[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

..

ERCAN YILDIRIM

ÖYKÜNÜN HECEÖYKÜ’DEN

BEKLEDİĞİ 

Hece Öykü dergisinin sekizinci sayısındaki “Kadın Öykücüler” dosyasıyla Hece dergileri içindeki ilk yazım yayınlanmış oldu. Bu sayıdan sonra çıkan on bir sayının dokuzundaki dosya konularına yazılar vermişim. Dokuzuncu sayıya kadar olan dosyalar genel olarak dönemleri ele alırken sonrakiler temalar üzerinden yürümüş. Muhtemelen önümüzdeki yılın ilk sayısıyla da “öykünün teknik” yönüyle ilgili yazılar hazırlanacak. Hece Öykü’nün temalar üzerinden ortaya koyduğu dosyalar, öykü üzerinde duran kişiler için önemli bir kaynak vazifesi görür. Modernleşen Türk edebiyatının önemli türü olarak öykünün, izlekler üzerinden takip edilmesi, bizim düşünsel serüvenimiz açısından da ipuçları verir. Bu durum esasında tarihsel olarak öykü – Türk düşüncesi / kültürü paralelinde yapılacak çalışmaları gerektiriyor. Zira Türkiye’nin kültürel, siyasal ve düşünsel seyrini öykülerden okuyabilme, edebiyatçıların bu skalaya ne kadar hâkim olduğunu / bununla ne kadar ilgilendiklerini görme imkânına da kavuşabiliriz.

Hece Öykü’nün içeriğindeki yazılarla bir öykü kültürü oluşturulması da beklenebilecek gelişmelerden biridir. On sekiz sayı yayınlanmasına rağmen derginin öykü adına önemli açıkları kapattığına şahit olabiliriz. Öykü namına söz söylediği, bunu her zaman “kuramsal” çerçeveye dâhil ettiği için, Hece Öykü’nün “ağırlığı” ve “yükü” gittikçe artıyor aynı zamanda. Bu açıdan, Hece Öykü’nün artık “öykü standartları” konusunda da işler yapması gerekiyor. Yerleşik öykü anlayışını sorguladığı kadar, bunu aşabilecek “öykü ortamı”, “öykü kültürü” de  oluşturmalı. Hem teorik çerçevesi çizilmiş kanaatlerle hem de öykü metinleriyle, sadece “günün tanığı değil” “geleceğin inşası” bağlamına taşımalı öyküyü. Temalar ve dönemlerle ilgili yapılan dosyaların altyapı niteliği oluşturduğunu düşünürsek, bu aşamadan sonra “inşacı” bir tavır sergilenebilir de.

Dergideki dosya konularında birçok spesifik örneğe rastlamak mümkündür. Ancak benim bu dosyalar üzerinde dikkatimi çeken unsur, mevzularla örnekler arasındaki irtibat sağlanırken eleştirel yaklaşımın, analizin elden bırakılarak, doğrudan örneklemelere gidilmesi olmuştur. Kuşkusuz bu tavrın nedeni olarak, öykücülerin sorunsallarını, temaları birebir karşılayacak sarahatte yazma zorunluluğu içinde olmayışlarıdır. Dolayısıyla öykü yazanlar için “hayatı tematik algılama” değil, “kaleme geldiği gibi” değerlendirme daha kestirme bir yol olmuş, izlekler öyküde ele alınırken, “esinlenmeden” öteye geçilmemiştir.

Öyküde izleklerin bir sorunsal ve hassasiyet düzeyinde belirleme ve bunları bir “çözüme” kavuşturma gereğinin olmaması nedeniyle, temaların etraflıca sunulması söz konusu olmamaktadır. Bu bakımdan romanlardaki disipline öyküde rastlanmaz. Öykü bunu zorunlu tutmadığı içinde her gün yeni bir öykücüyle karşı karşıya kalırız. Ancak izleklerin dört başı mamur irdelenmesi bir tarafa, “derinlik” ve “çeşitlilik” bakımından da Türk öykücülüğünde problemlerin olduğu gözlenebilir. Hece Öykü’nün on sekiz sayılık birikiminden çıkaracağımız en başat sonuç; Türk öykücülüğünün “belirlenmiş” sınırlar içinde at koşturduğu gerçeğidir.

Hece Öykü dergisinin on yedi ve on sekizinci sayıları Türk öykücülüğünde mekânlar olarak belirlenmiş ve bana da İslâmî Mekânları yazmak düşmüştü. Önceki incelemelerde dikkatimi çeken bazı hususlar, mekânlar üzerinde araştırıma yaparken iyiden iyiye bir problem olarak kesinleşmiş göründü. İslâmî mekânlarla ilgili öyküler yazması / öykülerinde bunlara yer vermesi beklenen öykücülerin birçoğunun, mekânları dekoratif ele aldığı, mekân – insan ilişkisini hiç dikkate almadıklarını ya da bunun farkında dahi olmadıklarını gözlemledim. Daha önce de metafizik, ölüm, sosyal değişme, batılılaşma / yabancılaşma, çocukluk ve aşk dosyalarında belirlenen başlıkların, yalnızca konuyu belirlediği, öykünün içine hakiki manada nüfuz etmediği gerçeği öykü kuramı üzerinde daha fazla durmamız gerektiği kanaatini artırmıştı. Öykülerde bu konuların (ki hepsi ayrı bir felsefi derinliği, toplumsal, düşünsel karşılığı olan, üzerinde birçok disiplinin söz söyleyebileceği hususlardır) üzerinde düşünme, çıkarsama yapmamıza, bir insan gerçeğiyle karşı karşıya gelmemize, toplumsal bir karşılık bulmamıza imkân vermeyecek düzeyde ele alındığına şahit oluruz –giderek otobiyografik bir takım hususların “yalnız iki kişiyi ilgilendirecek”, “okur”la köprü kuramayacak seviyede öykü diye sunulduğunu gözleriz.

Kimi önemli romancıların hikâye yazdıklarını ve bu hikâyelerinde romanlarından ayrı bir anlatım ve izlek takip ettiklerini görürüz. Hikâyenin kendine özgü nitelikleri bir yana, “soft” ve “tezsiz” olduğu kanaatini göz önünde bulundurursak, Türk edebiyatında öyküye nasıl bakıldığını da görebiliriz. Türk öykücülüğünün ismi ön planda olan “sahih” öykücülerinin, “bir insan gerçekliği ve derinliğini”, “Türkiye’nin kültürel ve düşünsel yapısını” öyküleştirmelerini göz ardı edenler, öyküyü, kişilere “dert” yüklemekten ziyade, “anlık” keyif ya da burukluk düzlemine indirgemeye çalışmışlardır.

Türk edebiyatının batılılaşma dönemiyle birlikte romanla başlayan Türkiye’nin, iç dinamikleriyle hareket etmekten imtina etmesi vurgusunun, II. Yeni’den sonra şiirde de görülmesi, öyküye bakışın değişmesini salık veriyor. Hareket alanımızı “kendimizin” belirlemesi hususunda öykücülerin ne dediği bugün yazılan ürünlerden okunabiliyor. Öykünün “kendi kendiyle” idare edebilen bireyler, potansiyelini kullanabilen toplum, yerleşik değer yargılarından farklı işleyen bir kültür meydana getirmesi, yalnız bir tür olarak öyküyü ilgilendiren hususlar değildir.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:20.