|
AHMET SARI
İÇTE BASTIRILMAMIŞ BİR YALNIZLIK
SEVGİSİ
"Ben, Walter? Bir kardeş,
kardeşini sürekli gözetliyor."
Thomas Bernhard
Nasıl da ısrarlı bir şekilde başımı
sallıyor. Ona bitişik başım nasıl da bir sağa bir sola yalpalanıyor.
Konuşurken nasıl da ağzından salyalar akıtıyor, hal ve hareketleriyle
hayata nasıl da sımsıkı sarıldığını gösteriyor.
Başımız da bedenimiz gibi yapışık
olduğundan dolayı, kafasını çevirip beni göremiyor. Aynanın karşısına
geçmiş siyam ikizi olan bana bir ameliyatla bedenlerimizi birbirinden
ayırmamız gerektiğini söylüyor. Kişilik ve kimliklerimizin olmasını,
herkes gibi bizlerin de normal birer birey olmamızı, kendimize ait bir
beynimizin, bir ruhumuzun, daha doğrusu bir yaşantımızın ve
mahremiyetimizin olmasını istiyor.
Kararlı gözüküyor. O konuşunca,
aynaya bakıyorum da, başımı ve bedenimi onun başına ve bedenine bir
eklenti gibi görüyorum. O, görünüşüyle nasıl da asil duruyor. Sert bir
görünüşü var, başı benimki gibi yana doğru sarkık değil, dimdik, normal
bir insan başı gibi duruyor. Yoksa ben onun bedenine bir eklenti miyim?
Kocaman bir ur mu? Duyguları yok sayılan, hiçbir şeyde söz hakkı
olmayan, hiçbir şekilde kendi görüşlerini dillendiremeyen silik bir
KİŞİCİK miyim?
Bazen ondan korkuyorum. Onun hayata
o sımsıkı sarılışı ve azmi, içinde bir türlü bastıramadığı yalnızlık
sevgisi, hayata düşkünlüğünden dolayı kendi bedenine sahip çıkma arzusu
ve yalnız başına kalma isteği beni korkutuyor. Bu hırsın, bu ihtirasın
ikimizin de sonu olacağını biliyorum. Siyam ikizleri olarak bedenlerimiz
ve beyinlerimizin bir kısmı birbirine yapışık olduğundan cerrahi
müdahalenin incelikli yapılması gerekiyor. Bu zorlu bir ameliyat olacağı
için de ameliyatımızı bütün medya takip ediyor.
Gazetecilerin sorularına hep o cevap
veriyor. Hep o dik duruşuyla soruları üstleniyor. Değil mi ki hep onun
istediklerini yapıyoruz. Dilediği vakit yatıyor, dilediği vakit
kalkıyoruz. Yaşamımızı belirleyen hep ikizim. Ben, ben demekten neden bu
kadar korkuyorum bilmiyorum. Ben sözcüğünün ve benlik duygusunun bir
nevi ölümüm olduğunu hissediyorum. Sanki de siyam ikizimin bedeninde o
sımsıcak yaşam kaynağını bulmuş gibiyim. Bu bedenden koptuğumda, başka
bir yerde nefes alamayacağım hissine kapılıyorum. İkizim ise varlığıyla,
bedeniyle, hal ve hareketleriyle kısacası her şeyiyle birbirimizden
ayrılmamız gerektiğine inanıyor.
Garip olan şu ki bedenlerimiz
birbirine yapışık kaldıkça ikizimin günden güne daha da
saldırganlaştığını görüyorum. Ayrılma arzusunun onda artık bir arzu
olmaktan çıktığını, mutlak ve bir an önce gerçekleşmesi gereken bir şey
olarak görüldüğünü de görüyorum. Aynanın önünde ağzından salyalar
akıtarak gittikçe daha da kızgın bir tonla aynı isteklerini bana bu
kaçıncı kez anlattığında, bu anlattıklarına sessiz kalışıma iyiden iyiye
sinirlendiğini görüyorum. Kızgınlığından başını sağa sola sert hareket
ettirdikçe, benim ondan daha zayıf ve yana doğru büyük bir ur gibi
sarkmış başımın da sağa sola sallanıp durduğunu görüyorum.
Dedim ya ikizimin günden güne artan
ve artık çekilmez hale gelen ayrılma arzusu bana iyiden iyiye zarar
vermeye başladı. İçimi bir korku bürüdü. İkizimden korkuyorum. Bazen
uykudan ansızın uyandığımda ikizimin, nefret dolu bakışlarla bana
baktığını görüyorum aynada. Çok nadir yaptığımız gezintilerde, onun
bedenine yapışık bir kütle olduğumu iyiden iyiye anlıyorum, bir ikiz
kardeş olarak bana saygısı yok biliyorum. Hatta bazen homurtuları ve
sessiz konuşmalarıyla bana, benden nefret ettiğini açıkça duyuruyor.
Aynanın önünde gözlerimin içine aynı nefretsi bakışlarla bakarak
"ayrılacağız, başka yolu yok" diyor. Bedeninden ayrılırsam öleceğimi
biliyorum. Dimdik duran başında, başımı bir eklenti gibi sallamaya devam
ediyor.-
|