[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

HAYRİYE ÜNAL

HARF MÜHİMDİR

 

"Oldukça cahil bir rahibeydi bu; o anda kullanmak

zorunda kaldığı koridor kelimesini yazılı bir

halde görmemişti ömründe; bu yüzden doğrusu

öyle sanarak 'kolidor' dedi. Arvers, o anda ölümü

bir yana itti. İlk önce bu sonucu aydınlatmayı

gerekli bulmuştu. Bilinci tamamen yerinde,

rahibeye, kelimenin 'koridor' olduğunu açıkladı.

Sonra öldü. Bir şairdi ve yarımdan, yaklaşıktan

nefret ederdi; yahut gerçek için çırpınırdı yalnız;

yahut dünyanın bu kadar ihmal içinde gidişini

beraberine son izlenim olarak almak,

onu rahatsız ediyordu."

Rilke

 

Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri, yazar Ali Karaçalı, yazılarımda bazı İngilizce sözcükler ve "telahuk-ı efkar" gibi eski Türkçe tamlamalar kullanmama getirdiği eleştiri ile yazı dili üzerine yeniden eğilmemi sağladı. Eleştirisi bunların yerine Türkçe ibarelerin seçilmesi gerektiği yönünde idi. Ben, elbette, bu eleştiride haklılık payı görmekle birlikte, İngilizce sözcükleri ve Osmanlıca tamlamaları kullanmaya devam ediyorum. Örneğin; belli bir ulusal dil içinde varolan biçemlerin ve söz türlerinin katmanlaşması ve çatışmaya girmesi anlamına gelen "heteroglossia" sözcüğü yerine ya sözcük uydurmalıyım ya da aynen kullanmalıyım. Bu tarz terimlerin öğrenilmesi ve kullanılmasında -yazıya züppeliğin bir sonucu olarak serpiştirilmediyse- edebiyat adına bir yarar da görüyorum. En mühimi iletmek istediğiniz şeyin dört dörtlük anlatımı değil mi? Öte yandan Türkçeye anlam daralmasına uğramadan çevrilemeyen ibareler var. Telahuk-ı efkar bunlardan biri sözgelimi. Bu anlam daralmasına gönlüm razı olmadığında tırnak içinde veya italik olarak yazma hakkımı kullanabilirim. Ek çözüm olarak parantez içinde de Türkçe açıklaması verilebilir.

Yazmak, imla ve yabancı sözcükler meselesinin bir yazıda değinilemeyecek kadar geniş bir alanı var. Bu geniş alanda harf, sözcük, dil ve cümle arasında bir önem sırası yapılacak olursak, Türkçeyi doğru kullanmanın başlıca koşullarından birisinin harfleri doğru kullanmak olduğunu savunurdum ki esasen, bu yazı da bu savunmayı içeriyor. Böylece harflerde takılanın, sözcükte yere düşeceğini ileri sürmüş oluyorum.

İki buçuk sene kadar bir ansiklopedinin tashih ve redaksiyonunda görev aldım. Karşılaştığımız başlıca sorunlardan biri yazar ve şair adlarının yazımı konusundaki çeşitlilik (tutarsızlık) olmuştu. Mesai arkadaşım, Türkçeye titizlenmesiyle de tanınan şair Hüseyin Atabaş ve ben bu konu üzerinde uzun fikir teatilerinde bulunarak bazı kararlar vermek zorunda kalıyorduk. İşte soyadı devriminden önce yaşayıp ölmüş bir yazarın adını yazarken tanımlayıcı adıyla başlamak veya ilk isimleriyle sıralamaya dahil etmek gibi. Kendi adını (ya da babasının adını) bile yanlış yazan (sözde) yazarlar olduğunu eklemek zorundayım ki meselenin zorluğu ve yaygınlığı açığa çıkabilsin.  

Mustafa Şerif Onaran'ın Cumhuriyet Kitap'taki köşesinde, bir şiir dergisinde Nâzım Hikmet'in adının şapkasız "a" ile yazılmasına karşı tepkisini belirten bir yazısı yayımlandı.  Nâzım'ın adının yanlış yazılması ilk değildi elbette. Daha önce de, başka dergilerde defalarca bu yanlış yapılmıştı. Bence oldukça yerinde bir tepki olmakla birlikte Nâzım'ın ününe (şairliğine) duyulan saygının da bu tepkide payı olmalıydı; zira Attilâ İlhan ve Nâzım adları dışındaki yanlış ad yazımları pek de gündeme gelmiyordu. Örneğin; hakkında en çok yazılanlardan biri olan değerli şair Mehmed Âkif Ersoy'un adını doğru yazabilen sanırım beş kişi ya vardı ya yoktu. Şiiri hakkında hükümler vereceğiniz şairin adını yazamıyorsunuz. Garip şey! Örneğin; hakkında yazılmış müstakil bir kitabın muhtelif yerlerinde üç ayrı şekilde yazılıyor merhum Mehmed Âkif'in adı. Ayrıntılar bu kadar önemsizleşecekse ya da bunu gündeme getirmek gereksiz bir titizlikse, örneğin Musa adının Masa olmasına, Cemil olanın Cahil olmasına, Ali adının Ani olmasına filan ses çıkarmamak da gerekecektir. Birileri kitaplarımızın adını yanlış yazınca kıyamet koparmamak gerekecektir. D'nin t olması mühim değilse Derya adını Terya olarak yazmak da önemsizleşecektir. Ama iş hiç de öyle değil; ansiklopedi tashihi ile uğraşırken kitabının adının yanlış yazımı nedeniyle kıyamet koparan yazarların birçoğunun Türkçe noktasında hassas olmayan yazarlar olması dikkatimi çekmişti. Aslında bir sözcüğün yanlış yazılması değildi onları ilgilendiren, onlara ait bir şeyin yanlış yazılmış olmasına bozuluyorlardı. Âkif'in adını yanlış yazmak yeterince önemli sayılmazdı; ama bir kasabada iki şiir kitabı çıkarmış bir adamın kitabının adını yanlış yazmak feci bir yanlıştı.

On yaşındaki kızım, Hanne olan adını Hande diye telaffuz edenlere beş yaşında itiraz etmeye başlamıştı, yaklaşık iki sene itiraz ettikten sonra sıkıldı ve kabullendi. İnsanların en kötü alışkanlıklarından biri de bu; bilmedikleri bir şeyi bildikleri en yakın şeye benzeterek o şeyi dejenere etmek. Mevcut sözcük dağarcığına bir yenisini eklemek bazı insanlara zor geliyor. Yenisini öğrenmektense, o sözcüğe benzeyen başka bir sözcükle idare etmek öğrenmeye karşı direnç geliştirmenin belirtisi. Yılların şairi Dağlarca son söyleşisinde şöyle söylüyor: "Herkes günde bir tane kullanılmamış Türkçe kelimeyi kendi müfekkiresinden bulup çıkarsa, Türkçe gerçek kalıbını bulur." (Kitap Zamanı, 5 Şubat 2007) Bunu da edebiyatçıların aslî görevlerinden biri olarak en az harfleri önemsediğim kadar önemsiyorum.

Evet, ayrıntı hakikaten sıkıcı şey. Üstelik Cenab Şahabeddin'in beş ayrı şekilde, Sabahattin Eyuboğlu'nun altı değişik şekilde yazıldığı durumda zavallı yazar ne yapsın? Zaten muhtemelen elinde hakkında bir yazı yazdığı şairin kitabı bile yok, olsa kitabın kapağında en doğrusu yazıyor zaten. Bu yanlışlıklar yazı dünyasında öyle sık karşılaşılan durumlar ki insan ortalıkta fonemik parafazi salgını olduğunu düşünmeden edemiyor. 

Elbette Osmanlıca alfabeden Latin Alfabesine aktarılırken ortaya çıkan okuma farklarının yarattığı sorun yazarı aşıyor. Osmanlıcayı bilmemek bir mazeret olamaz; ama gel de Türkçeyi bilmeyen adama "Niçin Osmanlıca öğrenmiyorsun?" diye sor. Kelimenin sonunda "nasıl da soylu" duran şu "d"nin "t" oluşu, tanınmış özel adları etkilememesi gereken bir kuraldır. Ahmed adını artık Ahmet diye okur ve yazarız. Ama örneğin; 1943 yılında, Safahat'ın Latin harfleriyle yapılan ilk baskısında şairin adı Mehmed Âkif olarak yazıldığına göre, yazım kılavuzu Arap kökenli isimler Türkçeye uydurulmalı dese bile, şairin adına müdahale hakkımız olamaz. Sezai Karakoç da şair hakkında yazdığı monografide aslına  uygun yazıyor. Tanpınar, Abdülhak Hâmid diyor, bizim eksik-yazar Abdülhak Hamit diyor. Ben Tanpınar'ı tercih edeceğim elbette.

Keza yabancı yazar adlarındaki aksanlar uçup gidiyor. Mallarmé, Mallarme oluyor. Molière, ya Moliére ya da Moliere oluyor. Evet beyler, harf mühimdir. Epi topu yirmi dokuz adet zaten.

 

 

HAYRİYE ÜNAL

 

ZORUNLU BİR TASHİH:

KAYAHAN SÖYLÜYOR:

"YILANDAN KORKMAM

YALANDAN KORKTUĞUM

KADAR"

 

Bilenler bilir; ilk kitabımın çıktığı 2000 yılından bugüne değin hakkımda çıkan yazılardaki eleştirinin boyutu ve muhtevası ne olursa olsun, yanıt yazısı yazmak prensibim değildir. Kimisi hakkaniyet konusunda şaibeli de olsa hemen hepsinden memnuniyet duyduğumu söyleyebilirim. Bugünden sonra durum değişir mi bilemem; ama halihazırda özellikle sataşmaların yanıtlanmaması gereğine de inanmaktayım. Polemik sevmediğim için değil, bu tarz durumlarda kısa vadede değilse de uzun vadede okurun sağduyusuna güvendiğim için. Sahip olunan enerjinin ayar vermekten daha esaslı işlere harcanması gerekir. Ancak bile bile bilgi yanlışlığı veya saptırma yapılarak okur yanıltılıyorsa bunun muhakkak tashih edilmesi gerekir. Bu, okura ödenmesi gereken bir borçtur. Bunu, elbette, fark edildiği anda söz konusu yayının editörünün yapmasını bekleriz. Ama editörlerin hepsi böyle konularda titiz olmayabilir, yanlışı fark etmeyebilir veya düpedüz önemsemeyebilir.

Geçtiğimiz aylarda Dergâh dergisinde yayımlanan "Hükümler Mecellesi ve Çoksesli Şiir" (Kasım, 2008) yazıma binaen aynı derginin Ocak 2009 sayısında bir yazı yayımlandı ("Tanrı'ya Karşı Bahtin, Şiirin Ölçülerine Karşı Kişisellik: Hayriye Ünal'a Cevap"). Bu yazıda yazıma dair birkaç ayrı konu ele alınıyor; bunlardan ilki Tanrı'yı konu ediniyor ve bu husus üzerinden benim bir cümleme atıfta bulunuyor. Cümle şu: "Olumsal bir dünyada, birinin kendisini sağlam bir zemine yerleştirerek ötekini muallakta görebilmesi için Tanrıyla -ya da neye inanıyorsa işte- oldukça sıkı bir pazarlık yapmış filan olması gerekir kanımca." Bu cümlede geçen "filan" sözcüğü pazarlık yapmaya getirilmiş bir ek olmakla pazarlık benzeri eylemleri kastediyor. "Neye inanıyorsa işte" onunla pazarlık ise Allah inancı olmayan birinin, kendi inancı bakımından sahip olduğu değerler bütünüyle olan anlaşmasını anlatıyor. Bu son derece açıkken, söz konusu yazının müellifi benim "Tanrı filan" dediğimi yazarak (o şekilde demediğim hâlde) itikadım konusunda okurda şüphe uyandırmaktadır. Kaldı ki bahsedilen fail, bir denklemdeki x değişkeni gibi herhangi biridir. O birisi veya şu birisi değildir.

Bu konuda tek bir kişinin bile yanılmasına rıza gösteremeyeceğim için hatırlatma gereksinimi duyuyorum ki -poetik bir yazıda bildirmek zorunda olmasam da- yukarıda bahsi geçen yazımda itikadî şüphe doğuracak bir durum yoktur; velev ki şüphe duyanlar varsa onların da bunu sorgulamaya hakkı yoktur. Hele de söz konusu olan edebiyat iken böyle bir indirgeme eyleminin ardında iyi niyet göremem. Şayet edebiyat dergilerinin böyle şüphelerle yönlenen vehimlerle kontrol edilmesi gerekiyorsa, benim de (bana yönelen) bu testlerin nasıl olup da başkaları söz konusu iken ortadan yok edildiğini -hatta tek bir kişiye bile niçin uygulanmadığını- sorgulamam gerekir. Mevzu edebiyattır edebiyatsa kan davası değil. Dürüst olalım. Cemal Süreya Faşizmin Analizi'ni çevireli yıllar olmuştur olmasına da ben bir tek kendi kütüphanemde gördüm bu kitabı.

Faşizm her daim şiire düşman!

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/03/09 15:45.