|
RAFEALLO BACCOLINI
Türkçesi: Aydın ÜNAL
ANTİ ÜTOPİK BİLİM KURGU: İNADINA
UMUT
Bugün şu husus artık genel bir kabul
görüyor: Kültürü devraldığımızda ya da ürettiğimizde belirgin bir
konumda durarak bunu yaparız ve bu işte bu konum da dünyayı nasıl
okuduğumuzu ve teorize ettiğimizi etkileyen konumdur. Ben, 1980'lerde
Amerika'da eğitim görmüş bir İtalyan'ım. Benim bilim kurgu okumalarım en
az coğrafya kadar benim kültürel ve tarihi koşullarımla şekillendi. Bu
hibrid bir yaklaşımdır: Tüm bu koşullar, benim öncelikle feminist
teoriye olan ilgimle bir kadın yazar olmam durumlarının bir
birleşimidir. En başından itibaren ben yazma tarzına ilişkin konuların
cinsiyetle ve alt-üst kültürlerin yapıbozumuyla ilişkili olduğunu
savundum. Böyle bir yaklaşım, böyle bir dönemde elbette yüzyılı
şekillendiren politik ve kültürel şartları da gündeme taşıyor. Kendimi,
bir "çatışma çocuğu" olarak görüyorum, Ekümenliğin temsilcisinin Ursula
K. Le Guin'in The Telling'teki Terran Observer Sutty'sini tanımlamak
için kullandığı kelimeleri ödünç alan bir çocuk. 1960'ta doğdum, 1968'le
tam olarak bağlantım yok, daha çok 70 kuşağındanım. İtalya'nın neredeyse
yarısı gibi ben de terörizmin "kurşun yılları"ndan, (anni di piombo),
1976-1980 arası neredeyse 100 insanın Kızıl Tugaylar'ca öldürüldüğü
yılların, aşırı sağcı teröristlerin devlet desteğiyle bombalamalar
yaptığı 1969'dan itibaren bir çok insanı öldürdüğü dönemlerin kuşağıyım.
Belki onun için anti-ütopya bilim kurgunun son ürünleri bana 1960'ların
ve 1970 başlarının ütopyasından daha fazla hitap ediyor. Bir açıdan da
"kurşun yılları" benim bilim kurguya bakışımı şekillendirdi. Türün son
örneklerinde, onların konularında ve şekli özelliklerinde yazının
direnen ve muhalif bir cephesini bulurum. Bu cephe adeta bahsettiğim
anti ütopik zamanların ve anti ütopik bilim kurgunun sayfalarındaki
ütopya ufuklarıdır. 1980'lerin muhafazakar tepkisi ve 1990'ların serbest
piyasa liberalizminin saltanatı nedeniyledir ki ütopya hem saldırıya
uğramış hem de yandaşlaştırılmıştır. Maddeci faydacılıkla bir tutulmuş,
böylece değersizleştirilmiş ve metalaştırılmıştır. Tüketim çılgınlığının
çağdaş zamanların mutluluk göstergesi haline getirildiği bir toplumda
ütopya zamanı geçmiş bir değer haline dönüşmüştür. Bireyin mutluluğunun
yolu, maddeden başka hiçbir şey değildir. Bu da Darko Suvin'in "Disneyleştirme"
dediği kavrama tam da denk düşer. Bu kavram ve bu anlayış, bugünkü
İtalya Başbakanı'nın kucakladığı bir anlayıştır. Ben bilim kurguya
yaklaşırken, bugün yazılmış eserlerin bazılarındaki radikal tabiata ve
ihlallere dikkat çekmeye çalışıyorum. Çünkü bizi eylem ve değişime
yönlendirecek bir eleştirel bakışa ihtiyacımız var. Benim bana hitap
edecek hikayelere ihtiyacım var. Biz, bir yönden de yazdığımız şeyiz.
Marge Piercy'nin bir yargısı var ki basitliği ve berraklığıyla her zaman
çarpılmışımdır: Bir çocukken, fark ettim ki ne tarih bana öğretildiği
gibi, ne de hikayeler bana anlatıldığı gibi… Onları tamir etmeye
başladım. Nihayet ben ben oldum. Bana göre kendimizi zaman çizgisinde
bir yere konumlandırmak son derece önemli, ki böylece tarihte etkin
olabilelim. Bize liderlik edecek bir geçmişimiz olmalı. Her devrimin
ardından, kralcılık yeniden yazılır, sadece partizan coşkunluğunun
ötesinde değil, ama geçmiş de değiştiği için. Benzer şekilde, üzerinde
çalıştığımız ve hayalini kurduğumuz şey, korktuğumuz geleceği önlemeye
ve istediğimiz geleceği üretmeye dönük mümkün olanı yapma isteğini
ortaya koyandır (Telling 1-2). Kadınların bilim kurgusu bugün bizim
ilgilerimize hitap ediyor ve bir dizi stratejiyle özellik türün
geleneksel muhalif tabiatını güçlendirdi. Özelde ben türün söylemiyle ve
onun yapıbozumcu ve uyumlulaştırmacı özelliğiyle ilgiliyim. Kadının
bilim kurgu ilgisine dair bir çözümleme bizim hegemonik ideolojiye karşı
muhalif ve yıkıcı stratejimizi fark etmemizi sağlar. Feminist düşünürler
gibi biz de türün sınırlayıcı ve dışlayıcı siyaset eğilimini
sorgulayabiliriz. Kadınlar için zararlılığı ispatlanmış pratiklerini ve
eğilimlerini sorgulayabiliriz. Cinsiyetle cinsiyetçi tarz arasındaki
kesişimi gösterme imkanımız olabilir. Cinsiyetin sahne aldığı ve hatta
türün formatını belirlediği bir ortamda aslında yeni eleştirel metinler
ortaya çıkar. Türler, kural dizileriyle, yansıttıklarıyla,
beklentileriyle bir eserin ya da yazarın büyüklüğünü belirleyecek
ölçütlerin geleneksel olarak karşısında olmuştur. "Türler aslında yazılı
kurallar bütünüdür, ya da yazarla belli bir kamu arasındaki sosyal
anlaşmalardır, işlevleri de belli bir kültürel yapıtın uygun kullanımına
dikkat çekmektir" (Jameson 106). Tamamen estetik birer işaretçi olmanın
çok ötesinde türler "ideolojiyle sırılsıklam edilmiş" hale geliyor (Schenck
282) ve tek bir eserin türüne ilişkin bir çözümleme bizim aynı zamanda
onun yazıldığı zamanların edebi ve tarihi havasını da anlamamıza yol
açıyor. Ardından da tabii türler kültürel olarak üretilmiş, normal ile
sapkın arasındaki ikiliğe oturmuş hale geliyor. Feminist eleştirelliğin
kadınsı pratiği sapma ve bayağılık noktasına taşıyarak bozduğu bir
eğilim. Cinsiyetçi kurgunun feminist yeniden kurulumları bir radikal ve
muhalif strateji olabilir. Cinsiyetçi kurgunun kadınlar tarafından
siyasi bir direniş tarzı olarak kullanımı Anne Cranny-Francis ve bir çok
diğerleri tarafından araştırılmıştır. Aynı zamanda bilim kurgu
araştırmaları yapan kadınlar da (Joanna Russ, Marleen Barr, Sarah Lefanu,
Lee Cullen Khanna, Carol Farley Kesler bunlardan bazıları) cinsiyetin
bilim kurguyu bilgilendirdiği yöntemleri göstermişlerdir. Cinsiyet ve
tür arasındaki kesişim yeni, yıkıcı ve muhalif bir edebi formun
açılmasını da sağlamıştır. Bilim kurgu potansiyel olarak yıkıcı bir tür
olarak kabul edilmiştir, zira edebi çerçeve dışında bir alan kaplarlar,
yasak, tabu, ve belki de alçaltıcı bir üründür. Yedekte tutulur, yine de
konu olarak zengindir üst kültürde baskı altına alınmış bir tutkudur (Marc
Angenot, Parrinder 46). Gelişim evresinde baskın söyleme karşıt olan bir
türü temsil eder konuma yükselmiştir. Bugünden öteye bakınca, farklı
dünyaları gösterme kabiliyetine sahip, tamamen hayalci (en kötüsü) ya da
eleştirel (en iyisi) bir toplum inkişafıdır. Yani bilim kurgu,
yabancılaşma ve yansıtma içinde okuyucusuna başka yerlerle farklılığı ve
böylece okuyucunun kendi dünyası hakkında eleştirel düşünmesini
sağlayacak potansiyele sahiptir. Belki de okuyucu eyleme geçer ve
dünyayı değiştirir. Kadınların bilim kurgu romanları kesin inançlılığın
ve evrensel varsayımların çökmesine yeniden keşfedilmesine katkı
sağlayan şu tahrip edici çift kişililiktir. Bu çift kişilik farklı
cinsiyetli bireyler üzerinedir. Bu da, gelenekle diyalektik çarpışmaya
işaret ederek, kadınlar ve bedenlerine sergileyen konularla, yeniden
üretim ve cinsellikle, dil ve onun kimlikle olan ilişkisiyle yapılır.
Ama bugüne kadar ve bugün olana nazarla, 1980'ler ve 1990'larda genel
olarak sağa doğru bir değişimden de etkilenerek türlerin değişimi Anglo
Amerikan bilim kurgusunda anti ütopik bir dönüşümü işaret eden bir dizi
düşünürü üretti (Bknz. Baccolini ve Moylan) Ütopyanın 1960'lar ve
1970'lerdeki yeniden saltanatının ardından 1980'ler siberpunk hareketine
şahit oldu. Bencil, muhafazakar toplumun herhangi bir hırçın
eleştirisine tamamen kapalı. Bilim Kurgunun muhalif ve eleştirel
potansiyeli Octavia E. Butler, Piercy, Le Guin ve Kim Stanley Robinson
gibi yazarların eserleriyle yenilendi ve yeniden günyüzüne çıktı.
Bunlar, on yılın ütopya tercihleri ve sessizliğini fırsat bilerek anti
ütopik stratejilere döndüler. Eleştirel, müphem ve genellikle de
feminist yazarlar tarafından üretilen bu çeşit yazılar, direnişin ve
mücadelenin ifadesinde tercih edilen tarzlar oldular. Ütopya Anti Ütopya
içinde üretilir. Öykünün içinde umuda yer bırakmayan, kasvetli, baskıcı
bir türdür. Sadece öykünün dışında yer vardır: Sadece, Anti Ütopyayı bir
uyarı kabul ederek biz okuyucular böyle bir karanlık gelecekten kaçma
umudunu elde edebiliriz. George Orwell'in 1984'ündeki Winston Smith ve
Julia baskıcı bir toplum tarafından ezilmişlerdir, öğrenme yoktur, onlar
için kaçış yoktur. Ama son romanlarda, örneğin Margaret Atwood'un The
Handmaid's Tale, Le Guin'in The Telling ve Butler'ın Kindred and Parable
of the Sower gibi eserlerinde kapanmaya direnerek okuyucuya ve kahramana
umud etme yolunu açar. Müphem, açık uçlu ütopyacı dokunuşlar eserin
içindedir. Aslında, romanın sonunda bireyin geleneksel boyun eğmeye
itirazıyla eleştirel anti ütopya tüm bu gruplar için bir muhalefet ve
mücadele zemini oluşturur. Yani egemen söylemle tasarlanmamış öznel
konuma sahip kadınlar ve diğer dışsal özneler. Yani öznel konumu henüz
kazanılmamış olanlar. Bu romanları direniş ve muhalefet metinlerine
çeviren bir diğer unsur da farklı türleri harmanlamış olmasıdır.
Feminist eleştirinin evrensel varsayımlarına, yalnızlığa, tabii ve
nesnel bilgiye dikkat çekerek, aynı zamanda farklılığın önemine,
çoğulculuğa, karmaşıklığa, yerleşik bilgiye ve hibritliğe açıklık
getirerek, kadınların ürettiği son anti ütopik kurgu türün saflığına
anti ütopik bilim kurguyu yeniden imal eden hibrit metin lehine, onu
politik ve şekilsel olarak muhalifleştirerek direnir. Kindred'de
örneğin, Butler zamanın seyahat öyküsünü gözden geçirirken hem bilim
kurgu, hem de köle anlatımını oluşturur. Benzer şekilde, geleceğin
toplumunu parçalara ayıran bir öyküyle (bir sözlü anlatıcının
kayıtlarından) 6'ıncı Yüzyıl'ın Prag'ında He, She, and It adlı eseriyle
Piercy neredeyse tarihsel bir bilim kurgu romanı ortaya koyar. At Wood
Handmaid's Tale romanında mektup ve günlük geleneğini devreye sokarken,
Le Guin kültür etkileşimini ele alan son romanında hikaye anlatımıyla
politik fabıl'ı birleştirir. Geçişken sınırları olan ve diğer türlerden
etkilenmiş, kirlenmiş, saf olmayan bir tür algısı egemen ideolojiye
direnişi simgeler ve bilim kurgunun direnişçi tabiatını yeniler. Bu
romanların çoğunda tarihin ve edebiyatın yeniden keşfi ortak hafızanın
ve bireyin yeniden keşfiyle beraber kahramanları için kullanışlı bir
direniş aracına dönüşür. Otoriter olduğu için egemen söylem anlatıcıyı
geçmiş ve ortak hafıza noktasında şekillendirir. Böylece bireysel hafıza
silinir. Bireyin yeniden toparlanışı ilk olarak gerçekleşir, bu ortak
hareketin gerekli adımıdır. Klasik anti ütopyada hafıza çok sık olarak
bireysel ve baskıcı nostalji içinde tuzağa düşürülür. Ama eleştirel anti
ütopyalar bunu hafızanın bir kültürü olarak gösterir. Bireysellikten
birlikteliğe giden biri umudun sosyal projesinin bir parçasıdır. Ama
ütopyacı umudun varlığı her zaman mutlu son anlamına da gelmez. Dahası,
farkındalık ve sorumluluk eleştirel anti ütopya vatandaşının
koşullarıdır. Bir mutsuzluk duygusu kahramanın ulaştığı farkındalığa ve
bilgiye eşlik eder. Telafi edici ve avutucu bir sonuç yerine eleştirel
anti ütopyanın açık ucu karakterlerini tercihleriyle ve
sorumluluklarıyla hesaplaşmaya iter. Sorumluluğun ve hesap
edilebilirliğin kabulüdür ki sıkça hafızayla ve geçmişin yeniden
keşfiyle bir arada iş görür. Böylece biz geçmişle bugün arasında yaşayan
bir ilişki kurarız ve işte ütopyacı değişimin temelleri uzanmaya başlar.
Son on yılların eleştirel anti ütopyasıyla çarpışmak önemlidir. Zira
onlar bu karanlık zamanların ürünleridirler. Bilim kurgunun resmi ve
politik özelliklerine göz atarak bu eserlerin bizi nasıl değişime
götürdüğünü görürüz. Umutla dolu bir ufka doğru ilerlemek için bugünün
anti ütopyasının içinden geçmek zorundayız.
|