|
SUAVİ
KEMAL YAZGIÇ
BOŞ
KAĞIDA ÖYKÜ YAZILMAZ
Öykü,
boş kağıdı önüne çekip, yazmaya, anlatmaya başlama sanatı değil. Çünkü
öykü kalemi şu an eline alan her yazarla yeniden sıfırlanan bir tür
değil. Esasen şimdiye kadar öyküye emek veren her yazar, kendinden
öncekilere rağmen ve onların sayesinde kalemi eline almış demektir.
Hiç bir yazar, yazmaya azmedince, kendini milat ilan etme,
o ana kadar hiçbir şey yazılmamış, tartışılmamış gibi davranma lüksüne
sahip değildir. Öykü yazarı da kendinden önceki öykü birikimi sayesinde
olduğu kadar ona rağmen yazmakla mükelleftir. Öykü, o ana kadar yazılmış
birikime rağmen yazılır. Bu yönüyle öykü yazmak akıntıya karşı kürek
çekmek gibidir. Yazılan her öykü bir mecra açar, yahut daha önce açılmış
bir mecradan akar. Her halükârda yazılan her iyi öykü kendinden
sonrakilere aşmaları gereken bir çıta bırakır. Öykü bu yüzden öykülere
rağmen yazılır. Yazar akıntıyı hesaba katmadan yolculuk etme yanlışına
düşerse hedefine de asla ulaşamaz.
Öykü yazarı, kağıdın boş olmadığını farkettiği içindir
yazar olduğu kadar “okur” sıfatının da hakkını yerine getiren kişidir. O
büyük kütüphanede kendi raflarını, yol arkadaşlarını, akrabalarını seçen
yazar, diğer kulvarlarda, güzergahlarda neler olup bittiğine de
kulaklarını tıkamaz.
Ancak öykü yazarının aşması gereken birikim, onun işini
zorlaştırdığı kadar kolaylaştırır da… Sıfırdan başlamamış olmak, yazara
üstüne kendi üslubunu inşa edeceği zemini kazandırır.
Türk öykücülüğünün kağıdına bugüne kadar kimler, neler
neler yazdı? Hem geleneksel hem de modern anlamda zengin ve köklü bir
öykü birikimimiz var. Öykü yazma iddiasını taşıyan kişilerin bütün bu
öykü birimine yaslanması, onu tekrar okuyup, değerlendirmesi; kendisi
için bir şecere inşa etmesi gerekiyor.
Hayriye Ünal’ın şair için söylediklerinden öykü yazarı da
hissesini almalı: “Korunmuş ve gelenek adını almış geçmiş orada öylece
hazır beklemiyor şairi. Tuhaf şekilde yazıyla korunmuş olsa bile kapalı
bir bütün değil o. Şaire seçenekler sunan bir zemin. Her şiir, demek ki,
şairinin müntesibi olduğu uygarlıkla yaşıttır, denebilir. Dolayısıyla
şiirden bu yaşın gerektirdiği ökeliği beklemek hakkımız. Öte yandan
şairin; tüm bu yapıyı yorumlayan konumunda olduğu sürece, o bütünün
tinine ancak kendi dehası oranında işleyebileceği de çok açık. Dehanınsa
zamanı yoktur.”
Öykü yazarı, neden koptuğunu, neye bağlandığını, neyi nasıl
dönüştürdüğünü ve hatta neye dönüştürdüğünü görebilmeli. Bunun da yolu
kağıtta kendinden önce yazılı olanları görmesinden geçiyor.
İşte bu yüzden de boş kağıda öykü yazılamıyor. Boş kağıda
bakmaya devam edildiği sürece, elde boş kağıttan başka bir şey kalmaz.
Ancak kağıdın boş olmadığı, daha önce pek öykünün yazılmış olduğu
farkedildikten sonraki yazar kalemi eline alır ve kelimeler, cümleler
yerlerini almaya başlarlar. Kurgunun kurulabilmesi için ve işleyebilmesi
yazarın kağıdın aslında dolu olduğunu görmeye başlamasından sonra olur.
Nasıl yazarın zihni bir tabula rasa değilse öykümüz de
sıfırdan başlama lüksüne sahip değildir.
|