|
SELAHATTİN İPEK
PORTRELER: SEZAİ KARAKOÇ
Sezai Bey'i anlatabilecek tek bir
sözcük veya cümle olabilir mi, bulabilir miyim diye düşünüyorum ama
bulamadım. Belki şöyle bir terkiple ortaya konabilir: Fuzûlî, İbnü'l
Arabî, Naili-i Kadim, Şeyh Galip, Mehmet Âkif ve Necip Fazıl karışımına
Zülküfl ruhu serpin ortaya Sezai Karakoç çıkar. Hepsinden özler taşıyan
ama hiçbiri olmayan; aynı zamanda hepsi olan bir arketip. Geçmişteki
bütün düşünceleri, bir göle, bir denize akan ırmaklar, dereler, çaylar
gibi kendinde toplamış "hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz." Bir
dönemin, adını koyan, mührünü basan adam. Bir efsanenin (Mona Rosa)
tekil kahramanı, garip bir trenle başlayan garip yolculuğun, dünyaya
çıkardığı yolcu. Tren yolculuklarında ne kadar yalnızsa Siyasal'da
okurken de hayata atıldığında da hep yalnız bir insan. İnziva der
encümen, mahşer içinde yaşanan aziz yalnızlığın müzekker boyutu.
Beatrice'ine kavuşamamış Dante. Kibrit-i ahmerin peşinde ama kibrit-i
ahmeri ruhunda taşıyan Muhyiddin İbnü'l Arabi. Hızır'ın ateşinde
kızarmış, olgunlaşmış, Füsus yapraklarını karıştıran Feta. Bütün bunları
hatta daha fazlasını bulabiliriz, görebiliriz onda. Bir ışık huzmesi
gibi. Çözüldükçe yeni renklerin ortaya çıktığı bir demet. Yakından
bakılan cam kırığı…
Sezai Bey'in hayatı hakkında, son
yıllara kadar detaylı bilgi yoktu ya da biz bilmiyorduk. Şiir antolojisi
hazırlayan ve hayata amudi şekilde bacaklarının arasından bakan pek çok
isim de ondan hiç söz etmemiştir. Rüştü Onur, mutlaka vardır (kaç şiiri
var acaba?). Burada R. Onur'u küçümsemek gibi bir niyetim katiyen yok.
Antolojilere şair diye alınanların birçoğu, şairler meclisinde oturacak
yer bile bulamaz. Ne gariptir ki antolojiye onlar alınır. "Ekabir-i
Şuara" arasında bulunan Sezai Karakoç alınmaz. Ya da def-i belâ
kabilinden alınır. Dolayısıyla bu tür kitaplarda da onun hayatı
anlatılmaz. Varlığını ve şiirini herkesin bildiği ama yok saymaya
çalıştığı bir büyük bilge. Sağ kesimde de çok fazla itibar görmemiştir.
Ama gerçek olan şu ki sağcısıyla solcusuyla 1960 ve sonrasında şiir
yazan herkes üzerinde etkisi vardır. Şu veya bu şekilde herkes o
çeşmeden birkaç tas su içmiştir. Yok sayılmaya çalışılmasında bunun da
etkisi olabilir. Önemli de değil. Çünkü varlığını şöhrete borçlu
değildir.
Türk şiirine yön veren üç parasız
yatılı (S. Karakoç, C. Süreya, E. Ayhan); Üç Mülkiyeliden biri. Üçüncü
isim sınıfta kalmıştır, şiir dışı nedenlerden. Sezai Karakoç da Cemal
Süreya da iyi şair; yakın ama farklı kulvarlarda koşan iki atlet; koşu
bittikten sonra da koşan atlar; biri yangında koşuyu kaybetmiş.
Kelamın tahakkuku mu, tevafuku mu?
"Horoz iki kere ötmeden"i yaşayan adam S. Karakoç. Hz. İsa'ya atfedilen
bir söz, Hz. İsa söylemişse mucize demektir, doğal olarak da
gerçekleşecektir. Ve de gerçekleşmiştir. Peki, bunu bir insan kendisi
için söylerse her düşünce adamının başına gelen onun da başına gelmiş mi
olur? Yoksa o insan, o sözün kendi başına gelmesine davetiye mi çıkarmış
olur. Hz. Yakup'un "Korkarım siz onu kurda yedirirsiniz" sözünün
çocukların kafasına Yusuf'u yok etme düşüncesini getirmesi gibi. Yakup
peygamber böyle bir söz söylememiş olsaydı, oğulları böyle bir şeyi
yapmayacaklar mıydı? Yani Yusuf peygamber Mısır'a gitmeyecek miydi?
Kuyuya atılmayacak mıydı? Hayır, kader gereği bunların hepsi
yaşanacaktı. Burada önemli olan Yakup peygamberin içindekini dışına
vurması. Hz. İsa için de öyle! Demek ki bu sözü kullananlar da
içlerindekini döküyorlar. Dolayısıyla sözün tahakkuku kaçınılmaz oluyor.
Şair Karakoç, yazar Karakoç, düşünür
Karakoç. Bu üç alanda, üç eşitler birinciliği, herkes birinci, hepsi
birinci. Dairenin merkezine düşen ya da dairenin merkezinden beslenen üç
birinciler, birinci üçler. "Yine de şiirdir ara sıra dinlendiren beni"
dediğine göre, şiir bir adım öne çıkıyor diğer birincilerden, hani
haksız da sayılmaz şair Karakoç.
"Bileklerimi gece tutmuş
Yüzüm kaçmış karanlığa"
Karakoç'un bir yönü var bu
mısralarda. "Elimiz az kaydırak oynamadı şen bir mantarla" da saklı bir
başka yönü de.
Yukarıda "yalnız" olduğunu
söylemiştim. Bu da bir seçilmiş yalnızlık gibi geliyor bana. Kaç tane
"dostum" diyebileceği insan olmuştur? Görmeden edemediği, sesini
duymadan yapamadığı; gecenin herhangi bir saatinde çat kapı gidebildiği
-akrabalar hariç- kaç yakını vardır? Kendini çevresine, çevresini
kendisine ne kadar yakın görür? Yoksa "Horoz iki kere ötmeden" ile "Ve
yalnızlık sigara külü kadar yalnızlık"ı birleştirerek kendi kozasına
kapanıp insanları (sevenleri) kendisinden mi uzaklaştırdı? Uzun süre
aynı bayrağı taşıdığı dostlarından, kendisini takip edenlerden kaç kişi
kaldı bugün? Beraber yola çıktıklarından kaç kişinin akıbetini biliyor?
Yahya Kemal'e verdiği değeri o dostlarına (!) gösterdi mi? Yahya Kemal
dedim de aklıma geldi: Sonsuz yalnızlardan, yalnızlığa mahkum
meşhurlardan biri de odur. Park Otel'deki son günleri bunun en güzel
tanığıdır. Yahya Kemal semtleri sayar, Kanlıca, İstinye, Bebek nerdeler?
Necip Fazıl'sa nehirleri: "Nerede kardeşlerin cömert Nil, yeşil Tuna?"
Biz de gidenler ve dönmeyenleri mi sayacağız?
Diriliş Partisi'ni kurdu. Sezai
Karakoç ve Parti? Nasıl bağdaştıracağız, nasıl yan yana getireceğiz?
"Parti ne partisi ben oyumu öldükten sonra kullanacağım." Herhâlde
düşüncelerini daha geniş kesimlere ulaştırmak için kullanılacak diye
düşündüm. Ama "parti" sözcüğünün çağrışımları, bugüne kadar gelen
örnekleri olarak bölünmüşlük, bölünmüşlerden bir taraf oluşturmak,
dünyasını "öteki" üzerine kurmak; "biz biz"den ziyade "ben ben" halini
yaşamak, birleştirmekten çok bölen ve bölünen olmak; bölünerek çoğalmak
gibi ama bölünen her parçanın bir süre sonra yok olması. Yavrusunu yiyen
canavar, anasını öldüren cani.
Tragedyasını önce yaşayan sonra da
oynayan Sisip. Taşıdığı yükün ağırlığının ve değerinin farkında olan
bilge; her gün yeniden dağın zirvesine doğru taşınan ama bir türlü
zirveye çıkarılamayan kayayı düşünce platformunda şekillendiren filozof.
Narı kıran Zülküf, peygamber çiçeğine saklanan aydınlık. Şark çıbanlı
Van Gogh. Edebiyatın Akira Krusava'sı. Şehirlerin Şam'ı; ülkelerin
Mısır'ı. Hızır tableti. Zülküfl hiyoroglifi. Sözlerini zamana adamış
bilge.
İnsanın dışında bir varlık olarak
yaratılsaydı, beyaz başlı KARTAL olurdu.
|