[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

ABDULLAH HARMANCI

 İYİ ŞEYLER OLACAK 

2003’te Saklı Değerler, 2006’da Bekleyen adlı öykü kitaplarını yayınlayan Hüzeyme Yeşim Koçak’ın ikinci öykü kitabı Muhabbet Buyursun Gelsin (Romantik Kitap, İstanbul 2005) üzerine, sanırım kitap yayınlandığı günlerde bir şeyler düşünmüş ve yazmıştım. Yazar, bu tarihten sonra üçüncü öykü kitabını çıkarmış olmasına rağmen, ben ikinci kitabı üzerine yazdıklarımı yayınlayamadım; zira bu yazıyı verdiğim (Konya merkezli) her iki dergi de kapandı!! Aşağıdaki yargıların, yazarın diğer kitaplarda bulunan öykülerini de kapsayacağını düşünüyor, Hece Öykü’ye uzun ömürler diliyorum:

Hüzeyme Yeşim Koçak’ın öykülerini okurken dikkatimizi çeken ilk nokta, yazarın dili. Öykülerin önemli bir bölümünde, Nazlı Eray’da da gördüğümüz sular seller gibi akıp giden bir anlatım var. Üstelik Nazlı Eray’ın akıl almaz anlatım hatalarını çok sık yaptığını hatırlayacak olursak, Koçak’ın ondan daha üstün bir noktada durduğunu söyleyebiliriz. Ancak Koçak’ın bazı öykülerinde karşımıza çıkan bu (tabiri caizse) “hızlı anlatım”, öykü türünün -tabiatı gereği- kısa olmak zorunda olduğu hatırlanırsa, öykülerin aleyhine işliyor. “Karımın Hikayeleri” adlı metin -nispeten daha uzun olduğu için belki de- bu handikaptan sıyrılmasını bilmiş.

Yazarın diliyle ilgili olarak belirteceğimiz bir başka nokta, günümüz öykücülerinin artık kullanmaktan çoktan vazgeçtikleri “ağır” kelimeleri kullanması. Meyus, meçhul, itminan, sermest, mütecessis... gibi. Yazar bu kararında direnir ve bunu titizce yapmaya kalkışırsa, bu durum, kendisinin bir üslup özelliği bile olabilir. Ancak çok estetik durmayan, yahut ince bir buluş gerektirmeyen benzetmelerden de uzak durmalı.

Kıvrak, devingen, kendini okutan, sıcak, canlı bir dil... Fakat şunu da belirtmeli ki, yazar, bu kıvrak, bu devingen anlatımın sarhoşluğuna kapılıp, bu “hız”ın esrikliği içerisinde yazmakta olduğu metnin edebi bir metin olduğunu unutmamalı. Şu demek: Edebi metinlerde sosyal, felsefi, insani bir öz, bir derinlik ararız. Yazarın yazma heyecanından öte, bundan daha fazla bir şeydir gereksindiğimiz. Örneğin “Yazarlık Dersleri”nde bu heyecandan, bu dil zevkinden, bu anlatım sarhoşluğundan öte bir durum var. Ülkemizdeki edebiyat yayıncılığının hal-i pürmelali... İronik, iğneleyici, dozunda bırakılmış bir öfkeyle hal hamur, başarılı bir öykü “Yazarlık Dersleri”... Edebiyatın gereksindiği derinliğe sahip.

“Yazarlık Dersleri” gibi, “Bıçak” gibi, “Havva Hanım’ın Saçı” gibi, “Elmasiye” gibi sıkı metinlerle buluşturuyor Hüzeyme Yeşim Koçak bizleri. Söylenebilecek tek bir şey var: Keşke daha iyi bir elemeden geçirseydi yazar öykülerini. Daha ince ama daha sıkı bir kitap olsaydı “Muhabbet Buyursun Gelsin”... Örneğin “Defile”, doğrudan mesaj kaygıları içerdiğinden, “İlk Doğum” yeterince sarahat içermediğinden, “Söyleşi Keyfi” akıcı anlatımından öte bir derinliğe sahip olmadığından, kitaba alınmamalı ya da üzerinde çalışılmalıydı.

Yazarla yaptığımız bir söyleşide (bkz. 40ikindi.com), yazarın bize kendi öyküsü hakkında söylediklerini burada zikretmezsek yazımızda bir şeyler eksik kalacak. Hüzeyme Yeşim Koçak’a sorulmuş: “...kendi hikayelerinize baktığınız zaman, kendinizi nasıl tahlil ediyorsunuz? Kendinizi nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin yoğunlaştığınız izlekler, odaklaştığınız noktalar...” Yazarın cevabı: “Emin olmamakla birlikte bazı şahsi özelliklerimi söyleyebilirim belki. Sevecen, gülümseyen, biraz da muzip, delişmen bir yazar. (...) Ayaklarımı yere basıyor ama hissi bir yoğunluğu, bir parça romantizmi, ironiyi de inkar edemem. (...) Karanlık, vaveylacı, fazla telaşlı, bunaltıcı yazılardan hoşlanmıyorum. Çünkü yeterince acı bir dünyada yaşadığımızı biliyorum. Hayatın kendisinin muhteşem bir güzellik olduğunu düşünerek, benim için en temel gerçeklik olarak sevgiyi görerek; metinlerime bir muhabbet sıcaklığı ve hoşluğu vermek istiyorum. Aşk, sıkça ele aldığım sevdiğim bir konu. Gönül işleri, gönül rengi ve sesi beni cezbediyor. Sonra beşerin mükemmelleşme serüveni, kemal yolculuğu aşkınlık... İnsanın ve hayatın derinlikleri... Güzellikler... “

Koçak’la yapmış olduğumuz söyleşiden alıntıladığımız bu satırlar, öykülerin içeriğine ilişkin olarak söylemek istediklerimizi bir ölçüde yansıtıyor. Tıpkı Memduh Şevket Esendal gibi, Hüzeyme Yeşim Koçak da yeterince acı bir dünyada yaşadığımızı öne sürerek güzele, iyiye, sevecenliğe yöneliyor. Bu yöneliş, edebiyatımızın şimdilerde yoğun hüzün, yoğun karanlık, acı... karabasanında bunaldığı düşünülürse Koçak’a bir avantaj kazandırıyor.

Koçak’ın aynı soruya cevap verirken söylediği şu sözler düşündürücü: “Bazı değerlerimiz üzerindeki hassasiyetim ve samimiyetim kalemimi sivrileştiriyor...” Düşündürücü, çünkü, bir deneme yazarı için bu sivrilik ne kadar normal karşılanacaksa, bir öykü yazarı için de aynı oranda tehlikelidir. Nitekim yukarda da andığımız “Defile” öyküsü, yazarın dünya görüşünü metinden doğrudan doğruya ifade etme heyecanına engel olamaması sebebiyle “edebi”lik özelliğini yitiriyor. Mesaj iletme derdine düşüyor yazar... Koçak’a lazım olan şey, “mesaj” değil, “mesele”… Her öykü bir “mesele”nin, bir çelişkinin, bir açmazın, bir çıkmazın “an” içinde belirlenmesidir, dersek yanılmış olmayız. Elbette “anlatıcı”lığın gerektirdiği soğukkanlılığı ihmal etmeden… Öykülerde “mesele”nin hiç olmadığını da söylemiyorum, ancak bu, tesadüf eseri olarak giriyor metinlere; “yazarına rağmen” belki de…  

Sonuç: Anadolu’dan bir darbımesel: Kırk deve boğmadan dereden deve geçirmek öğrenilmezmiş… Avrupa’dan bir darbımesel: İyi balıkçı küçük balıkları denize atarmış…

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.