[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

IŞIK YANAR

 EN MUTSUZ KUŞAK

 İnsanlar, yaşlandıkça çaylarına daha az şeker atarlar. Daha az atarlar ki içtikleri çay daha acı olsun. Acı daha yavaş boğazdan aksın. Belki de farkında değillerdir. Zamanla damak tadı, daha az şekerli çayı, tatlı bulmaktadır. Onlar için şeker, çocukça, acıyı unutturandır. Hayat gibi onu boğazda bırakmayandır.

Hayatta acılaşmaya başlar. Yaş ilerler, hayatın birçok yönüne vakıf durgunluk ve acımtırak sessizlik beklenir. Hayatı olağanlaştıran, daha yaşanılır kılan hoş noktaya ulaşmaları beklenir. Hayat genişler, gözler daha çok tepkisizleşir. Boyun eğme hali değil de anlayabilme becerisinin gelip, onları bulması gerekir. Ama bir ülke düşünün, bir yaştan sonra siyasetçilerin hepsi aynı dili konuşmaya başlıyor. Aynı dil içerisindeki farklı kavramlarla, kavgalarını sürdürüyorlar. Daha uzlaşmacı ve anlayışlı olması gerekenler daha taraf oluyorlar. Gözlerinde bir umut arıyorsunuz ama sizi dinlemiyorlar. Hep başka bir yere sürükledikleri hakikatleriyle fazla şeker kullandığımızı söylüyorlar.

Kendi verilerinin herkesin bilgisi olduğu ısrarındalar. Aslında bu, kuşatıcı denen o bakışın bir türü olarak değerlendirilebilir: Devlet, millet ve aralarındaki sistem sürekli olarak değişim halinde. Bu değişime yön verecek iktidarı, değerlendirme ve sürekli olarak kendi verilerinin ışığında değerlendirme fikri. Bu noktada beliren iki temel yön: Hayatın doğasında şimdiki zamana denk gelen ve olağan olanı yaşanılır kabul etmek. Diğeri yaşanılır kabul etmemek. Bizleri, genç kuşakları yanıltan, bu iki taraf arasındaki geçirgenliğin olmadığını kabul etmektir. Taraf olmanın bakiyesini, taraftarlıkla arama hatası. Oysa her iki yönünde bakiyesi aynı hayattır. Öyle ki bir taraf kazanmış olsa da, hayatın bakiyesini en çok özümseyen, ötekileşecek olan "o"dur.

Bir ülkenin çocukları büyürken, bazı yerleşik inançlara bağlı olarak, hayatlarını, fark etmeden kurgularlar. Bir çoğu farkında olmasa da gelecek, bu yerleşik inançların yerlerinde durduğu kadar ulaşılabilirdir. İnsan aklının bu yerleşik inançlara olan bağlılığı, belli aşamaların geçilmesinin ardından onun sonuçlarına uzaklığı ya da yakınlığı kadardır. Bu yerleşik inançlara odaklanmış zihinler, ufak tefek bazı değişiklikleri bütüncül bir yanılsama olarak algılamazlar. Fakat birden bire hızla değişen ve esneyerek belirsizleşen yerleşik inançlar, insanların zihninde büyük boşluklar bırakırlar. Bu boşa çıkış anı, Türkiye'deki kuşakların mutsuzluğunun kaynağı olarak düşünülmelidir.

Ne zaman "Türkiye'de" diye başlayan siyasi konuşmaların sayısı artmaya başlasa, esneme ve belirsizliğin hızla yayıldığı görülür. "Türkiye'de" sözü ona atfen, onu ayırt eden bir özelliğin ifadesi olarak değil de belli bazı inançsızlıkların dile getirilmesidir. Böylece yeniden ve yeniden geleceğe dair boşluklar sökün etmeye başlar.

 

 

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 10/05/08 14:09.