|
IŞIK YANAR
EN MUTSUZ KUŞAK
İnsanlar, yaşlandıkça çaylarına
daha az şeker atarlar. Daha az atarlar ki içtikleri çay daha acı olsun.
Acı daha yavaş boğazdan aksın. Belki de farkında değillerdir. Zamanla
damak tadı, daha az şekerli çayı, tatlı bulmaktadır. Onlar için şeker,
çocukça, acıyı unutturandır. Hayat gibi onu boğazda bırakmayandır.
Hayatta acılaşmaya başlar. Yaş
ilerler, hayatın birçok yönüne vakıf durgunluk ve acımtırak sessizlik
beklenir. Hayatı olağanlaştıran, daha yaşanılır kılan hoş noktaya
ulaşmaları beklenir. Hayat genişler, gözler daha çok tepkisizleşir.
Boyun eğme hali değil de anlayabilme becerisinin gelip, onları bulması
gerekir. Ama bir ülke düşünün, bir yaştan sonra siyasetçilerin hepsi
aynı dili konuşmaya başlıyor. Aynı dil içerisindeki farklı kavramlarla,
kavgalarını sürdürüyorlar. Daha uzlaşmacı ve anlayışlı olması gerekenler
daha taraf oluyorlar. Gözlerinde bir umut arıyorsunuz ama sizi
dinlemiyorlar. Hep başka bir yere sürükledikleri hakikatleriyle fazla
şeker kullandığımızı söylüyorlar.
Kendi verilerinin herkesin bilgisi
olduğu ısrarındalar. Aslında bu, kuşatıcı denen o bakışın bir türü
olarak değerlendirilebilir: Devlet, millet ve aralarındaki sistem
sürekli olarak değişim halinde. Bu değişime yön verecek iktidarı,
değerlendirme ve sürekli olarak kendi verilerinin ışığında değerlendirme
fikri. Bu noktada beliren iki temel yön: Hayatın doğasında şimdiki
zamana denk gelen ve olağan olanı yaşanılır kabul etmek. Diğeri
yaşanılır kabul etmemek. Bizleri, genç kuşakları yanıltan, bu iki taraf
arasındaki geçirgenliğin olmadığını kabul etmektir. Taraf olmanın
bakiyesini, taraftarlıkla arama hatası. Oysa her iki yönünde bakiyesi
aynı hayattır. Öyle ki bir taraf kazanmış olsa da, hayatın bakiyesini en
çok özümseyen, ötekileşecek olan "o"dur.
Bir ülkenin çocukları büyürken, bazı
yerleşik inançlara bağlı olarak, hayatlarını, fark etmeden kurgularlar.
Bir çoğu farkında olmasa da gelecek, bu yerleşik inançların yerlerinde
durduğu kadar ulaşılabilirdir. İnsan aklının bu yerleşik inançlara olan
bağlılığı, belli aşamaların geçilmesinin ardından onun sonuçlarına
uzaklığı ya da yakınlığı kadardır. Bu yerleşik inançlara odaklanmış
zihinler, ufak tefek bazı değişiklikleri bütüncül bir yanılsama olarak
algılamazlar. Fakat birden bire hızla değişen ve esneyerek belirsizleşen
yerleşik inançlar, insanların zihninde büyük boşluklar bırakırlar. Bu
boşa çıkış anı, Türkiye'deki kuşakların mutsuzluğunun kaynağı olarak
düşünülmelidir.
Ne zaman "Türkiye'de" diye başlayan
siyasi konuşmaların sayısı artmaya başlasa, esneme ve belirsizliğin
hızla yayıldığı görülür. "Türkiye'de" sözü ona atfen, onu ayırt eden bir
özelliğin ifadesi olarak değil de belli bazı inançsızlıkların dile
getirilmesidir. Böylece yeniden ve yeniden geleceğe dair boşluklar sökün
etmeye başlar.
|