|
KALP SÜVARİLERİ
Münire Daniş
Timaş Yayınları
Gelenek, modern bir kavram.
Hakikatten kopan, yaratılışına yabancı boya küplerine dalıp, çıkan
günümüz insanı baltayla saldırdığı, yıkmaya çalıştığı o büyük ağacı
gelenek diye isimlendirmiş. Bu bakımdan Yunus Emre’nin ne de Mevlâna’nın
“gelenek” diye bir problemi olmamış. Onlar bizim uzaktan bakıp “gelenek”
diye isimlendirdiğimiz, haritasını çıkardığımız denizde birer balıkmış.
Buna karşılık biz modern insanlar haritada parmağımızı dolaştırdıktan
sonra parmağımızın ıslanmadığından dem vurabilecek bir çağda yaşıyoruz.
Hacı Bektaşı Veli’nin, İsmail Hakkı Bursevi’nin nasiplendiği denize o
denli yabancılaşmışız ki hayatımızdaki kimi boşlukları saklamak için
gelenek diye bir örtü icat etmek zorunda kalmışız. Bir nevi kalpazanlık
yapmışız kendimize karşı. (Her aldatma girişimi hedefi ne olursa olsun
bir kendini kandırma vakasından başka nedir ki zaten?) “Dervişin
Mülkleri” ve “Uykusuz Düşler” adlı öykü kitaplarına kalpazanlık etmeden
imza atan Münire Daniş ise dört sene sonra üçüncü kitabı “Kalp
Süvarileri” ile çıkagelirken bize ezberlediğimizin dışında hayatların
olduğunu gösteriyor.
Daniş, menakıplardaki
pırıltıları hatırlatan öykülerini sahici ve sahih olana, hakiki olana
talip olan ve nasibi yüksek olan gönül erlerinin, kalp süvarilerinin
hayatlarının verdiği ilham ile kaleme almış. Sade, yapmacıksız, akıcı
bir dil ve üslup kullanmış Daniş. Ancak kolay okunabilir oluşu, metnin
kendini kolayca okura teslim ettiği zannını uyandırmamalı. Çetrefilliğin,
bulanıklığın prim yaptığı zamanımızda edebiyat yapmanın marifet
olmadığını gören bir adem evladının kaleminden çıkmış “Kalp Süvarileri”.
Rabiatül Adaviye, Ebu Hamid Gazali, Şems, Mevlana, Hallac-ı Mansur,
İbrahim Edhem, İbni Cella, Muhyiddin Arabi gibi eskimeyen şahsiyetlerden
ilham alınan öykülerden müteşekkil bu kitap, öykünün “bunalımı”,
“bulanıklığı” erdem sanan günümüz yazarlarının tekelinde olmadığını
gösteriyor.
Bu noktada vurgulanmadan
geçilirse kitabın bütünlüğü hakkında uyanabilecek bazı yanlış
anlaşılmalara da cevap vermekte fayda var. “Kalp Süvarileri” bir
bardaktaki suyun bir diğerine boca edilerek servise sunulmuş hali değil.
Örnek Nitekim Sadık Yalsızuçanlar da Kalp Süvarileri’nden bahsedereken
anlatılanın konusu ne olursa olsun yazarın hayat seyrinin bir parçası
olduğuna işaret ediyor ve gönül aynasına yansıyan görüntünün net
olmasında aynanın (yazarın) pay, görev ve nasibinin bulunduğuna işaret
ediyor: “Yüz yıl öncesinin toplumsal yaşamından veya Daniş’in yaptığı
gibi, 9., 11. veya 13. yüzyıllarda yaşamış ve yaşadığı mülkü
onurlandırmış bilgelerden söz etsin, yazar gerçekte onları değil,
kendini, kendi yolculuğunu öykülemektedir. Onların ruhuna konuk olsa da,
bu işte bir konuluktan ibarettir ve kusursuz bir ruh göçü yaşanmış olsa
da, kimse kimsenin kalbinde olup biteni bilemez, tahayyül edemez. Ettiği
yine kendi hayalidir, kendi düşlemiyle sınırlıdır, yani bir anlamda
kendi gerçeğidir. Olsa olsa Daniş’în yaptığı gibi bir nakil yapılabilir
ki, bu da muhabbetle yapılıyorsa amacına büyük oranda ulaşır. Bilgeleri
sevmek, onların nuru üzerinden aldığı Muhammed’i (asm) sevmektir.
Hazreti Muhammed muhabbeti ise muhabbetullahtır.”
Kapağında Ressam Erol
Akyavaş’ın “Sarı Lâm Elif” tablosu bulunan “Kalp Süvarileri” isminiyle
müsemna kalbî hikâyelere yer veren bir muhabbet kitabı. Nice menakıbın
gözden ve gönülden ırak kalmasının bedelini Platon’un tarif ettiği
mağarada köle olmak zorunda kalarak ödeyen ama modern gölgeleri gerçeğin
ta kendisi sandığı için hakikat yerine gerçekleri seyre dalan günümüz
insanınını “gurbet burcuna” davet edebilecek bir kitap “Kalp Süvarileri”…
Güzel atlara binip giden o
güzel insanların menakıplarına hayatımızda ne kadar yer verirsek gurbet,
hasret ve hikmet burçlarından da nasibimiz o kadar bereketli olur…
SUAVİ KEMAL YAZGIÇ |