[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

SELÇUK ORHAN

YAKIN EDEBİYAT TARİHİMİZİN DÖNÜŞÜMLERİ: OĞUZ ATAY ÖRNEĞİ 

 

Ey baba, kurtar beni, ey yeryüzü, varsa senin gibi

Tanrılık gücü ırmakları da... Dönüştür beni,

Kaldır güzelliğimi, kurtar beni. Bir gevşeme

Başlamış elinde kolunda yavaştan, yakarınca,

İncecik kabuklar örtmüş yumuşacık göğsünü,

Saçları yaprağa dönüşmüş, kolları dallara.

Birer kök olmuş çevik ayakları toprakta

Sımsıkı, başı ağaç doruğu, alımlılığı kalmış bir,

Seviyor Phoebus onu gene, sarmış sağ kolunu

Kütüğe, bir yürek vuruşu sezdi kabukta,

Kucakladı dalları canlıymış gibi kollarıyla,

Öptü bir süre kütüğü, ağaç duymadı öpücükleri.

Bağırdı yürekten tanrı: Karım olmadın, adımla

Anılan bir ağaç oldun artık. Seninle süslenecek

Saçlarımız, sadağımız, kavalımız...

Sen süsleyeceksin Latium yiğitlerini giderken

Sevinçli bir sesle türküler söyleyerekten

Triumph'un şenlik alayları dizi dizi Capitol'a

Augustus konaklarının kapılarında güvenle

Duracaksın, koruyacaksın meşeden tolgayı ortada,

Başım durdukça duracaksın sen de yeşil yeşil.

Bitirmiş  sözü Paean, eğmiş ağaç dallarını

Bir baş gibi sallamış doruğunu, açıkça.

                                               (Dönüşümler - Birinci Kitap, Ovidius)

 

Ovidius'un anlattığı dönüşümlerin hemen hepsinde aslında bir trajedi, yazgının karşısında yenilmişlik yatar. Dönüşümün kahramanı başlangıçta mutlu hiç değilse tasasız bir öykünün çocuğudur; gün gelir, güzelliği yüzünden azgın bir Tanrı'nın saldırısına uğrar. Kahraman önce kaçar, çırpınır, yakarır ya da gücü yettiğince karşı koyar, olanaksız bir savaş verir. Yenilgiye hükümlü olduğunu kavradığı noktada kendini yazgıya tümüyle teslim eder, hatta hepsinden önemlisi, bir bakıma "son" anlamına gelen dönüşümü kendisi talep etmeye başlar. Trajik ögenin, Ovidius'un ele aldığı konudan, yani Klasik Yunan mitolojisinden ileri geldiğini söylemek bana göre çok kolay değil; tam tersine, çoğunda tanrılarla insanların çatışma ya da birleşme anlarının öykülendiği bu mitlerde erken çağların Doğa'yı anlamlandırma çabasını izleyebiliriz. Ovidius, mitolojiyi aslında kendi çağının kent yaşamına taşımış, bir bakıma günümüz modern sanatıyla karşılaştırılabilecek bir yapıt ortaya koymuştur.

Modern edebiyatın en sık karşımıza çıkan izleklerinden biri olarak dönüşüm aslında Ovidius'tan beri hep birbirine yakın/benzer belli yönleniyle yinelenir durur. Her şeyden önce bir çeşit Altın Çağ vardır; ki dönüşüm anında ya da sonrasında terkedilen, geride kalan, yitirilen bu Altın Çağ'ın aldatıcı olduğu gerçeği doğar. Dönüşümü başlatan da zaten yazgının ya da kaçınılmaz bir gerçeğin görünüşü biçiminde bir saldırıdır. (Yunan mitolojisinde yazgıyı tanrıların keyfi davranışları temsil ediyordu.) Edebiyat yapıtlarının bütünlüğü içindeyse dönüşüm aslında aynı zamanda sonlanış anlamına gelme eğilimdedir. Dönüşümün tamamlanması, kişinin ya da nesnenin, başta olduğu biçimiyle karşılaştırılması güç, yeni bir biçim almasıyla aslında sona ulaşılması, sanat yapıtının izleğinin tükenmesi anlamına gelir. Artık eklenecek her parça, başka ve ayrı bir yapıtın adımlarını oluşturacaktır.

Dönüşüm kavramını açıklamak için değişim ile aralarındaki ayrımı keskinleştirmek gerekiyor. Değişen nesne ya da kişi,  değişimden önceki durumunu anımsatan ana ögelerinden tamamıyla kopmamıştır. Dönüşümse nesneyi ya da kişiyi derinden, köklerinden etkiler; dönüşmüş nesneyi ya da kişiyi geçmişiyle karşılaştırmak, benzerlikler bulmak zorlaşmıştır. Nesnelerin ya da canlıların dönüşümü çoğunlukla ölçülebilir özellikler taşır. Sözgelimi kül ile odun arasındaki ayrım su götürmez, ya da larva ile kelebek arasındaki benzerlikleri ancak derin bilimsel incelemelerde belirleyebiliriz, ki böyle incelemeler bile karşımıza yeni, daha da öze ilişkin ayrılıkları, büyük dönüşümü oluşturan küçük dönüşüm noktalarını verecektir. Öte yandan, insanların daha doğrusu kişiliklerin dönüşümü kolayca içine işlenebilecek bir konu değildir; çünkü insan, hiçbir dönüşümünde ya da değişiminde dış etkilere kapalı olamaz. Kişilik dediğimiz şey, aslında özel bir bireyin toplumla ilişkilerinin düzenine verilen addır. Dolayısıyla kişiliklerin dönüşümü toplum ilişkilerinin belli çağda geçerli düzeninden, titreşim ya da sarsıntılarından ayrı düşünülemez. Kişinin bağımsız bir iç evreninin olup olmadığı, böyle dış etkilere kapalı bir özün dönüşüme kaynaklık etme gücü aslında kişilik kavramının metafizik kanadında kalıyor.

Dönüşüm ile değişim arasında bir diğer ayrımı da, bur bir kural olmamakla birlikte, kişilerin yazgısıyla tarihin kesişme noktasında arayabiliriz: Dönüşüm, bu kesin bir kural olmamakla birlikte çoğunlukla bireyin karşı koyamadığı, maruz kaldığı bir gelişmeden doğar. Değişmeyse kişinin kendini biçimlendirme çabasının sonuçlarıdır. Edebiyat yapıtlarına da yansıyan yönü üç aşağı beş yukarı böyledir; örneğin modern dönüşüm mitlerinin merkezinde sayabileceğimiz Gregor Samsa, kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulur- bunun önüne geçemez. Michel Butor'un Değişme'sindeyse aslında bir karar değişikliğinin zihinsel tutanağından başka bir şey yer almaz. Dönüşümün ölçüsüz, coşkulu, önlenemez bir yanı vardır; görünüşte kişi kendini dönüşmekten sakınabilecek gibidir. Oysa dönüşüm anı geldiğinde, direnmek ya da karşı koymak şöyle dursun, dönüşmenin coşkusuna/heyecanına kapılacaktır.

Bu noktada aslında C.G. Jung'un, dönüşüm arketipleri bir yazısına, Kehf  Suresi'nin simgesel çözümlemesini denediği, "Dönüşüm Sürecini Canlandıran Bir Simge Dizisi Örneği"1 başlıklı yazısına değinebiliriz. Kehf Suresi'nde, hizmetçisiyle birlikte iki denizin birleştiği yere varmaya çalışan Musa'nın azıkları olan balığı yitirmeleri, daha sonra balığın yittiği yerde Hızır'la karşılaşmaları üstüne Jung şöyle diyor:

"Bütün bu süreç çok tipik bir şeyi, hayati önem taşıyan bir anın farkına varılması'nı anlatır; bu motif birçok mitte karşımıza çıkar. Musa, farkına varmadan yaşam kaynağını bulduğunu ve yeniden kaybettiğini anlar, ki bu dikkate şayan bir sezgi olarak nitelendirilebilir. Yemeyi düşündükleri balık bilinçdışının bir içeriğidir ve ilkkökenle bir bağ kurulmasını sağlar. Balık, yeniden doğmuş, yeni bir yaşama kavuşmuştur. Yorumlara göre, bunun gerçekleşmesinin nedeni, abıhayatla temas etmiş olmasıdır. Balık denize atladığında, yeniden bilinçdışının içeriği olur..."  

Jung'un dikkati, kendi biliminin nesnesine, bilinçdışına yoğunlaştığı için ayetleri bağlamından koparıp mitik bir okumaya yöneldiği savunulabilir; ancak bana göre "dönüşüm" kavramını oluşturan çok temel ipuçlarını ortaya çıkardığı da tartışılmaz. Jung'un, dönüşüm ile yeniden doğuş kavramlarını değiştirikli kullanması, çakıştırması raslantı değildir. Dönüşüm, özellikle kişilik süreçlerinin dönüşümü yeniden doğma arzusuyla doğrudan ilintilidir- bu arzunun ötesinde de ölümsüzlük arayışı yatar:

Dönüşüm esnasındaki ölümsüzlük sezgisi bilinçdışının kendine özg yapısıyla ilgilidir. Zira bilinçdışının mekandışı ve zamandışı bir yanı vardır.   

Dönüşmenin bireyin denetiminde olamadığını Jung da sezmiştir; verdiği örnekte de, dönüşmek için kişiler hiçbir şekilde egemen olamadıkları karanlık bilinçdışının içeriğine mecbur ve maruzdurlar- yani dönüşüm bilinçdışından çağırdığında, geri çevirme güçleri yoktur. Jung'un bilinçdışı kavramının aslında insanlığın psikolojik ilkörneklerini kapsadığı akla getirilirse, bireyleri aşan bir etkinin devrede olduğu sonucu çıkarılabilir. Bir bakıma dönüşüm bireyin yadsınmasıdır. Birey, kendini yadsıyıp dönüşümün geldiği kaynağa, bilinçdışına, imana, yazgıya ya da düşmanına teslim olarak yeniden doğar.

Dönüşümle ilgili olarak yukarıdaki temellendirmelere bağlı kalarak kısa kısa çeşitli edebiyat yapıtlarından söz edelim. Açık seçik olmasa da, dönüşmek-değişmek konularında en çok kafa yormuş romancılarımızdan birisi Oğuz Atay'dır. Atay'ın yaşamöyküsü de aslında dönüşüm sayabileceğimiz kırılma noktalarıyla doludur. Üniversiteden mezun olunca ilk önce edebiyat, politika ve sanat çalışmalarını bir yana bırakarak müteahhitliğe girişir; aynı zamanda evlenir, sonradan kitaplarında "küçük burjuva yaşamı" olarak sürekli horgöreceği bir aile kurmaya çalışır. Oysa işlerini yürütemediği gibi evliliğine de son verecektir- daha sonra Tutunamayanlar'ı yazmaya giriştiği süreç başlar.

Atay'ın romanlarında kişisel dönüşüm süreçleri değilse de, bireylerin dönüşüm çabaları açık bir biçimde yer alır: Tutunamayanlar, aslında arkadaşı Selim Işık'ın intiharını öğrendikten sonra bir dönüşüm evresine giren Turgut Özben'in öyküsüdür. Turgut Özben, tıpkı yazarı gibi, küçük burjuvalığından sıyrılmaya, Selim Işık gibi bir Tutunamayan olmaya çabalar- bu yolda evini, karısını terkeder- hem intihar eden arkadaşının geçmişini araştırır, hem de okuyup yazmaya başlar. Tehlikeli Oyunlar'da, Hikmet de dönüşmeye uğraşmış, çabasını da aslında beraber olduğu kadınlara yansıtmıştır. Eylembilim'in Server Gözbudak'ı da politik bir dönüşüm geçirme çabası göz ardı edilemez.

Ancak Atay'ın kişilerinde dönüşüm çabası, büsbütün bir hayalkırıklığına varmazsa bile, sonucuna bir türlü ulaşamaz. Bir bakıma "Tutunamayan" olarak adlandırılmalarının altında da dönüşümle elde edecekleri olmuşluğu sağlayamamaları yatar. (Atay'ın günlüklerinde de sıkça vurguladığı, "çocuk kalmışlık", "yarım aydın"lık bununla ilgili sayılabilir.) Atay'ın kişilerinin bir türlü dönüşememesinin nedeni belki de yukarda saydığımız en önemli kuralı ihlal etmeleridir: Dönüşüm, elde edilmez, dönüşüme maruz kalınır ya da teslim olunur. Oysa Atay'ın kişilerinin hemen hepsinde bir çeşit teslim olma, kendini bırakma sıkıntısı vardır. Ne Hikmet sevgilisi Bilge ya da Sevgi'ye sorgulamalardan arınmış bir aşkla bağlanabilir, ne de Turgut, Selim Işık'ın ölümünden sonra çıktığı yolculuğuna inanmayı başarır. İkisi de kendi kişiliklerine karşı sınırsız bir alay içindedir; Atay'ın yapıtlarında, üstbenin en keskin kılıcına, ironiya başvurması da bu çizgide anlamlıdır. Atay'da, bilinçdışı neredeyse hiç yoktur, karanlık yoktur, çiğ aydınlık içinde üstbenliğiyle çırılçıplak kalan birey vardır. Bu yüzden Atay'ın yapıtları dönüşememe anıtları olarak okunabilir.

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 10/05/08 14:09.