[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

SUAVİ KEMAL YAZGIÇ

 

ÖYKÜ BOŞ KÂĞIDA YAZILIR

 

Daha önce bir yazımda öykü boş kâğıda yazılmaz demiştim. Şimdi ise tam tersini söylüyorum. Hem de fikrimi değiştirmeden yapıyorum bunu. Evet, öykü boş kâğıda yazılmaz. öykü yazarının milâd benim deme lüksü yoktur. Buna da amenna. Ancak bütün bunlar, öykü yazarının kâğıtla başbaşa olduğu ve öykünün sadece yazarının kendi çabasıyla inşa edilebilen bir şey olduğu gerçeğini de değiştiremez. Rasim Özdenören’in de dediği gibi, “Öykü yazarı, öykü biçiminde anlatmanın üstesinden gelebilen kişidir.” Yazar ya öykü yazmanın üstesinden gelmeyi ya başararır yada altında kalır.

Öykü yazarının hesaplaması, hesaplaşması gereken bir öykü birikimi vardır. Ancak bu yazarın boş kâğıtla karşı karşıya olduğu, yazılan her öykünün o güne kadar yazılan öyküler sayesinde olduğu kadar, mevcut öykü birikimine rağmen de yazıldığı gerçeğini değiştirtmez. Öykü yazarı, mevcut öykü birikimini okuyarak eleştirerek olgunlaşır ama rüştünü ispat etmesi ise “boş kâğıda yazdığı yeni öyküler” sayesinde olur.  

Yazılan her yeni öykü kendi kurallarını da yanında getirir. Her iyi öykü mevcut kuralları ve öyküleri algılama biçimini, okurun ve eleştirmenin öyküden beklentilerini değiştirme gücüne sahiptir.

Öykü boş kâğıda yazılır. Yazar boş kâğıt ile karşı karşıya iken kendini yazmaya mecbur hissetiği öyküyü kaleme alır.Yazar için ne son yıllarda sözü edilen roman patlamasının  ne de roman patlamasından kısa bir süre önce yaşadığı rivayet edilen öykü patlamasının hiçbir anlamı yoktur. O kısa süren patlamalardan değil içinde kendini yazmaya mecbur bırakan sebepten yola çıkarak ve o sebebe ulaşmaya çalışarak öykü yazar.

Yazar, anlatmaya mecbur olduğunu anlatır. Yoksa öykü “allamelik” taslamaya ve taslanan allamelikleri taşımaya uygun bir tür değildir. Bu yüzden de öykü boş kâğıda yazılır, boş kâğıda anlatılır ve boş kâğıda inşa edilir. Yazar, “olay”ın değil “oluş”un peşindedir. Bu yüzden de anlatma anlatılanın önünde yer alır ki “gazete haber”i ile öykü arasındaki fark da budur. Gazete haberinden farklı olarak öykünün bildiridiği haberi eskimez kılan, her okuyuşta taze tutan da bu. Yazar, kaleme aldığı öykü ile dokunduğu, temas ettiği meselerden çok dokusuyla, kumaşıyla kendini okutan, anlaşılmaktan ziyade hissettiren öyküler inşa eder boş kâğıda.

Öykü boş kâğıda söylenen yalanlardır. “Sanat, her zaman yalan söylemez mi?” diye sorar Kavafis. Onun bahsettiği yalana bir mim koymakta fayda var. Çünkü sanatın söylediği, sanatçının kurguladığı yalan, gündelik hayatımızda söylenen yalanlardan mahiyet itibariyle farklıdır. Sanatçı gerçeğin ta kendisini değil ondan seçip yeniden inşa ettiği ölçüde sanatını icra eder. Söz doğrudan eserin içinde yer alamaz. Çünkü söz sanatçının zihin potasında eriyebildiği ve eserde donabildiği ölçüde sanattır. Sanatçının zihin potasında erittikleri nesnel olanı subjektifleştirme, özneleştirme sürecidir. Bu eriyiğin eserde donması ise sanatçının zihnin imbiğinden geçirip kendine ait kıldığı, subjektifleştirdiği şeyi eser olarak yeniden nesneleştirmesiyle gerçekleşir. Sanatçının zihnine ait olamayan şey bu yeniden nesneleştirme sürecine de dahil edilemez. Yeniden nesneleştirip eser haline getirilemeyen ise de muhatabına, seyircisine, okuruna ulaşamaz ve zihin boyutunda soyut ve atıl kalmaya mahkûm olur.

Öykü boş kâğıda ama dolu bir gönül kadehi ve zihin ile yazılır ve yazılan öykü doldurduğu, harcadığı kâğıda ve kendisini okunmak için harcanan zamana değmelidir.

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.