|
MEHMET HARMANCI
SİNEMASKOP YAZILAR-7 bin yıl
beklenen
Giriş, muhteşem bir gök resmiyle
yapılır. Uzun süre perdeyi dolgun beyaz bulutlara fon olan mavi bir
gökyüzü görüntüsü kaplar. Gökyüzünün mavisi o kadar sabittir ki
bulutların dansını hiç bu kadar güzel izlememiştim, diye iç geçirir
izleyici.
Ardından kamera yakın çekimle
çayırlarla kaplı karları tamamen çözülmemiş arzı yalayarak tırmanır
yamaca doğru. Karlar tamamen erimediği için kar çiçekleri: kardelenler,
ihtiyar bir anadolu kadınının çemberine torunu tarafından
iliştirilivermiş bir çiçek kadar masum ve şen görünürler. İzlerken
heyecanlandırır, neredeyse izleyiciye, kalk gidelim derler. Böylece
yamaçtan zirveye yaklaşılır.
Tam bu esnada damarlarındaki kan
dolaşımı görülecekmiş kadar şeffaf, parlak ve beyazmış hissi veren bir
çift çıplak ayağa çarpar bakışlarımız.
Sonra kamera adamın ayağından
tepesine kadar tırmanır. Sonraki planda genel bir çekimle adamı görürüz:
Üzerinde sadece beyaz cellabiyesi(entarisi)
olan bu adam, bedenindeki dinçliğe bakınca anlaşılamayacak kadar
ağartmıştır, saçı sakalı. Acaba neden? Acaba nerede? Bakışlarını ilahi
bir güçten emir almışçasına kararlı dağların doruklarından ufuk
çizgisine doğru sabitlemiştir. İlahi bir güçten başkasının da bu
kararlılığı aşamayacağını söyler gibi bakmaktadır ufka.
Sonra adama çarptığımız gibi değil
ama o zaman şaşırdığımız kadar şaşırarak yamacın başında bir kadının
oturduğunu görürüz.
Kadın, "Anadolu kadını bu işte!"
dedirtecek bir kıyafet ve duruluğa sahiptir.
O da, adamın kararlılığı ile fakat
ufka değil adama bakmaktadır.
Sonra baştan beri gördüklerimizi
özetleyip derneştiren genel bir plana geçilir.
Sanırsınız ki; adam ufuktan çevirse
bakışlarını, kadın adama bakmaktan vazgeçse; kıyamet kopacak. Onlar bu
konumlarını bozmazlarsa da âlem bin yıl daha yaşayacak.
|