|
ADALI SİNAĞRİT (SAİT FAİK)
Necati Mert
Hece Yayınları
Taşraya iki ayrı gözle
bakmak mümkün. İçeriden bakan bir göz için; hayatı sükûnetle yaşayan,
sahici bir ortam. Dışarıdan bakan, kendini merkezde gören biri için ise;
tekdüzeliğin yaşandığı, kasvetli bir geride kalmışlık hâli. Merkez-taşra
ayrımı günlük yaşantımızın her alanına; konumuz olan edebiyata da etki
ediyor. Herkes kendi taşrasını içinde yaşıyor. Gittiği yer hangi
coğrafyada olursa olsun, bu, biyolojik bir nitelikte önem kazanıyor.
“Hayata merkez-taşra
ekseninden bakmaya o gün başladım. Giderek, ‘taşra’ yeni anlamlar aldı
bende ve merkezin/iktidarın/otoritenin ötelediği her şeyi kapsayan bir
anlama ulaştı. “(Necati Mert)
Adalı Sinağrit: Sait Faik
adlı çalışma geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Türk edebiyatının köşe
taşlarından biri olan Sait Faik Adapazarlı. Yazmaya ilk orada başlıyor.
Doğumunun 100. yılı sebebiyle yayıma hazırlanan bu kitapta; üniversite
eğitimi dışında bugüne değin hep Adapazarı’nda yaşayan öykücü ve deneme
yazarı Necati Mert’in 1982-2006 dönemine ati Sait Faik temelli yazıları
bir araya getirilmiş. Kitapta yer alan 21 yazıdan üçü ilk defa okuyucu
ile buluşuyor.
Sait Faik’i, İstanbullu,
Burgaz Adalı olarak bilmek, sözünü ettiğimiz merkez-taşra ayrımının bir
yansıması sadece. 200’ü aşkın öykü içinden İstanbul temalı öykülerin ön
plana çıkmış olması (20-30 öyküde geçen) kitapta yer alan tespitlerden
biri olarak örneklenebilir. Aslında Sait Faik’in öyküsünde Adapazarı ve
civarı konu olarak sık sık işlenmiştir. Bir kasaba görüntüsünde belki.
Ama bugüne dek yaşıyor olması İstanbul’un güzelliği kadar, bütün bir
Türkiye’yi kaplayan taşra gerçeğinin, yerel unsurların da desteği ile
olmuştur. Yazı hayatının 35. yılını Adapazarı’nda yaşayan biri olarak
sürdüren Necati Mert’in bu durumu tespit etme ve edebiyatımız içinde
olabildiğince objektif olma mücadelesi, yazı ile ilgili insanlara iyi
bir örnek teşkil etmektedir.
Sait Faik ve Adapazarı dendi
mi ilk akla gelenler, öykülerinden; “Meserret Oteli, Babamın İkinci Evi,
Bohça, Orman ve Ev, Beyaz Altın, Loğusa, Çelme, Mahpus, Sakarya
Balıkçısı, Su Basması, Karapürçek “, şiirlerinde ise “Şimdi Sevişme
Vakti ve Deliçay”. Sait Faik, fotoğraflarında tek başınalığın getirdiği
dingin görüntüsünü Sakarya’nın yeşille kaplı sessizliğinden almıştır.
Alıp, İstanbul’a taşımıştır. Öyküleri aslında bu yolculuğun bir
sonucudur.
Necati Mert’in ifade ettiği gibi: “Sait Faik yerli geleneğe de, evrensel
geleneğe de; bireysel olana da, sosyal olana da açıktır. Sorumluluk
duygusu, tatmini bunda bulmuştur. Sanırım, ona uzak duranlardan da,
yakın duranlardan da, bu sorumluluğu beklemektedir.”
CİHADŞAHİNOĞLU |