|
MUHAMMET TASA
ÇAĞDAŞ SURİYE ÖYKÜCÜLÜĞÜNE GENEL
BİR BAKIŞ
Suriye Arap Cumhuriyeti, 1946
yılında Fransızlardan bağımsızlığını kazanmıştır. 1919'dan 1946 yılına
kadar Fransız işgalini yaşamış olan bugünkü Suriye 1516 yılında
Mercidâbık savaşıyla Osmanlı Devleti'nin hâkimiyeti altına girdiğinden
beri yaklaşık dört asır süreyle Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası
olarak Şam eyaleti sınırları içerisinde yer almıştır.
Günümüz Suriyesi kuzeyinde Türkiye,
doğusunda Irak, güneyinde Ürdün batısında İsrail, Lübnan ve Akdeniz ile
çevrili sınırlardan oluşmaktadır.
Aslında Suriye, İslam tarihinin ilk
günlerinden günümüze kadar coğrafî olarak geniş bir bölgeyi kapsarken
her yönüyle çok önemli bir merkez olmuştur. Bu nedenle bu yöre ile
ilgili herhangi bir araştırma yaparken tarihî gelişimleri dikkate almak
gerekmektedir. XIX. yüzyılın sonlarında başlayan ve iki dünya savaşı
arasındaki dönemde devam eden kesit dikkate alındığında, Osmanlı
imparatorluğunun çöküşü ile bölgede başlayan istikrarsızlık, yeni
kurulan devletlerin sınırlarının geç belirlenmesi ya da sürekli
değişmesi gibi sorunlar, söz konusu yıllarda sınırları sabit bir
Suriye'den bahsetmeyi imkânsız kılmaktadır. Dolayısıyla birinci dünya
savaşıyla başlayıp günümüzdeki sınırlarına gelinceye kadar küçülen ve
geriye gittikçe de daha geniş bir coğrafî bölgeyi kapsayan bir bölge
olduğunu zihinde tutmak gerekmektedir. Buna bağlı olarak "Suriye
Öykücülüğü" denildiğinde Suriye Arap Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana
belirtilen sınırlar içerisinde Suriye öykücülüğünü anlamak
gerekmektedir.
Çağdaş Suriye öyküsünden bahsetmeden
önce bölgenin öykü edebiyatıyla tanışmasına değinmek uygun olacaktır:
Modern kısa öykü türünü ilk kez
Amerikalı yazar Edgar Allan Poe (1809-1849) ortaya koyduğu zaman Suriye,
Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilmektedir. Poe'dan sonra aynı
türde ilk eser verenler arasında Guy de Maupassant (1850-1893) Nikolay
Vasilyeviç Gogol (1809-1852) ve Anton Pavloviç Çehov (1860-1904)
bulunmaktadır. Öykü türünün öncülerinin verdiği eserler sonrası öykü,
tüm dünya ülkelerine yayılırken genel olarak Arap dünyasında gelişen
öykü edebiyatıyla Suriye'de yaşayan Araplar da tanışmışlardır.
Osmanlı dönemi öykü mirası daha çok
Batı edebiyatından yapılan ticarî amaçlı çeviri, eğitim ve sosyal
konularda belli bir seviyeye ulaşmış teliflerden oluşmaktadır. Bu iki
tür, edebiyat ve kültür dünyasında revaç bulduğu gibi, gazetecilik
alanında da yer edinmiştir. Ancak XIX. yüzyılın sonlarından itibaren XX.
yüzyılın büyük bir kısmı boyunca öykü veya herhangi bir konuyu anlatım
tarzı olarak öykü üslubu, vakit öldürücü, eğlendirici veya en azından
ciddiyetsiz bir uğraş olarak kabul ediliyordu.
Modern öykünün doğuşuna ilişkin pek
çok neden söz konusu olsa da sanayileşme, iş hayatının gelişimi ve buna
bağlı olarak çalışan kesimin okumaya ayıracak zamanının azalması,
Avrupa'da kısa öyküyü doğuran en önemli etkenler arasında yer
almaktadır. XIX. asrın başından 1930'lu yıllara kadar Suriye'de de
Avrupa'ya benzer bir şekilde öykücülüğü doğuran gelişmeler yaşandı.
Birinci dünya savaşı sonucunda Fransızların Suriye'yi işgal etmesine
kadar Suriye halkı genellikle yabancı dillerden yapılan çeviriler
sayesinde modern öyküyle tanıştı. Bu dönem sonrasında başta Muhammed
en-Neccâr olmak üzere bazı öncüler Suriye'de de kısa öykü yazmaya
başladılar. Saruca Pazarı Mahallesinden Dimeşkli bir öykücü olan
Muhammed en-Neccâr, yaptığı çalışmalarla Suriyeli öykücülerin atası
olarak tanınmıştır. 1930'lu yılların sonunda en-Neccâr'ın Hemesâtu
Beradâ ve Fî Kusûri Dimeşk adlı iki öykü kitabı yayımlanmıştır.
en-Neccâr'ı kısa öykünün
öncülerinden olan Fuâd eş-Şâib, Alî Hulkî, Cebrâîl Se'âde, İlyân Deyrânî
izlemişlerdir. Bu isimler öykülerini otuzlu yılların sonlarıyla kırklı
yılların başlarında kaleme almışlardır. Bunlardan özellikle Ali Hulkî,
ün kazanmıştır. Bu zâtın Rebî' ve Harîf (1931) isimli öykü kitabı
basılmış, diğer öykü kitapları ise kaybolmuştur. en-Neccâr ile Hulkî,
Suriye'de kısa öykücülüğün temellerini atmışlar, bu alanda çaba
harcamışlardır ve verdikleri eserler araştırmacı ve eleştirmenler için
belge niteliği kazanmıştır.
Suriye öykücülüğünün öncülerinden
olan bu ilk öykücülerden sonra kırklı yılların sonlarıyla ellili
yıllarda yeni bir kurucu nesil doğmuş; bunlar çok önemli eserler
vermişlerdir. Bu nesil, kısa öykü yazma üslûp ve tekniklerini
geliştirmiş ve bu güne kadar uyula gelen yazım yöntemlerini
geliştirmişlerdir. Bu yöntemler bu neslin en önemli faaliyetidir. Önde
gelen isimleri şöyledir: Saîd Hûrâniyye, Şevkî Bağdâdî, Samîm eş-Şerîf,
Mevâhib Keyâlî, Hasîb Keyâlî, Nasruddîn el-Bahra, Adnan ed-Dâ'ûk, Âdil
Ebû Şenb. Bu kuşak, öyküyü, basit olay örgüsü anlatımından yeni bir
edebî türe taşıyan karmaşık, zengin içerikli sanatsal anlatımlı öyküye
dönüştürmüştür. Günümüz Suriye öykücülüğü işte bu nesille başlamaktadır.
Ellili yılların sonundan itibaren
yeni bir öykücü kuşak ortaya çıkmıştır. Bu neslin üslûbu ve dili bir
önceki kuşaktan çok farklıdır. Birinci ve ikinci şahıs anlatımına
geçmişler, bir öykü içinde birden fazla anlatıcı tipini ve şimdiki zaman
kipini kullanmışlardır. Zaman unsuruyla oynamışlar, takdim, tehir vb.
aracılığıyla şimdiki, geçmiş ve gelecek zaman iç içe girmiştir. Uzun
cümlelerden vazgeçerek birbirlerini izleyen yoğun, kısa cümleleri tercih
etmişlerdir. Bazen alt başlıklar, bazen de sıra numaraları olacak
şekilde öyküleri bölümlere ayırmışlardır. Öykünün hacmi de değişmiştir.
Öyküde, konuşma dilinde de farklılıklar olmuş, cümleler kısalmış,
diyaloglar ağırlık kazanmaya başlamış, zaman zaman öykü tamamen diyaloğa
dönüşmüştür. Bu yeni nesil, atıf harfleri, zarflar vb. bağlantı
terkipleri ve edatlara ihtiyaç duymamıştır. Zekeriyâ Tâmir, George
Sâlim, Nedîm Mar'aşî bu nesildendir. Özellikle Dimeşku'l-Harâik (1973)
adlı eseriyle Zekeriyâ Tâmir bu kuşağın en önemli ismi olmuştur.
Altmışlı yılların sonuyla yetmişli
yılların başlarında öykü yazarları sayıca çoğalmıştır. Bir önceki neslin
tahkiye tekniklerini geliştirmişler ve anlatıya yeni teknikler
eklemişlerdir. Bu dönemin önemli isimleri şöylece sıralanabilir:
Muhammed Kâmil el-Hatîb, Abdullah Ebû Heyf, İbrâhîm el-Halîl, Sâmî
Hamza, Subhî Desûkî, Halîl Câsim el-Humeydî, Velîd Mi'mârî, İskender
Tu'me, Muhammed Halid Ramadân, Ahmed Mahmûd el-Mustafâ, Hasen M. Yûsuf,
Muhsin Yûsuf, Zuheyr Cebbûr, Muhammed Nedîm.
Dimeşk İttihâdu'l-Kuttâbi'l-'Arabî
(Dimeşk Arap Yazarlar Birliği) tarafından yayınlanan el-Mevkifu'l-Edebî
dergisi 1977 yılı 73, 74 ve 75. sayılarını birleşik baskı ile Suriye'de
Kısa Öykücülük (el-Kıssatu'l-Kasîra) konusuna ayırmıştır. Dergi
muhtevasında yayın yılına kadar Suriye'deki öykü türünü inceleyen üç
makale ve Suriye öykücülerinden kırk öykücünün seçme öykülerini
barındırmaktadır. Dergide Zekeriyâ Tâmir, Gulît el-Hûrî, Fâdıl
es-Sibâ'î, Velîd İhlâsî, Kamer Kîlânî gibi ünlü isimlerin öyküleri yer
almaktadır1. Öykü özel sayısının son kısmında ise edebiyat eleştirisi ve
eleştirmenin görevi konusunda on yedi Suriyeli eleştirmenle yapılan
mülakatlar yer almaktadır. Dolayısıyla dergi, Suriye öykücülüğü
konusunda doyurucu bir sayı yayınlamıştır.
Seksenli ve doksanlı yılların
öykücüleri ise önceki dönem tekniklerine sahip çıkmışlar ve bunları
geliştirmeye gayret etmişlerdir. Bu dönemin en önemli özelliği öykü
yazarı sayısındaki belirgin artıştır. Bu dönemde dikkat çeken isimler
şunlardır: Muhammed Velîd el-Hâfız, Memduh Azzâm, Mahmûd Muflih el-Bekr,
Alî el-Muz'il, Muhammed Bâkî Muhammed, Talâl Şâhîn, Mahmûd el-Hâc,
Tâcuddîn Mûsâ, Nâzım Muhennâ, Usâme Esber, İbrâhîm Samuel, Enîse
'Abbûd, Bâsim 'Abdû, Suheyl eş-Şa'âr.
Dirâsât İştirâkiyye dergisi, 1998
yılında birleşik baskı yaparak yayınladığı 171 ve 172. sayılarını
Suriye'de kısa öykü (el-Kıssatu'l-Kasîra fî Sûriyye) konusuna tahsis
etmiştir. Dergi bu özel sayısında, Muhammed Hâlid Ramadân, Ahmed Câsim
el-Huseyn, Bâsim Abdû, Ramadân Kadmânî, 'Âyid Sirâc, Alâuddîn
Abdulmevlâ, Mahmûd Şuveyhâne ve Muhammed Suleymân Hasen'in Suriye
öykücülüğüne ilişkin araştırma, inceleme ve makaleleri sonrasında
mülakatlarla birlikte seksen sekiz öykücünün çalışmalarına yer
vermiştir. Bu sayı da özellikle seksenli ve doksanlı yıllar için Suriye
öykücülüğü konusunda önemli bir kaynaktır.
Bu dönem öykü ve öykücülerini konu
edinen önemli eserlerin bazılarını hatırlatmak uygun olacaktır:
Adnan b. Zerîl, Edebu'l-Kissa fî
Sûriyye adlı eserinde Suriye öykücülüğünü Osmanlı Dönemi, iki Dünya
Savaşı arası dönem, II. Dünya savaşı sonrası dönem şeklinde kesitlere
ayırarak incelediği ve realist öykücülerle realist öykücülük konularını
iki ayrı bölüm hâlinde ele aldığı öykü edebiyatına ilişkin bir eser
kaleme almıştır.
el-Kissatu'l-'Arabiyyetu'l-Hadîse
adlı kitaba da değinmek uygun olacaktır. Kitabın yazarı Abdullah Ebû
Heyf'in de belirttiği gibi kitap, modern öyküdeki öz kültürün katkıları
ve müessir dış etkenler anlamında edebî gelenekleri incelemeyi
amaçlamaktadır. Kitabının sonuna bir öykü terimleri sözlüğü de
eklemiştir. Aynı yazarın klasik öyküden modern öyküye geçişi konu alan
'Ani't-Tekâlîd ve't-Tahdîs fi'l-Kissati'l-'Arabiyye, (1993) adlı önemli
bir çalışması daha vardır.
Son yıllarda öykü kitapları
yayımlanmış Suriye öykücülerinden bazı yazar ve eser isimlerini vermek
mümkündür. Tabii ki verilen isimler örnek kabilinden olup Suriyeli tüm
öykücüleri ve bütün öykü kitaplarını içermemektedir: Âsım el-Pâşâ,
Bâkiran ba'de Salâti'l-'İşâ' (1999), Sahr Suleymân, el-Hicratu
ile'l-Kader (2002), Sahbân Kadrî el-'Umar, es-Sakî' (2001), Îsâ Masyût,
Fî Medâri'z-Zâkira (1995), Mârî Raşû el-Hubbu Evvelen (2002), Vech ve
Uğniye (1989), Kavânîn Rehnu'l-Kanâ'ât, (1991), Ecmelu'n-Nisâ' (2000),
'Amr el-Hamûd, Sukûtu Hirakle (2002), Neyrûz Mâlik, Bâb Haşebî Kadîm
(2002), es-Sadefetu ve'l-Bahr (1977), Harb Sağîra (1979), Kûb
mine'ş-Şâyi'l-Bârid (1981), Kitâbu'l-Vatan, (1982), Ahvâlu'l-Beled
(1983), el-Muğâmeratu's-Sâbi'a (1994), Mâ Ravâhu'l-Celîl (1996)
Tilke'l-Hikâyât, (1998), İbrâhîm el-Halîl, el-Veral Serîru'l-Melike…
Tâcu'l-Memlûk (2002), Muvaffak Mes'ûd, el-Ğarîku's-Sûmerî (2002),
Muhammed Ebû Hudû, ed-Dakku 'alâ Makâmi'l-Bahr, (2000), Firâs Suleymân
Muhammed, el-Eş'as ve'r-Raculu'd-Daîl (1996), Delâl Hâtim, et-Tavk
ve's-Silsile (2002), Georgis Hûrânî, el-Huyûlu'l-Musâfira (1996), Mahmûd
Za?zûr, Necmu'l-Kutb (1996), Suheyl eş-Şa'âr, ez-Zi'bu'r-Râkid
fi'l-Medîne (2002), Hassân Yûsuf el-Muhammed, Basamâtu'l-Mevtâ (1996),
Fevvâz Muzeyyek, el-İtticâhu'l-Âhar (1999), Mâcid Reşîd el-'Uveyyid, bi
Savtin Hafîd (1995), el-Ğamâm (1999), el-Mevtu'l-Asğar (2002).
Dimeşk İttihâdu'l-Kuttâbi'l-'Arabî
tarafından yayımlanan el-Mevkifu'l-Edebî dergisi 2006 yılında
yayımladığı 428. sayısını da yeniden, Suriye'de kısa öykü (el-Kıssatu'l-Kasîra
fî Sûriyye) konusuna tahsis etmiştir. Bu özel sayıda sekiz adet
araştırma makalesi bulunmaktadır. Dergide öykülerine yer verilen öykücü
sayısı doksana ulaşmıştır. Ayrıca dergi, bu sayısında merhum öykücülerin
kıssalarını aylık cep kitapları serisi içerisinde okuyucularına
ulaştıracağını duyurmuştur. Duyuruya uygun olarak bu serinin birinci
kitabını (el-Mukâveme Muntehabât Kasasiyye, 2006) öykü seçkilerine,
üçüncü kitabını (el-Kissatu'l-Kasîra fî Sûriyye, 2006) ise vefat etmiş
öykücülerin öykülerine ayırmıştır.
Suriyeli öykücülerin öykülerine
internet ortamında da erişmek mümkündür. Örneğin
İttihâdu'l-Kuttâbi'l-Arab (Suriye Yazarlar Birliği)nin
http://www.awu-dam.org/book/indx-stories.htm adresindeki web sayfasında
1997-2006 yılları arasında iki yüz civarında öykü yayımlanmaktadır.
Buraya kadar aktarılan bilgilerden
anlaşılacağı üzere Suriye'deki öykücülük, tarihî kesitler halinde
incelenmekte ve Birinci Dünya savaşına kadar Osmanlı dönemi, birinci ve
ikinci dünya savaşları arası dönem ve ikinci dünya savaşı sonrası dönem
şeklinde aşamalara ayrılmaktadır. Ancak Suriye öykücülüğüne ilişkin bu
tasnifin tutarlılığı da tartışılmaktadır. Nuaym el-Yâfî, et-Tatavvuru'l-Fenniyyu
li Şekli'l-Kıssati'l-Kasîra fi'l-Edebi'ş-Şâmmiyyi'l-Hadîs Sûriye Lubnân
el-Urdun Filistîn 1870-1965 (1982) adlı eserinde Suriye öykücülüğünü
birinci ve ikinci dünya savaşlarına bağlı olarak öncesi sonrası gibi
böyle kabaca bir tasnifin pek doğru ve yararlı olmadığını dile
getirmektedir. Suriye öykücülüğünün edebî anlatım tekniklerinin gelişimi
açısından incelenmesi ve tezine uygun bir tasnif yapılmasını
önermektedir. Yazar, adı geçen eserinde iddiasına uygun olarak bir
çalışma yapmıştır. Buna göre Suriye öykücülüğünü, başlangıç dönemi,
geçiş dönemi, çabalama dönemi ve öncülük/oluşum dönemi olmak üzere dört
aşamalı bir şekilde tasnif etmiştir. Yazarın tespitlerine göre Osmanlı
döneminde söz konusu olan öykü sanatını doğuran etkenler çerçevesinde
"çeviri ve kurgu öykücülüğü" söz konusudur. Geçiş dönemini ise "romantik
öykü dönemi" olarak değerlendirmekte bu dönemin temsilcileri olarak
Cubrân Halil Cubrân, Subhi Ebû Ğanîme ve Leyyân Deyrânî'yi
incelemektedir. Çabalama döneminde Ali Hulkî, Muhammed en-Neccâr, Ali
et-Tantâvî, Vidâd Sekâkînî, Necâti Sıdkî, Mârûn Abbûd, Fuâd eş-Şâib ve
Halil Takiyyuddîn'in çalışmalarını ele almakta ve bu dönemi bir çeşit
"tasvir öykücülüğü" olarak tanıtmaktadır. Son dönemi ise "bir edebî
sanat olarak öykü dönemi" olarak değerlendirmektedir. Bu dönemde Mihail
Nuayme, Tevfik Yusuf Avvâd, Muhammed Seyfuddîn el-Îrânî, Saîd
Takiyyuddîn ve Abdusselâm el-Uceylî'yi mercek altına almaktadır. Suriye
öykücülüğünün içerik, kullandığı edebî teknikler ve modern öykücülüğün
gelişim seyrine uygun olarak böyle bir tasnife tabi tutulması elbetteki
daha doğru ve tatminkâr görünmektedir.
Sonuç olarak öykü, harflerle,
kelimelerle, ibarelerle, yazım üslûbu ve teknikleriyle yapılan bir
yolculuk hatta bu yolculuk sonrasında öykü yazarının bakış açısıyla
oluşturulan yeni bir dünyadır. Bu dünya kimi zaman Suriyeli Arap
edebiyatçısının Suriye toplumunun öyküsünü anlatır, kimi zaman Suriyeli
insanın tahlilini yapar. Bu yolculuk Suriye Arap öyküsünün öncüleri,
deneyimleri, eğilimleri diğer bir ifadeyle Suriye toplumunu oluşturan
insanlar ve bu insanların sosyal yaşamdaki tecrübeleriyle yapılan bir
yolculuktur. Böylece Suriye insanının, toplumunun dün ne olduğu;
gelecekte ne olacağı edebî bir şekilde anlatılır. Görünen o ki bu
yolculuk Suriye insanı var oldukça sürecektir.-
1 Öykülerine yer verilen
diğer isimler de şöyledir: Riyâd İsmet, Lûsî Salâhiyân, İskender Lûkâ,
Adnân ed-Dâ'ûk, Âdil Ebû Şeneb, Selmâ el-Haffâr el-Kizberî, Abdunnebî
el-Hicâzî, Vidâd Sekâkînî, Hayrî ez-Zehebî, Nasruddîn el-Bahra, Cân el-Kessân,
Murâd es-Sibâ'î, İlyân Deyrânî, Ali Hulkî, Abdullah Ebû Heyf, Tevfîk el-Esedî,
Abdurrahmân el-Bek, Muhsin Yûsuf, Diyâ Kasabcî, Nâşid Sa'îd, Muhammed
Raûf Beşîr, Hasîb Keyâlî, Yâsîn Rifâ'iye, Yûsuf Ahmed el-Mahmûd,
Zekeriyâ Şerîkî, Abdurrahmân Seydû.
|