[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

NECATİ MERT

BİR FİLME GİRMEK

 

Kavgaya girer gibi girmek gerekir bir filme. Topa girer gibi girmek. Yatağa girer gibi.

Nefsini zorlamayacak, taraftarı kızdırmayacak, eşini bekletmeyeceksin yani.

Usandırırsın yoksa!

Adı lazım değil. Genç ama ünlü bir yönetmenimizin ödüllü bir filmini görmek için iki gece üst üste Prestij'e gittik -Prestij, bizim Adapazarı'nda bir sinema. Filmi pek sevdik de ikinciye görelim diye değil. İlk gece yalnız ben ve eşim vardık. İki kişi daha çıkmadı. Çıksa filmi oynatacaklar dört kişiye. İşte o iki kişi -ne ikisi, fazlası da var: tam dört kişi- ertesi akşam çıktı da bereket, biz de bizi peşinden koşturan filmi izleyebildik.

Filmde bir adam var. Mühendismiş. Evliymiş. Bunları sonradan öğreniyoruz. Baştan gördüklerimiz ise birbiriyle ilintisiz, ilişkisiz şeyler. Adamın, bir ofis penceresinden bakmasıyla başlıyor film. Aşağıda bir durak. Sarı sarı taksiler öyle gelişigüzel geliyor, gidiyor, park ediyor falan. Sonra, belediye otobüsleri. Özel otolar. İnsan pek yok. Baskın olan, taşıt trafiği.

Filmi yakalamaya çalışıyorum. Hangi arabaya bakmam, kimi görmem, neyle ne veya neyle kim arasında ilgi kurmam lazım? Yok, kuramıyorum. Bunlardan birinin üzerine farklı yönlenmiyor kamera çünkü. Bana yardım etmiyor.

Adam dönüyor. Masasına geçiyor. Çat! Kibrit sesidir, sigarasını yakıyor. Televizyonu açıyor. Zaplıyor. Sonra, arabada. Git babam git. Bir yere geliyor. Geldiği yer evi olmalı. Yatağa uzanıyor. Olmuyor, kalkıp oturuyor. Çat! Yine sigara. Yine televizyon. Kanaldan kanala geçiyor. O da olmuyor, sırt üstü yatıp uyuyor.

Filmi hâlâ yakalayabilmiş değilim. Adamın bir sıkıntısı var. Ama ne? Bu anlaşılmıyor. Ortaya çıkmıyor.

Oysa bir film, bunu baştan söylemeli. Derdini bize baştan hissettirebilmeli. Böyle yapmalı ki bizi kendine mıhlayabilsin.

Nasıl yapacak bunu? Derdini doğrudan söyleyerek değil tabii. Seçtiği malzemeyi derdi için konuşturarak yapacak. Malzeme, malzeme olmaktan çıkıp sözcük olacak, cümle olacak, dil olacak.

İzlediğimiz film, bunu yapmıyor işte. O zaman da sigara, sigara olmaktan kurtulamıyor; televizyon, televizyon olmaktan; yatak da yatak...

Bu film için hayli yazı çıktı. Hepsi de övücü. Onlara kökten karşı çıkmak zor. Benim sözüm, daha çok filmin başlangıcına. Geç başlamasına. O kadar ki mesele anlaşılana kadar -rahat- on beş dakika geçmiştir.

Adam yine ofisteydi galiba. Sigara, kibrit, televizyon ve zaplardan geçip telefona sarılıyor. "Nerdeydin?" gibi bir şey soruyor. Karşıda, bir kadın sesi. Verilen cevap, beklenilen midir, değil midir pek anlaşılmıyor ama, meseleye -mesele, kuşkulanmaktır- böylece ucundan giriyoruz.

Oh be, dünya varmış!

Yalnız, bu filmi, girişinin verdiği sıkıntıdan dolayı sevenlere de rastladım. Gerekçeleri şöyle: Adamın sıkıntısı, seyirciye de bulaşıyor. Müthiş bir gerçekçiliktir bu. Yeni bir dildir.

Hayır! Bir kere, ikimizin sıkıntısı aynı değil. Benim sıkıntım filmden. Adamınki karısından. Ben adamın sıkıntısını paylaşamıyorum. Anlaşılmıyor çünkü. İkinci nokta: Buna dil, hele yeni dil hiç diyemezsiniz. Dil, anlaşılmalıdır, anlaşılmazlık üstüne kurulmaz çünkü.

Diyeceksiniz ki: Ön sevişmesi uzun ilişkiler yok mu? Oradan yaklaşsak filme.

Haklısınız da, usandırmamak orada da esastır. Ayrıca öyle şeyler -malzeme demeyelim artık- seçilip konuşturulur ki gidilecek yer ta başından bellidir.

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.

 

 


Son değiştirilme tarihi: 08/12/11 18:44.