[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

HÜSEYİN ATLANSOY

 HIŞIRTI 

Bazı öyküler vardır. Okursunuz. Bir daha okursunuz. Bir daha... Sonra öykücüyü keşfedersiniz.Aslolan’ın öykü değil “öykü anlatan” olduğunu sezersiniz. Bu durum size bir kapı açar: Kitap değil “yazar” okumanın daha değerli ve verimli olduğunu kavrarsınız.

Hastalar ve Işıklar benim okduğum ilk öykü kitabı. Bu kitabın içinde yer alan “Pus” öyküsü ise içinde sanki bir Cebrail soluğu esintisini barındırıyor gibi. Yazılan bir öyküye değil de, öykücünün öyküyü soluk soluğa ürperişlerle ‘ilhan’ın en büyük söz ileticisinin kanatlarından devşirdiği bir ‘duru metin’e benziyor sanki. Peki bu durum’un, bu atmosferin sıkı ve başarılı örneği ne olabilir? Tabii ki öncelikle “MorSinerler” öyküsü. Ya da “Hışırtı.” Bir öykü nasıl yazılır’a örnek gösterilebilecek, “ders” olarak okutulabilecek bir öykü. (Edebiyat Fakültelerine duyurulur. Kutlu’nun önerisini ben de yineliyorum.)

* * *

Rasim Özdenören öykü atmosferini kurarken/oluştururken ‘bir karakter oluşuturabilme’ güvenini sürekli bünyesinde bulundurmuş, gerek insanal gerekse doğa’ya ilişkin sahneleri bir hukukçu (evet!) titizliği ile normları ve değer’i öykülerinin sağlam iskeletine yedirerek canlandırabilmiştir. Bu işlemde o kadar başarılı olmuştur ki ‘iskelet’, öykünün iskeleti okur tarafından hissedilmez. Necip Fazıl’ın şiirlerinde de bu ‘başarı’ gizlenmiştir.

Bu başarının sebeplerinden biri belki de Rasim Özdenören’in ‘sfer’ seçiminde yazarlığının başında yapmış olduğu doğru tercihlerdir. Rasim Özdenören, dünya edebiyatından örnek yazarları seçerken (yineleyelim kitap seçiminden ‘yazar seçimi’ daha önemlidir) aslında ‘kendini seçme’ işlemini gerçekleştirmiştir. Victor Hugo’dan bahsedilebilir ama seçilen Stendhal’dir. Tolstoy okunmalı ancak Dostoyevski seçilmelidir. Steinbeck atlanılmamalı ama Faulkner hakettiği kadar şeye buyur edilmelidir. Gerek öykülerinde gerekse “Ben ve Hayat ve Ölüm”den başlayarak süregelen yazılarında yağmur altında tren istasyonunun tam karşısında bir bankta oturarak sevgilinin hatırasını bekleyen bir sanatkar hüviyetindedir. Bu bekleyiş o kadar uzun bir bekleyiştir ki her şeye ‘şahit’ olur.Doğru ve dürüst bir şahit.Serüvenin ‘asıl’ adamı olduğu halde ‘asıl adam’ olduğu dile getirilmekten sakınılmış sanki... İstasyonun karşısında asla bitmeyecek bir şiir ve ne söyleyecekse mutlaka söylemenin bir yolunu bulmuş bir söz ustası vakarı ile yaşamakta/yazmakta/söylemekte/susmaktadır.

— Öyküleri hasta bir dünyanın hastalarına ilaç olabilcek özelliktedir. Üstelik ‘yan tesiri’ de yoktur.

Son olarak belki şunlarda söylenebilir. Hem ‘hikâye’de hem de ‘öykü’de ustalığını teslim etmemiz gerekiyor. Dönem dönem yakınlık hissettiği ‘Bilge Karasu’ öykücülüğünü ise bence düzyazılarında ‘bile’ aşmıştır.Çünkü ‘sabite’leri vardır.

* * *

Türk öykücülüğünde hep ‘milat’lardan bahsedilir. Ömer Seyfettin bir milattır, Sait Faik/S. Ali birer milattır gibi. Sanırım burda bir dakika durulur. Rasim Özdenören öykücülüğünün ‘bir hicret’ olduğunu ‘özden’, ‘öz’e doğru bir hicret olduğunu söylememiz gerekiyor. Bünyesinde hakkı ve değeri bilinmemiş bir ‘Battal hüznü’nü sürekli taşıyıp büyüttüğünü de tabii...

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.