
Tamam diyorsun. Sen değerlisin diyorsun.
Terden yapış yapış olmuş saçlarımı
öpüyorsun.
Seni seviyorum diyorsun. Ama benim
içim acıyor. Yavrum gitti. Yıllardır beklediğimiz, dualarla özlediğimiz,
adaklar adadığımız, yavrum daha dokunamadan, koklayamadan gitti.
Sen ve ben olan, bizi bir eden,
bizden gelen canımız gitti.
Ağlamaktan yorulan bedenimi sana
yaslıyorum.
Sahi sen kimlerin omzunu yaslıyorsun
başını.
Tam on iki yıl bekledim yolunu. Her
bahar ayrı bir heyecan dalgası sarardı bedenimi.
Analığı kuşanmak, yeşermek isterdim,
coşan tabiat gibi. Özlemlerle geçen tam on iki yıl, yolunu gözlemek
zordu.
Sen hep benim yanımdaydın. Sana bir
evlat verememenin acısı yüreğimi kemirirken, seni de ihmal ediyordum.
Oysa sen mütevekkil, her zamanki sakinliğinle beni avutmaya
çalışıyordun. Bıkmadan, usanmadan. Aynı evin içinde, ayrı
dünyalardaydık.
Ben doğuramamanın yoksunluğunda,
yazmaya yöneldim. Yazarak çoğalıyor, içimi acıtan bu halden ancak
yazarak uzaklaşıyordum. Daha doğrusu öyle sanıyordum. Her yazı da benim
için ayrı bir doğum sancısı demekti oysa. Yazarak var olduğumu
zannettiğim zamanlarda, nasılda yazıyla yok olduğuma, eridiğime şahit
oldum. Yazmanın girdaplı ve sancılı dönemlerinde yalnızlıkları
çoğaltıyor, herkesten ve her şeyden kaçıyordum. Yazmakla yaşamak
arasında sıkışıp kaldığım an sen yetiştin imdadıma. Senin içimdeki
varlığını hissetmemle benim yazıyla olan bağımda kopmuş oldu. Artık
senin yıllar süren özleminden sonra, doyasıya seni yaşayacaktım. Bu
böyle sürecek zannettim. Gafil avlandım. Heyecanım dorukta, sana kavuşma
telaşı her yanımı sarmışken, seni bulmuşken. Daha doğrusu bulduğumu
sandığımda sen kayıp gittin dünyamdan. Tıpkı bir yıldız gibi…
...
Her şey bu dünyaya sığmaz bir tanem
diyerek beni teselli ediyorsun.
Evet her şey bu dünyaya sığmaz. Bu
dünya şimdi avuçlarımın arasında. Herkesin imtihanı başka başka
diyorsun.
Ne güzel teselli ediyorsun beni.
Rüyalarımı da teselli eder misin, uzanabilir misin düşlerime.
Ya yazdıklarımı anlamaya çalıştın mı
hiç.
Ama helal olsun hep yanımdaydın.
Diyorum ya sevgi bu olsa gerek.
Seviyorsun beni yoksa katlanılır
birisi değilim ben.
Hele yavrumu kaybettikten sonra,
hepten kaybettim kendimi.
Allahım, kadın niçin yaratıldı.
Yeşermek, baharlara durmak ve doğurmak için değil mi?
Sorgulamalarla baş başayım. Sen
gözlerimin içine bakıp, elinden oyuncak bebeği alınmış bir kız çocuğu
gibi bükülü dudaklarımla sana bakarken, sıkılı ellerimi açmaya çalışıyor
ve "imtihan" diyorsun.
...
Islak mavi mavi bakan gözleri vardı,
kıvır kıvır sarı saçları.
Saçlarının buklelerine daldırıyorum
ellerimi.
Beyaz damarlı minik elleri
avuçluyorum. Hayatımda böylesine güzel kibar el görmedim.
Yapma bebekler gibi diyorsun. Yapma
bebekler diyorum bizim bebeğimizin taklidi.
Her şey bu dünyaya sımaz diyen sesin
kulaklarımda.
Yavruma sarılıyorum. Kokusunu
duyuyorum. Bu koku hani derler ya cennet kokusu.
İçim ürperiyor. Bedenime ait bir
parçayı kucaklar gibi kucaklıyorum, sarılıyorum.
Sıcaklığı tüm bedenimi sarıyor.
Allahım cennet meyvesi ne tatlı ne güzel.
...
Bir gün uyanacağımız o gün gelecek.
Ve ellerime yıldızlar yağacak biliyorum.
Bu dünyaya sığmayan yavrumun kokusu
hala burnumun direğini sızlatıyor
Islak mavi gözleriyle, öylece
bakıyor.
Ellerinin yumuşaklığı her dem
avuçlarımı yakıyor...-
|