|
|
SİBEL K. TÜRKER ÖYKÜ VE MEKÂN Öykü yazarak, başka başka dünyalar ve yaşamlar kurmak iddiasındaysak, bu kurgunun karakterler,zaman ve mekan unsurlarıyla varolması kaçınılmazdır. Öykü, hayatın benzeri-ve bazen de kendisi- olduğuna göre, hayatın içerdiği her şeyi kapsayacaktır.Elbette teknik açıdan da bu böyledir. İyi bir öykü inanırlığını, gerçekliğini böylelikle kazanır ve okura olabilirliğini bu yolla iletir. Karaktersiz ve zamansız bir öykü kurulabilmesi mümkün değildir. Öykü bazen tek bir karakteri anlatılar, bazen bu karakterin ismi cismi belli değildir, bazen hiç konuşmaz, bir eylem içinde değildir ancak yine de vardır. Aynı şekilde zaman da belki bir öykünün içinde bildiğimiz, alıştığımız hızla devinmez, odaların, evlerin içine hapsolur, kimi kez bir çıkışsızlık olarak belli eder kendini ancak öykünün ilk tümcesiyle birlikte var olarak sonuna değin kendini sürdürür, dolanır, tıkanır ve akar. Ancak mekan için aynı şeyi söyleyemeyiz. Öykü genelde, mekanı az ve kısıtlı kullanan bir türdür. Öykünün mekan olarak seçtiği yerler genelde odalar, evler, karşı evler, apartmanlar, kapılar, sokaklar, kısıtlı zamanın gidebileceği, uzanabileceği yerlerdir. Elbette bunun dışında kalan, şehirlerin, kasabaların, büyük caddelerin içinde gezinen öyküler de vardır. Ancak bir genelleme yapılacak olursa, öykü türünün mekanı, bir romana göre çok daha cimrilikle kullanılmıştır. Öykü, anlatacağı şeyi büyük meydanların içinde yormak istemez. Çünkü bu daha fazla dolanmak, daha çok kişi tanımak, daha çok olaya tanık olmak anlamına gelir. Bu ise öykünün belki gereğinden fazla uzamasına, sünmesine, şişmesine ve yüklenmesine neden olur ki, bir öykü yazarının en az istediği şey de işte bu fazlalıklardır. Bence, öykünün romana göre en büyük özelliği klostrofobik oluşudur. Öykücü dar mekanların içine hapsolmuş dünyaları anlatmakta ustadır. Bu dar mekanlar karakterlerde bir korku uyandırır, özlemleri, hayalleri, düşleri, acıları, umutları açılmak, kaçmak ister ancak buna izin yoktur. Öykü bu korkudan doğar. Bir roman ise tam tersine agorafobiktir. Roman kişileri geniş mekanlarda, bitmeyen sokaklarda, birbirine açılan sonsuz caddelerde dolanır ama yine de bir şehrin bir günlük tümel zamanını yakalayamaz. Roman kişileri şehrin büyüklüğünden ve karmaşasından ürker, açıklık baş dönmesi yaratır, ancak yine de vazgeçemez. Bana gelince, sanırım öykülerimde belirsiz, bulutsu mekanlar yarattım. Bu zamanın ve karakterlerin belirsizliğiyle de örtüştü. Betimlemeyi az kullandığım için evler, odalar bile tanımlanmamış kaldı sanki. Elbette bu bilinçli bir seçimdi. Kimi öykülerde karakterler mekanla varolur, ona sıkı sıkıya yapışır, hatta o karakter o mekan için yaratılmıştır, ya da tersi bir durum sözkonusudur. Birinin eksikliği, tanımsızlığı diğerini anlamsız kılar. Örneğin edebiyatımızda mekan duygusu en çok gelişmiş yazarlardan biri de Selim İleri’dir. Onun öykülerini İstanbul olmadan düşünemez, düşleyemeyiz nedense. Benim öykü karakterlerim ise çoğunlukla mekandan kopuk yazılmışlardır. Bir yere kapatılmış, tutsak kılınmışlardır sanki ve bu tutsaklıklarının içinden düşünür, duyumsar ve konuşurlar. Bağsızlık iddiası içindedirler. Belki Ankara’lı olmak, bir şehrin bir yazara ihsan edebileceği duyumsamalardan uzak olmak da demektir. Belki bu yüzden mekan duygusunu öykülerimden bir parça esirgiyorum. Ya da edebiyatta şuna inandığımdan: İnsanın evrensel yazgısı. Hangi ülkede, hangi kentte, hangi toplumsal koşullarda, yaşarsa yaşasın; insanın değişmeyen bir hakikate sahip olduğunu düşünmem bana bu duyguyu veriyor. Sokaklarda oflaya puflaya yürüyen bir öykü kahramanımı anımsadım şimdi. İsimsiz bir kadını isimsiz sokaklarda, caddelerde uzaktan uzağa takip ediyor, ona kendi içinde isimler yakıştırıyordu. Galiba en çok dolanan, tabanları şişen karakter de o oldu. Diğerleri hareketsizlikten, durgunluktan paylarını aldılar. Bu hareketsizlik şiirde de var ve küçük bir göl imgesiyle örtüşüyor kafamda. Hareketsizlik derinlik halini, belki de bilgeliği yaratıyor. Öykü isimlerden, gündelik olandan, başkalarının tanımladığından, başka sözlerden, ortak mekanlardan sıyrılarak kendi alanını ve özgürlüğünü koruyor.-
|
|
Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar
hece@hece.com.tr
adresine gönderilebilir. |