|
ABDULLAH HARMANCI
ÖYKÜCÜLER İÇİN YAŞASIN GOOGLE!
Eskiler
“iptidai bilgi” derlermiş. Hayatımızı devam ettirirken bize lazım olan
şeyler… Belki de zaman zaman “ayrıntı” deyip üzerinde durmadığımız,
zihnimizi meşgul etmesini istemediğimiz bilgiler… Ama bir şekilde
hayatımızın içinde varlar. Galiba öykücülere en çok lazım olan şeylerin
başında “iptidai bilgi” geliyor. Çünkü öykü, hangi edebi akımın
anlayışını benimsemiş olursak olalım ya da ne tür bir öykü yazıyor
olursak olalım, bu tür bilgileri gereksiniyor.
Öykü kişiniz yurt dışına çıkacak, birtakım resmi işlemler
gerekli, pasaport çıkartacak, vize alacak; tüm bunların ayrıntılarını
birkaç önemli fırça darbesiyle verebilmeniz gerekiyor. Tam da bu tür
işlerle uğraşan insanların karşılaştığı sorunları birkaç dokunuşla
verebilmelisiniz.
Öykü kişiniz burnuna bir “takı” takmış. Havalı, asortik,
üniversiteli bir genç kız. Burna takılan o takının özel adını, varsa
çeşitlerini ve anlamlarını bilmeniz gerekebilir. Çok derinliğine değil
elbette, ama tam da denildiği gibi, “iptidai” alanlarda bilgi sahibi
olabilmenin yolu artık google’dan geçiyor.
Benim gibi bu kabil “hayat bilgisi”nden, iptidai bilgiden
nasibini hiç mi hiç almamış, bilgisizlikten, beceriksizliktense
fazlasıyla nasibini almış birisi, haddini bilemeyip de öykü yazmaya
kalkınca google yardımına hızır gibi yetişiyor. İlaç gibi geliyor.
Elbetteki bir noktaya kadar, elbetteki kısmi olarak…
Ben çiçeklerden ve diğer şeylerden anlamayan biriyim. Diğer
şeyler neyse de, çiçeklerden hiç mi hiç anlamıyorum. Saksıda yetişenler,
bahçede yetişenler vs. Halbuki, üniversitedeki odasını çiçeklerle
doldurmuş bir kadın akademisyenin öyküsünü yazıyorum. Öyküde çiçeklerle
ve kitaplarla odasını ve hayatını doldurmuş bir kadın var. Üstelik
edebiyatçı. Başlıyorum çevremdeki insanlara yalvarmaya. Şu sizdeki,
salondaki büyük yapraklı çiçeğin adı neydi? Yahu Allah aşkına, biriniz
bana söylesin, begonya saksıda mı yetişir? Eee rengi nedir? Bir “anlam”a
gelir mi bu çiçek? Mesela ayrılık mıdır, mesela hüzün müdür? İnsanların
sabrı da bir yere kadar… Yahut başka bir vesileyle, eşime diyorum ki,
blender nedir, mikser nedir, robot nedir, rende, şu bizim bildiğimiz
rende midir?
Parfümler, ev eşyaları, arabalar, emlakçılar, neler neler…
edebiyat, hele hele öykü, roman, “başkasını” anlatmaksa, kendi
mesleğimizin, ilgi alanlarımızın dışında kalmış insanların da dünyasını
anlatabilmekse, o zaman google yardımınıza yetişiyor. Arama motorunu
açıyor, “sardunya” yazıyorum. “Grafikler”den arattırıyorum. İşin güzel
tarafı da bu. Arattırmak! Siz arkanıza yaslanıp bekliyorsunuz. O sizin
için arıyor. O kadar çok çiçeği ilk defa google’ın pencerelerinden
gördüm ki… O kadar çok nesneye internetin benim için araladığı
pencerelerden ulaştım ki!
Ve şimdi sizin, bu satırları okurken dudak bükmeye
başladığınızı da fark etmiş durumdayım. Google’dan tanınan çiçeklerden,
google’dan öğrenilen “hayat”tan hikayeciye ne hayır gelecek! Ben de
zaten “iptidai” bilgi arıyorum. Aradığım çiçeklerin ruhu değil, onu
orada bulamayacağımı biliyorum. Ama mesela ciddi bir gaf yapma şansınızı
ortadan kaldırıyor internet! En azından “pirsing”in nasıl bir şey
olduğunu dünya gözüyle görüyor ve havalı kahramanınıza (üniversiteli
genç kız) karşı mahcup olmuyorsunuz. Az şey mi yani?
Evet. Bir keresinde de pencere pencere “pirsing” aradım.
Bir keresinde de Edith Piyaf aradım. Neyi bulamayacağınızı biliyorsanız,
google ve benzeri arama motorları, size neyi verebileceğini çok iyi
biliyorlar!
Galiba daha ürpertici olanı, “iptidai bilgi”den mahrum
insanların hızla azalıyor olmasından daha ürpertici olanı, o iptidai
bilgiyi üreten hayatın, evet hayatın kendisinin, usul usul hayatımızdan
çekiliyor oluşudur. Burada duralım. Burdan sonrası, tam hikâyelik!!! |