[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

SUAVİ KEMAL YAZGIÇ 

BOŞ KAĞIDA ÖYKÜ YAZILMAZ

Öykü, boş kağıdı önüne çekip, yazmaya, anlatmaya başlama sanatı değil. Çünkü öykü kalemi şu an eline alan her yazarla yeniden sıfırlanan bir tür değil. Esasen şimdiye kadar öyküye emek veren her yazar, kendinden öncekilere rağmen ve onların sayesinde kalemi eline almış demektir.

Hiç bir yazar, yazmaya azmedince, kendini milat ilan etme, o ana kadar hiçbir şey yazılmamış, tartışılmamış gibi davranma lüksüne sahip değildir. Öykü yazarı da kendinden önceki öykü birikimi sayesinde olduğu kadar ona rağmen yazmakla mükelleftir. Öykü, o ana kadar yazılmış birikime rağmen yazılır. Bu yönüyle öykü yazmak akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Yazılan her öykü bir mecra açar, yahut daha önce açılmış bir mecradan akar. Her halükârda yazılan her iyi öykü kendinden sonrakilere aşmaları gereken bir çıta bırakır. Öykü bu yüzden öykülere rağmen yazılır. Yazar akıntıyı hesaba katmadan yolculuk etme yanlışına düşerse hedefine de asla ulaşamaz.

Öykü yazarı, kağıdın boş olmadığını farkettiği içindir yazar olduğu kadar “okur” sıfatının da hakkını yerine getiren kişidir. O büyük kütüphanede kendi raflarını, yol arkadaşlarını, akrabalarını seçen yazar, diğer kulvarlarda, güzergahlarda neler olup bittiğine de kulaklarını tıkamaz.

Ancak öykü yazarının aşması gereken birikim, onun işini zorlaştırdığı kadar kolaylaştırır da… Sıfırdan başlamamış olmak, yazara üstüne kendi üslubunu inşa edeceği zemini kazandırır. 

Türk öykücülüğünün kağıdına bugüne kadar kimler, neler neler yazdı? Hem geleneksel hem de modern anlamda zengin ve köklü bir öykü birikimimiz var. Öykü yazma iddiasını taşıyan kişilerin bütün bu öykü birimine yaslanması, onu tekrar okuyup, değerlendirmesi; kendisi için bir şecere inşa etmesi gerekiyor.

Hayriye Ünal’ın şair için söylediklerinden öykü yazarı da hissesini almalı: “Korunmuş ve gelenek adını almış geçmiş orada öylece hazır beklemiyor şairi. Tuhaf şekilde yazıyla korunmuş olsa bile kapalı bir bütün değil o. Şaire seçenekler sunan bir zemin. Her şiir, demek ki, şairinin müntesibi olduğu uygarlıkla yaşıttır, denebilir. Dolayısıyla şiirden bu yaşın gerektirdiği ökeliği beklemek hakkımız. Öte yandan şairin; tüm bu yapıyı yorumlayan konumunda olduğu sürece, o bütünün tinine ancak kendi dehası oranında işleyebileceği de çok açık. Dehanınsa zamanı yoktur.”

Öykü yazarı, neden koptuğunu, neye bağlandığını, neyi nasıl dönüştürdüğünü ve hatta neye dönüştürdüğünü görebilmeli. Bunun da yolu kağıtta kendinden önce yazılı olanları görmesinden geçiyor.

İşte bu yüzden de boş kağıda öykü yazılamıyor. Boş kağıda bakmaya devam edildiği sürece, elde boş kağıttan başka bir şey kalmaz. Ancak kağıdın boş olmadığı, daha önce pek öykünün yazılmış olduğu farkedildikten sonraki yazar kalemi eline alır ve kelimeler, cümleler yerlerini almaya başlarlar. Kurgunun kurulabilmesi için ve işleyebilmesi yazarın kağıdın aslında dolu olduğunu görmeye başlamasından sonra olur.

Nasıl yazarın zihni bir tabula rasa değilse öykümüz de sıfırdan başlama lüksüne sahip değildir.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.