|
ÜLKÜ
AYVAZ
KISA
ÖYKÜ ÜZERİNE
Kısa
öykü yazarlığının bir tutum olduğunu düşünüyorum. Bir seçme işi, hatta
bir duyuş algılayış. Kısa öykü şiire yakındır. Her bir sözcüğün kendine
özgü ağırlığı sözkonusudur: Okuyucunun imgelem gücünü harekete geçirecek,
arka planı olan, fazlalıklardan olabildiğince arınmış.
Kısa
kısa öykünün -bence- başarısı, kendinde saklı tuttuğu bir dramatik
olanın varlığıdır.
Bunu
söylerken kesinlikle böyle olmalıdır demiyorum. Sait Faik’in, Kafka’nın
kimi öyküleri düz bir anlatımla yazılmıştır, konudan bile söz edemeyiz;
fakat öylesine şiirsel, öylesine anlamlar açığa vurulur ki metin konuyu
vb. aşar, yaşama bir sevinç ve değer katar.
Dramatik
olanın varlığından söz ederken kendi öykülerimi gözden geçirerek bu
sonuca varıyorum.
Öte
yandan, acaba yazar masa başına geçerken, “oturup bir kısa kısa öykü
yazayım” mı diyor, yoksa zihnindekileri kağıda dökerken kendiliğinden mi
kısa öykü oluyor. Bence kendiliğinden. Fakat tasarım dünyasında yazı
nesnesi bilmeden de olsa o formda bir akış açığa vuruyor.
Kısa
kısa öykünün güçlüğü, denemenin kesin başarısızlığıyla da yüz yüze olmak
gibi geliyor bana. Bu nedenle her sözcüğün üzerinde düşünmeyi, işçiliği
zorunlu kılıyor.
Sonunda,
deyim yerindeyse, bir dize bütünlüğü sağlanabilirse başarı vardır.
Hatayı hemen açığa vuran bir yapı.
Başarı
varsa, yoğun bir haz söz konusu olacaktır.- |