|
ROBERTAALLEN
Türkçesi:Deniz GEMİCİ
KISA
KISA ÖYKÜLERLE DAHA UZUN
ÖYKÜLERİN MUKAYESESİ1
Öykü
nedir?
Aşağıda yapacağımız tanım, birkaç bin kelimelik öykülere
olduğu kadar birkaç yüz veya daha az kelimelik öykülere de uyacaktır.
Öykü, değişim için bir haznedir. O, içinde bir şeylerin oluştuğu bir
haznedir. O şeylerin, okur için bir deneyim yaratma gereksinimi vardır.
Okuyucu etkilenmelidir. Öyküde meydana gelen şeylerin ifrata kaçması
gerekmez; fakat sona gelindiğinde bir şeyler değişmelidir. Değişim
karakterin kafasında gerçekleşebilir; tıpkı bir kocanın, karısının ona
ihanet ettiğini sanmakla hata ettiğini fark etmesi gibi. Veya değişim
fiziksel bir edimle sergilenebilir; tıpkı bir kızın nefret ettiği evden
kaçması gibi.
Öykü bir olay, bir epizot, bir anekdot, bir fabl, bir kıssa,
bir fantezi, bir monolog veya deneme kılığına bürünmüş bir kurmaca
olabilir. Öykü, sadece karakterin ruh halinde veya bakış açısında
meydana gelen bir değişimi gösterebilir. Değişim bir farkına varma, bir
ifşa, ilahi bir görünüm, bir idrak veya bir karar olabilir. Bu değişim,
köpeğin bulunmasıyla, bir adamın yeniden sağlığına kavuşmasıyla, ilk kez
aşık olmakla veya bir evi satmaya karar vermekle sonuçlanabilir.
Kısa Kısa Öykü Nedir?
Eleştirmen Irving Howe, “Short Shorts, An Anthology of the
Shortest Stories” isimli kitabında, kısa kısa öyküler kısa öyküler
gibidir, sadece ondan biraz daha fazlasıdır, der. Yani kısa kısa
öykünün, kısa öykünün uçlaşmış bir örneği olduğunu, böylece ayrı bir tür
haline geldiğini kastetmektedir. Fakat bin kelimenin (bu tür
kitaplardaki sınır) altındaki tüm kurmacalar bu kritere uymaz. Kısa kısa
öykülerin diğer öykülere nazaran daha az kelime ihtiva etmesi, onları
zorunlu olarak uç örnekler yapmaz. Bu kısa formla daha uzun öyküler
arasındaki farklılıklar o kadar da bariz değildir.
Kısa kısa öyküler çok değişik biçimlerde tanımlanır. Favori
tanımlarımdan bir tanesini Howe, antolojisinde, yazının bu özlü
formundan “dolaysızlığın göz kırpışına tercüme edilen an” diye
bahsederken ilk kez kullanılmıştır. Sevdiğim tanımlardan biri ise,
William Peden tarafından, diğer bir kısa kısa antolojisi olan “Sudden
Fiction”da yapılmıştır. Peden, kısa kısa öyküyü, “pencerenin açılması
veya kapanması gibi anlık bir kavrayış” olarak tarif etmiştir. Yine aynı
antolojide, yazar Russell Banks bu küçük öyküler için, “bilhassa
tatminkâr bir biçimde okuyucuyu endişe içinde bırakırlar” demiştir. Tüm
bu tanımlara bir de benimkini eklemek isterim: Kısa kısa öyküler,
çabucak öze ulaşan ve pek az kelimeyle, bir durumun veya anın ruhunu
ortaya çıkaran öykülerdir. Kendi içlerinde bir bütünlüğe sahiptirler ve
tıpkı daha uzun öyküler gibi pek çok farklı ruh halini ifade edebilir,
pek çok biçim alabilirler. Bu bir enstantane veya tek bir kare olabilir,
fakat küçük sınırları içinde büyük bir özgürlük vardır.
Kısa kısa öyküler şiirin akrabasıdır. Bu melez form,
kurmaca ile şiir yazma sanatı arasında bir yerlerde durur ve düzyazı
şiire karşı minnet borcu taşır. Aslında, kısa kısa öyküleri, anlatı
biçimindeki düzyazı şiirlerden ayırmak bazen çok zor hatta imkânsızdır;
çünkü bu düzyazı şiirler de bir hikaye anlatır. Bu formların her biri,
bir serbest çağrışım sürecinden doğar. Her ikisi de müzikal bir dil
kullanabilir. Her ikisi de yoğun ve sıkı olabilir. Fakat düzyazı
şiirler, aşağıda sözü edilen temel kurgusal unsurlarla
sınırlandırılmamışlardır.
Temel Unsurlar
Kısa kısa öyküler ve daha uzun öyküler bazı temel unsurları
ortaklaşa kullanırlar; bunlardan bazıları, kısa formlarda daha uzun
öykülerde olduğundan farklı şekilde işlev görür. Bu unsurlar:
•
karakterler
• mekan
ve ruh hali
• bakış
açısı
• durum
ve olay örgüsü
• üslup
ve ifadedir.
Her öyküde, bu unsurlardan bir veya daha fazlası öne
çıkarılabilir.
Karakterler
Kısa kısalarda ve daha uzun öykülerde karakterler bulunur.
Bunlar insan, hayvan veya insan davranışları sergileyen cansız nesneler
olabilir. Bir öyküde değişimi sürükleyen genellikle –ama her zaman
değil- karakterlerdir.
-Eylemle, tasvirle veya konuşmayla ortaya çıkabilen-
karakterler, kısa kısa öykülerde daha uzunlarda olduğundan farklı
şekilde işlev görürler. Daha uzun öyküler, karakterlerin zaman
içerisinde gelişmesine izin verir; kısa kısalar ise vermez. Kısa
kısalarda karakterleri sadece bir anlığına görürüz. Onları kilit bir
olayda, can alıcı bir anda görürüz. Karakterler bu anda, araba sürmek,
yemek pişirmek veya yürüyüş yapmak gibi bir fiziksel etkinliğin tam
ortasında olabilirler; tıpkı bir karar alma sürecinde olabilecekleri
veya bir şeyleri ilk kez fark edebilecekleri gibi. Pek çok örnekte, bu
anların veya belirli durumların ne öncesinde ne de sonrasında onları
görürüz.
Kısa kısalarda karakterler, bireyler gibi iş
görebilecekleri gibi öyle davranmaya da bilirler. Bazıları, belirli bir
varoluş biçimini veya belirli bir tutum veya ruh halini temsil ederler.
Bu kişiler hakkında başka hiçbir şey bilmeyiz; onlar semboldür. Bir
sembol olarak işlev gören karakterler, sadece temsil ettikleri şeyle
tanınırlar. Fakat okur, karakteri bir birey olarak tanımamasına rağmen,
onu durumla özdeşleştirecektir. Bu sayede, (karakter gerçekçi bir
biçimde resmedilmemiş olsa dahi) okur ona karşı yakınlık hissedecektir;
çünkü karakter, evrensel bir duyguya dokunan bir durumun temsilcisidir.
Mekan ve Ruh Hali
Hem kısa kısa öyküler hem de daha uzun öyküler belirli bir
yerde geçerler. Mekan denen şey, bir zemin görevi görebilir; veya,
örneğin bir öykü, bir kasırganın küçük bir kasabada yarattığı tahribatı
anlatıyorsa, konu haline gelebilir. Bir kısa kısa öyküde mekan, sadece
birkaç sözcükle anlatılabilir; tıpkı “Bir kumsalda oldu” veya “………zaman
karşıdan karşıya geçiyordu.” gibi.
Ruh hali, bir atmosfere veya renk tonuna gönderme yapar.
Duyumsal bilgi vererek okuyucuda “orada olduğu” hissini yaratır: Okuyucu
ormanın nemini koklayabilir, fırından yeni çıkmış ekmeğin tadını
alabilir, tenin üstündeki ipeğin yumuşaklığını hissedebilir. Ruh hali,
mekan aracılığıyla zihinlerde yaratılabilir. Gece yarısı kentin karanlık
sokaklarında geçen bir öykü, gün ortasında kır çiçekleriyle dolu bir
çayırda geçen öyküden farklı bir atmosfere sahiptir. Ruh hali, bunun
yanı sıra, karakterler aracılığıyla da okuyucuya aktarılabilir. Başını
ellerinin arasına almış oturan bir adam, okuyucuda, yaşgünü
hediyelerinin paketlerini parçalarken heyecanını kontrol edemeyen küçük
bir kızdan farklı duygular uyandırır.
Genel olarak, ruh hali kısa kısa öykülerde, uzunlara
kıyasla, daha büyük bir ağırlığa sahiptir; çünkü kısa kısalarda,
karakterleri veya konuyu geliştirecek bir boşluk veya zamanınız yoktur.
Bu küçük öyküler, anlık bir teşhis veya etkiye sırtını yaslar.
Bakış Açısı
Bakış açısı, hikayenin anlatıldığı açı veya perspektiftir.
Bu açı, neyin öne çıkarılacağını ve neyin arka planda bırakılacağını
belirler. Bakış açısı şu iki soruya yanıt verir: Bu kısa kısayı kim
anlatıyor? Anlatıcı öykü hakkında ne hissediyor? Bakış açısı kişisel
olabileceği gibi gayri şahsi de olabilir.
Uzun veya kısa, tüm öyküler bir bakış
açısına sahiptir. Aslında öyküyü bakış açısının yarattığı söylenebilir.
Örneğin anlatıcı, onu yüzüstü bırakan sevgilisinden söz ediyorsa eski
sevgilisini, evliliklerinden hemen önce nişanlıyken gördüğünden farklı
bir pencereden görecektir. Aynı karakter pek çok farklı bakış açısından
görülebilir. Her biri tamamen farklı bir öykü veya kısa kısa yaratmak
için kullanılabilir. Bakış açısı öykünün seyri içerisinde bir
karakterden diğerine kaydırılabilir. Bu ihtimale kısa kısa öykülerde çok
daha az rastlanmaktadır; çünkü onlar kısa ve özdür. Yine de bazı
örneklerine rastlamak mümkündür.
Birinci Şahıs: Bir öykü veya kısa kısa, birinci tekil
şahsın ağzından anlatılabilir; bunun anlamı olayların yalnızca bir
karakter tarafından görüldüğüdür. Birinci şahıs açısı, yeni başlayan pek
çok yazar tarafından kullanılır. Ben bir otobiyografik bakış açısını
temsil edebilirim ya da bakış açısının yazarla pek az ilgisi olabilir
veya hiç alakası yoktur.
Birinci şahıs, öyküye bir yakınlık verir ve okuyucunun
kolayca anlatıcıyla özdeşleşmesini sağlar; çünkü öyküyü gerçek bir insan
anlatıyor gibi görünür. Bir karakter, birinci şahıs olarak kendine
ilişkin, üçüncü şahıs anlatıcının bilemeyeceği şeyleri açığa vurabilir.
Üçüncü Şahıs: Üçüncü şahıs anlatıcı (o), öyküye belirli bir
mesafeden bakar. Anlatıcı bir muhabir gibi hareket edip olayları
tarafsız bir biçimde aktarabilir; duyguların bir kenara bırakılması
neticesinde öyküde yer alan karakterler bu olayları asla etkileyemez
hale gelirler. Bu tür anlatımda anlatıcı, yansız bir tanık, bir gözlemci
olur. Öykü, kayıtsız bir nesnellik içinde anlatılır. Anlatıcı, şeyleri
ve onların konumlarını, olayı ve diyalogu anlatır fakat ne anlama
geldiklerinden asla söz etmez.
Anlatıcının bir yorumcu görevi
görmesi de mümkündür. O, öykünün içinde yer alan karakterler ve olaylar
hakkında, öykünün dışında bulunan bir konumdan açıklama getirir.
Anlatıcı, karakterlerin zihnine ulaşamaz; ama okuyucu için,
karakterlerin iç dünyası hakkında, onların dahi bilmedikleri bazı
fikirler verir.
Her şeyi Bilen İsimsiz Anlatıcı: İsimsiz üçüncü kişi, her
şeyi bilen anlatıcı, Tanrı’nın otoritesine sahiptir; bir durumu her
yönüyle bilir, karakterlerin zihinlerinin içini okuyabilir. Bu anlatıcı,
karakterlerin bildiğinden daha fazla şey bilir. İlim sahibi bir
anlatıcının anlattığı öyküde, dünyanın farklı kısımlarında meydana gelen
benzer olaylar ve oluşlar betimlenebilir.
İkinci Şahıs ve Birinci Çoğul Şahıs:
Nadiren kullanılan ikinci şahıs, genellikle okuyucuyu ima eder. Fakat
bazı öykülerde anlatıcı için kullanıldığı da olur. Böyle örneklerde,
anlatıcı kendi deneyimini somutlaştırır: anlatıcı “sen” zamirini
kendisiyle mesafe açmak, geriye çekilmek ve kendi tepkilerini
gözlemlemek için kullanır. Bunun yanı sıra “sen” zamiri, okuyucunun
anlatıcıya katılmasına vesile olur ve böylelikle okuyucuyu bunun bir
parçası haline getirir.
“Sen” aynı zamanda, genellikle üçüncü şahıs vasıtasıyla
tasvir edilen ikinci şahıs eliyle bir konuya yöneldiğinde, bir tür tek
taraflı söyleşi de olabilir. Birinci çoğul şahıs biz de nadiren
kullanılır. Kaçamaklı gibi görünebilir: Biz kimdir? Veya gizemli
olabilir.
Durum ve Olay Örgüsü
Olay Örgüsü: Daha uzun öykülerde, olay örgüsü veya olaylar
dizisi zaman içinde gelişebilir. Oysa ki, kısa kısalarda gelişme yoktur;
ya da olsa olsa ondan küçücük bir ipucu vardır. Anlatıcı geçmişten ya
da gelecekten söz edebilir; fakat genel olarak, sadece öykünün zamanı
önem taşır. Yıllara yayılan kısa kısa öykülerde dahi olaylar
sıkıştırılmıştır.
Kısa kısa öykülerde olay örgüsünden konuştuğumuz zaman,
durumdan veya zamanın belli bir noktasında oluşan belirli bir şartlar
setinden konuşuyoruz demektir. Kısa kısalar bir anda olup biter. Öykünün
bir yerlere gidecek vakti yoktur. Biz onun farkına vardığımızda o zaten
oluyor demektir. Geleneksel giriş, gelişme ve sonuç olmayıp bunların
yerine an geçmiş olabilir.
Sırf uzunluk marifetiyle, kısa kısa öykülerdense uzun
olanların birden fazla durum veya olaylar dizisi içermesi daha olası
görünmektedir. Genelde kısa kısalarda durum basittir: Yazarın sadece A
noktasından B noktasına gitmesi gerekir. Fakat daha uzun çalışmaların
yazarlarının, okurun ilgisini yüksek tutmak için, hikayeyi sürekli ileri
taşımaya gereksinimleri vardır.
Çatı: Bir kurmaca örneğinin çatısından söz ediyorsak kalıp
hakkında konuşuyoruz demektir: plan, tasarım. Uzun öykülerin kalıbını
akılda tutmak sırf boyutları nedeniyle çok daha zordur. Bir kısa kısa
öykü tasavvur ettiğimde, aynı zamanda bir mimarlık örneği aklıma gelir.
Her çelik çubuğu yerli yerinde duran bir bina iskeleti hayal ederim. Bu
çubuklardan biri bile eksik olsa bina sallantılı ve neredeyse yıkılacak
bir hale gelir.
Dönüm Noktası: Hem kısa kısalar hem de daha uzun öyküler
bir doruk veya dönüm noktasına sahiptir. Bu, okuyucunun beklediği sonuca
giden eylem veya değişim anıdır. Öykü, bu eylem üzerinden farklı bir
yöne evrilir. Bu, volkanın patladığı, genç adamın orduya katılmaya karar
verdiği veya genç kızın topukları üzerinde dönüp uzaklaştığı andır.
Ana Fikir: Her iki öykü türünün de yaşadığımız dünya ve
bizler hakkında bir şeyler anlatması gerekir. Bunların bir “mesaj” veya
“ahlak dersi” olması zorunlu değildir. Fakat bir sonuca erişmeli veya
bir durumun içyüzünü kavramamızı sağlamalıdır. Bu kavrayış, anlatıcının,
aktarılan durumun anlaşılmaz veya eldeki problemin çözümsüz olduğu
yönündeki kanaatini geliştirmekten başka bir şey olmayabilir.
Tema sonuca yalın bir biçimde bağlanmış olabilir. Ama ana
fikrin doğrudan doğruya belirtilmiş olması gerekmez. Bilhassa özlülüğün
önemli olduğu kısa kısalarda, genellikle ima edilir. Sözgelimi, bazı
ailelerin çocuklarını ne kadar kötü ettiği ile ilgili bir öykü yazmaya
giriştiniz. Bu sizin esas konunuz. Bu meseleye dikkat çekmek için,
belirli bir ailede çocukların nasıl istismar edildiğini tam olarak
gösteren spesifik bir durum yaratmanız gerekir. Diğer bir deyişle,
okuyucu için bir deneyim yaratmak üzere, anlatmak yerine gösterirsiniz.
Daha uzun hikayelerde, ana fikrinizi oluşturmak için
zamanınız vardır; bu sayede bir tema geliştirilebilir; fakat daha önce
de söylediğimiz gibi, kısa kısalarda ya çok küçük bir gelişme vardır ya
da hiç yoktur. Tema anlık bir biçimde gözler önüne serilir. Tema bir
öykünün kalbidir; ama ilk bakışta görülemeyecek kadar ince olabilir.
Anlamak için tekrar tekrar okumak gerekebilir. Öykü yazarken, buna
ulaşmak için kazı yapmak gerekir. Fakat bir kez kalbe ulaştığınızda,
kısa kısanın anahtarını da buldunuz demektir. Revize etmek çoğu kez
öykünün üzerindeki örtüyü kaldırma edimidir. Tema, gömülü bir hazine
gibi kelimelerin arasına saklanmış olabilir.
Bazı yazarlar, kasıtlı olarak tema veya konuları keşfe
koyulurlar. Diğerleri ise böyle yapmaz. Bu okulun temsilcileri “Bu
sadece bir öykü” diyecektir. Bu yazarlar belirli bir amaçla yola
çıkmazlar: Yazmaya başladıklarında öykü, müphem bir duygudan başka
hiçbir şey olmayabilir.
Üslup, Ses veya İfade
Üslup, yazarın öyküyü ne şekilde anlattığıdır: yazar
tarafından seçilen sözcükler, ibareler, tercih edilen cümle kalıpları;
ister kısa ve öz, ister uzun ve karmaşık. Üslup, yazarın onun
kafasındaki sesidir. O aslında, farklı duyguları, ruh hallerini ve fikri
koşulları yansıtan pek çok sese sahip olabilir. Bu sesler, yazarın
yarattığı farklı pek çok karakter tarafından işitilebilir.
KISA KISALARIN SAHİP OLDUĞU ÜÇ EŞSİZ ÖZELLİK
Bu üç eşsiz özellik; kısalık, yoğunluk ve sürprizdir.
Genellikle paylaştığı başkaca özellikler de vardır. Bu ikincil
özellikler –özetleme, dolaylılık, yakınlık, tek bir şeye odaklanma,
sıkılık ve kesinlik- benim fikrimce, diğer eşsiz özelliklerinden
ayrılamaz. Tüm kısa öyküler bu özelliklerin tamamını taşımaz fakat her
birinde bunlardan bazıları bulunur. Bu başlık altında bu ikincil
özelliklerden de bahsedeceğiz.
Kısalık
Bu özellik zaten apaçık ortadır. Kısa kısa öyküler kısadır,
ama tam olarak ne kadar kısa oldukları bir varsayım meselesidir. Bu
formu sınırlayan uzunluk hakkında bir anlaşmışlık yoktur. Benim ele
aldığım örnekler kabaca yüz ila bin kelime arasındadır.
Böyle küçük bir ölçek üstünde çalıştığınızda, kullandığınız
her kelime büyütülmüştür. Kullandığınız her sözcük, beş bin kelimelik
başka bir öyküde olmayacak ölçüde bir ağırlık ve önem taşır. Binlerin
içinde yanlış kullanılmış bir sözcük, kritik bir pozisyonda
kullanılmadıysa muhtemelen öykünüzün anlamını değiştirmeyecektir. Fakat
yüz, beş yüz veya yedi yüz sözcüklük bir öykü içerisinde yanlış
kullanılmış bir kelime, her şeyi altüst edebilir. Kısa kısalarda tüm
sözcükler kendinin iki misli değerindedir. Bu yüzden her biri seçilirken
azami dikkat gösterilmelidir.
Bu küçük öykülerde gereksiz kelimeler
yerlerini özenle seçilmiş kelimelere bırakırlar. Kalanlar daha da
azaltılabilir. Sözcükler fikirleri, yerleri ve karakterleri zihinlere
çivilemek üzere seçilir. Bir anın ya da durumun ruhunu ortaya çıkarmak
için kullanılırlar ve bu yüzden keskin olmak zorundadırlar. Bazı öyküler
mümkün olan en küçük boşluğa sıkıştırılmışlardır. Genellikle pek az
tanımlayıcı sıfat ve zarf vardır; fakat buna rağmen manzara oldukça net
bir biçimde görülür. Kısa kısa öyküler öyle bir yolla anlatılır ki,
okurlar onlara söylenenden çok daha fazlasını bilirler. Malumat onlara
tek tek söylenmektense ima yoluyla bildirilir. Diğer bir deyişle,
sözcüklerin anlattığından çok daha fazlasını anlarız.
Şiirsel Dil Kısa kısa öyküler, kısalığı sağlamak üzere,
şiirsel dile çok daha fazla ihtiyaç duyarlar; sözcükler ve ibareler,
birbirine hiç benzemeyen nesnelere, insanlara ve olaylara yaratıcı bir
biçimde ve ustaca bağlanırlar. Bu dile metaforik demek mümkündür. Bir
şeyden, başka bir şeyin kavramlarıyla söz edildiğinde bir metafor
kurulmuş demektir. İki şey arasında gibi sözcüğü aracılığıyla bir ilinti
kurulmuşsa benzetmeye başvurulmuştur. Analoji için birbirine benzeyen
şeylerin karşılaştırılması demek mümkündür. Metaforlar ve benzetmeler,
bilhassa şiirde, birebir tariflerle kurulması mümkün olmayan bir
ilintiyi ortaya çıkarmak için kullanılırlar. Fakat kullanım alanları
şiirle sınırlı değildir.
Yoğunluk
Yoğunluk kısa kısa öykünün özünde vardır. Öyküyü var eden
şey budur. Sözcüklerin arkasında bir ısrar, yazarı yaratıcılığa iten
derinlemesine bir coşku vardır. Bilinci oluşturup yazarın parmakları
arasından sızmasını sağlayan şey, işte bu bilinçsiz enerjidir. Başından
beri öyküde var olan bu enerji, yoğunluktur.
Daha uzun öyküler de yoğun olabilir; ama kısa kısa
öykülerdeki sözcükler çok daha az alan işgal ederler. Bazen kelimeler
patlamanın eşiğinde gibi görünürler. Hikayenin duvarlarını zorlarlar.
Çok fazla helyum gazıyla şişirilmiş patlamaya hazır bir balon hayal
edin.
Yoğunluk yalnızca sıkıştırmayla değil; hızlı bir ritim,
yineleme veya uç bir durum ya da olay tasviri ile de artırılabilir.
Çoğu kısa öyküde yoğunluk kolay kolay anlaşılmaz. Okuyucu
olarak bizler bunu çok daha kurnazca tecrübe ederiz. Bazen bu form, ağzı
sıkıca kapatılmış bir tencereye benzetilebilir. Biz okurlar ilk
baktığımızda sadece kapalı bir tencere görürüz. Fakat daha yakından
baktığımızda, içerde her ne onu zorluyor, her ne uçurmakla tehdit
ediyorsa-konumuza uygun olarak öykünün içeriği neyse- hafifçe ama
ısrarlı bir biçimde titreyen kapağı fark ederiz. Kısa kısa öykü, sakin
ve sessiz bir biçimde kendini gösterebilir ama biz onun arkasındaki
basıncı hissederiz.
Bazen bir öykünün sakince başladığı ve geliştiği de görülür.
Yoğunluğa sözcüklerin kümelenişinde de rastlanabilir. Sözcükler, başlara
göre sonlarda çok daha büyük bir ağırlığa sahiptirler. Veya yazar
yoğunluğu, bir son dakika ilhamına ya da idrakine saklamış olabilir. Her
halükarda, kısa kısa öykülerin enerjisiyle karşılaştırıldığında sıradan
düzyazılar hafif ve hareketsiz kalır. Kurmacanın bu türünü, bir taslak
ya da özet gibi görünmekten koruyan şey, işte bu yoğunluktur. Kısa kısa
öyküler bunu el değmemiş bir biçimde muhafaza ederlerken daha uzun
öykülerde sayfalar arttıkça yoğunluk düşer.
Sürpriz veya Ansızınlık
Bir kısa kısa, şaşırtıcı veya beklenmedik olduğunda, okuru
savunmasız yakalar. Okuyucu, öykünün belli bir yöne doğru ilerleyeceğini
düşünürken aslında o bambaşka bir tarafa doğru yol alıyordur. Sürpriz,
bir sarsıntıyı gerektirir.
Şaşırtmaca her zaman öykünün belirli bir unsurunda ortaya
çıkmaz. Öykünün konusu, sesi veya tonu da sürpriz olabilir. Olmayan veya
söylenmeyen herşey sürpriz olabilir.
Okur, kafasında bir hayal yaratmasını sağlayan fiziksel
detaylarla öykünün içine çekilir. Bundan böyle sayfalardaki sözcükleri
görmez olur ve hikaye boyunca onunla birlikte bir oraya bir buraya
sürüklenir. Daha uzun öykülerde, okurların en azından belirli bir süre
için bu kurgusal dünyada olma şansı vardır. Ama kısa kısalarda bu
maceranın başlamasıyla bitmesi bir olur. Kısa kısalar hedeflerine esaslı
tek bir dönemeçle varırlar. Okur bir kez kışkırtılıp sonra terk edilir;
ama bazı şeyleri idrak etmesini sağlamaksızın değil.
Zihinde neler bırakıldığı, neler söylendiği kadar
önemlidir. Öykünün göz açımızın dışında kalan kısımlarını da görürüz.
Karakterler ve durumlar hakkında doğrudan belirtilmeyen bazı
çıkarsamalar yapabiliriz. Bu şeyler, perde arkasında veya yerin altında
meydana gelir. Kısa kısa öyküyü bir ağaca benzetebiliriz. Ağaca
baktığımızda, gövdeyi yaprakları ve göğe doğru uzanan dalları görürüz.
Görmediğimiz ise, toprağın altında kalan köklerdir; ama bildiğimiz gibi
kökler oradadır, çünkü aksi takdirde ağaç yaşamayacaktır.
Peki, bir kısa kısa öyküdeki şaşırtmaca nasıl fark edilir?
Böyle bir durumda genellikle öyküde bir dönüşün yaşanır. Bu dönüşüm,
beklenmedik bir perspektif değişikliğine veya olayların gidişatında bir
sapmaya işaret eder. Dönüşüm ortada veya sonda olabilir. Öyküyü demir
attığı yerden çevirir ve yeni bir konuma yerleştirir. Bu, öykünün yönünü
değiştirebilir veya şimdiye kadar öğrendiklerimizin anlamını
çarpıtabilir.
Dönüşüm, şimdiye kadar hiç başka türlü düşünmemiş olsak
dahi, ilk yapıldığında kaçınılmaz gibi görünen bir yorum biçiminde
olabilir. Ne var ki şaşırtmaca, sürpriz öykünün halihazırdaki mantığına
uygun olmalıdır. Bu, bambaşka bir açıdan veya perspektiften bakmak
gibidir. Bu dönüşümün illa ki, taze bir fikir gibi, yeni bir şeyler
ortaya koyması gerekmez. Bundan ziyade, zaten bildiğimiz şeylerin farklı
bir yönünü, yazarın yardımı olmaksızın belirli bir durumda genellikle
göremeyeceğimiz bir yönünü gösterir.
Ne zaman öykü önceden kestirilebilir gibi görünmeye
başlasa, o zaman anlatıcı, okurun denklemini bozan şaşırtıcı bir şeyler
söyler ya da yapar.
Kısa kısalarda, bazen, sürpriz sonlar veya beklenmedik
dönüşümler kolayca olur. Bunlar, bilinçsizliğin kendine özgü mantığının
bir parçasıdır.
Kısa Kısa Öykünün Dört Temel Türü
Kısa kısaları kabaca dört kategoriye ayırdım: tek vukuatlık
öyküler, süreç özetleyen öyküler, bir fikir ortaya atan öyküler ve basit
gerçekliğe meydan okuyan öyküler. Öyküleri bu kategorilere ayırmak, tüm
kısa kısaların bu sınırların içinde kalacağı anlamına gelmez. Bazıları
birden fazla kategorinin içinde yer alabilir. Bazılarının ise hiçbirine
isabet etmemesi mümkündür. Bu kategoriler birer deli gömleği değildir.
Bunları, kısa kısaları ele almak için kullanabileceğimiz muhtelif
kapılar olarak düşünmek daha yerinde olacaktır.
Tek Vukuatlık Öyküler
Çoğu kısa kısa öykü, tek bir vukuat üzerinde odaklanır. Bu
vukuat, bir keşfetme veya farkına varma anı, bir doruk noktası, bir
kilit epizot veya ilahi görünüm olabilir. Bunlar, okur tarafından
kolayca anlaşılır ve çok kısa bir süre içinde olur.
Genellikle, olay örgüleri daha uzun öykülerde olduğu kadar
karmaşık değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, yalnızca A
noktasından B noktasına doğru bir ilerleme vardır. Daha uzun öyküler de
bir vukuata odaklanmış olabilir; fakat kısa kısalardaki odaklanmanın çok
daha keskin, daha belirgin ve öykünün daha enerjik veya yoğun olması
muhtemeldir. Olaydan fazlasını anlatmak için çok küçük bir alan vardır.
Bunun dışında hemen her şeyden mahrum bırakılmıştır. Daha uzun öykülerde
bulunabilecek açıklama veya arasözlerin hiçbirini bulmak mümkün
değildir.
Örneğin, daha uzun eserlerin yazarları, süslü mekan
tasvirlerine düşkün olabilirler. Fakat kısa kısalarda böyle tasvirler,
ele alınan olaya doğrudan bağlanmadıkça gereksizdir. Olay gördüğümüzden
ibarettir ve onu da sadece bir anlığına görürüz. Genellikle olaydan önce
ve sonra neler olup bittiğini bilmeyiz; fakat buna rağmen doğrudan
belirtilmeyen bir şeyler çıkartabiliriz. Her halükarda olayın çekici
olması gerekir ki, elimizdekilerle tatmin olabilelim.
Süreç Özetleyen Öyküler
Kısa kısa öykülerin biçimi şiire, içeriği ise romana daha
yakındır. Mark Strand, “Sudden Fiction” isimli antolojide, kısa kısalar
için “romanın iki yüz sayfada yaptığını bir sayfada yapabilir” demiştir.
Bu tür, bir veya iki sayfada, bizde bir şeyleri kaçırıyormuşuz hissi
yaratmaksızın, yıllara yayılan bir hikaye anlatabilir. Peki bunu nasıl
başarır? Tabi ki, sıkıştırılmışlığı sayesinde. Anlamlı detaylar, zaman
içerisinde öne çıkan belirli anları temsil ederler.
Süreç özetleyen öyküler-ben onları yontulmuş heykellere
benzetiyorum- sadece elzem olan şeyler kalıncaya kadar kısaltılırlar.
Fakat bunlar da tıpkı diğer kısa kısa türleri gibi açıkladıklarından çok
daha fazla bilgiyi ima ederler.
Bu türde zaman yoktur; fakat her biri, bir veya iki
etkileyici detayla temsil edilen bir veya bir dizi an vardır. Olup biten
her şey, aslında hiç de son olmayan bir finale doğru sürüklenir. Kısa
kısalar bir şeyin tam ortasında başlayıp bitebilir. Kısa kısa öyküler,
yaşamın dışına yükseltilmiş veya olayların akışından ayrı tutulmuş gibi
görünebilir; ki böylelikle olanlara dışardan bakabilelim.
Genellikle, hikayeyle ortaya çıkan sorular cevaplandığında
kısa kısa tamamlanmış kabul edilir. Bu türün yazarları için ustalık,
hangi soruların zihinlerde uyandırılacağıdır. Bu sınırlama, doğrudan
öykünün kalbine ulaşmayan soruların elenmesi yoluyla yapılır.
Bir Fikir Ortaya Atan Öyküler
Fikir ortaya atan öykülerde, bir anlatıcı, bir monolog veya
anı akışı sunar. Monologda, anlatıcı tek bir olay anlatabilir, fakat
olay ikinci plandadır. Bu tür öyküde ses her şeydir. Hikayenin
kendisiyle olduğundan çok, onun nasıl ifade edildiğiyle, anlatılış
şekliyle meşgul oluruz. Yazarın kelime tercihleriyle, alışılmadık söz
oyunlarıyla, metaforlarla ve teşbihlerle merakımız uyandırılır. Yazarın
algılama biçimi ve bakış açısı ilgimizi çeker. İlgimiz anlatıcının
dünyayı algılama biçiminde toplanır.
Basit Gerçekliğe Meydan Okuyan Öyküler
Bu kategori, tuhaf, ürkütücü ve
fantastik olanı keşfe çıkan öyküleri içerir. Bu öykülerde olan şeyler,
bildiğimiz şekliyle gerçekliğin kurallarına meydan okurlar. Bu türde,
okurdan güvensizliğini askıya alması istenir. Bunun için, anlatımın
okuyucunun yeterince merakını uyandırması veya etkilemesi gerekir ki,
bildiklerinin doğru olduğu yönündeki açık itirazlarından vazgeçsin.
Yazarın önermesi imkansız olabilir; fakat o, gerçekçi detaylar
kullanarak güven sağlar. Öykü, yazarın kurduğu bağlam veya çerçeve
içerisinde bir anlam ifade eder. Olup bitenin bir mantığı olmalıdır ki,
okur buna şairane olarak doğrudur diyebilsin.
Son Söz Yerine
Eleştirmen Irwing Howe, kısa kısa için şöyle diyor; “O,
hapsedilmenin muammalarını kabul eder ve ……….. izlenimlerin ivedi bir
biçimde bir araya gelmesi için çaba sarf eder.” Bu “ivedi birlik”
mümkündür, çünkü başlangıç sona katiyen çok uzak değildir.-
1 Yazarın, “Fast Fiction; Creating Fiction in Five
Minutes” isimli kitabından alınmıştır.
|