-


-
| |
|
ABDURRAHİM KARADENİZ
DİL BAHİSLERİ - IV
her şey'in yazımıyla
bağ-fiillerden sonra koyulan virgül(,)e dair
Yazar, gazetesindeki
köşesinde '… Türkiye gibi son derece dinamik, değişim hızı fazla
yüksek bir ülkede herşey mümkün.'1 diyor. Bir başka yazar da bir
başka gazetede 'Söylenebilecek herşeyi söylediler.' cümlesiyle sözün
tükendiğini hatırlattıktan sonra, yazısının devamında '... Türban
kişisel bir özgürlüktür. Kişisel özgürlükler, herşeyin üstündedir.'
(…) 'Ancak, çoğunluk herşeyi, her istediğini yapar diye birşey
yoktur.' 2 diye uyarıyor.
Yukarıdaki
alıntıları yazarken bilgisayar, eğik karakterlerle
belirginleştirmeye çalıştığım kelimelerin altını kırmızıyla çiziyor!
Ben de bilgisayarın altını kırmızıyla çizdiği kelimeleri
eğikleştiriyorum. Sonra hurufatını eğikleştirdiğim kelimelerin
üzerine (sağ tuşla) tıklıyorum: O zaman bilgisayarın yazı programı,
bu kelimeleri 'her şey', 'bir şey' biçiminde ayrı ayrı yazmam
gerektiğini hatırlatıyor…
Elbette bilgisayarın
yazı programı 'her', 'bir' gibi kelimelerin 'şey' kelimesini
nitelerken sıfat olduğunu; 'her şey', 'bir şey' yazarken de birer
sıfat tamlaması yazdığımı; bu tamlamaları oluşturan kelimeleri
bileşik yazmamam gerektiğini hatırlatıyor olmalı…
Peki, bu 'her şey'
tamlaması pek çok reklâm panosunda, platformda, şehirlerin en
görünür yerlerine 'Herşey Türkiye için!' şeklinde yazıldığı, birçok
gazete ve dergide de bu sloganda olduğu gibi yazıldığına göre artık
bileşmiş olamaz mı? Yürüyüş kararı sayarken 'Her şey vatan için!'
cümlesinin ahenginden yararlanır; bu cümlenin her kelimesi ayrı ayrı
vurgulanır, vurguyu pekiştirmek için her kelime söylenirken [Artık
'her kelime' yerine 'her bir kelime' demenin fazlaca yaygınlaştığını
ifade etmek gerekir.] botlar, daha sert yere vurulurdu. Bir bakıma
eratın bolca bot eskitmesinin bir sebebi de işte bu 'her şey'
kelimesidir, denilebilir hani. Eskiyen botlar, eskidikleriyle mi
kaldı? Artık 'her şey' tamlaması bileşti mi?
Kelimelerin
bileşmelerine dair şu kuralları hatırlayalım:
Bileşen kelimelerin
biri ya da her ikisi kendi sözlük anlamını düşündürmemeli, bu
kelimelerin bileşmeleri sırasında bir ses olayı meydana gelmeli ya
da söz konusu ifade, terim anlamı kazanmalı.
Rahatlıkla
hatırlanacağı gibi 'şey'i niteleyen 'her' veya 'bir' kelimelerinin
bir araya gelmeleri sırasında hiçbir anlam yitimi görülmediği gibi
bu kelimelerin kendi seslerini korudukları, üstelik
terimleşmedikleri de rahatlıkla söylenebilir.
* * *
Daha önce bu köşede,
bağlaçlardan hem önce hem de sonra virgül konulamayacağına ilişkin
bir değini sunuluş, bağlaçla virgülün neredeyse aynı görevi
üstlendikleri hatırlatılmış, yazı erbabının bağlaç olan 'de, da'yla
'ki'yi kendinden önceki kelimeden ayırmayı pek güzel başarabildiği
hâlde bu kelimelerden sonra, virgül koymaktan bir türlü
vazgeçmediğine dikkat çekilmişti. Bu virgül konusu daha uzayacak
gibi…
Nitekim 15 Nisan
2008'den sonra çeşitli gazetelerde, Avrupa Komisyonu Başkanı
Barroso'nun ülkemizi ziyareti sırasında "... Kendinizi benim yerime
koyun. Komisyon toplantısında veya Avrupa Parlamentosu oturumunda,
seçimde yüzde 47 oy almış ve 5 yıldır iktidarda bulunan bir
partinin, ülkeyi şeriat düzenine götürdüğü gerekçesiyle
kapatılmasını ve lider kadrosunun yasaklanmasını nasıl
savunabilirim? Basının karşısına çıkıp, Türkiye ile müzakerelerde
yeni iki paragrafın açılacağını nasıl anlatabilirim?..."3 şeklindeki
demeçleri pek çok gazetede yayımlandı. Elbette AKB Barosso,
bağ-fiil(çıkıp)den sonra virgül(,) koyarak '… çıkıp, …' dememiştir.
Çünkü '-ıp' eki 'çık-mak' fiilini, bağ fiil hâline getirir: Bu tür
kelimelerin tamamı yüklemle bağ kuran ifadeler olduğundan bu bağ,
virgül(,)le koparılamaz. Ayrıca zarf-fiil de denilen bu kelimeleri
türeten eklerle oluşan hiçbir kelimeden sonra da virgül konmamalı…
Ancak günlük
gazetelere hızlıca göz atmak bile bağ-fiillerin bağının ne kadar çok
koparıldığını görmeye yeter de artar:
'Ama birileri
kalkıp, ülkenin, ekonominin, demokrasinin düştüğü durumu görmeyecek,
ama dışarıdan gelen demokratik çağrılara savaş açacak.'4
'İki elini yumruk
yapıp, sancak ipi çekme pozisyonunda hızlandırarak ilerler.'5
'Bir gün "keser
dönüp, sap da dönünce" bunların hesabı sorulur.'6
'Yabancı
yatırımcıların yanı sıra yerli işadamlarının da frene bastığını öne
sürüp, Ali Babacan gibi "Yazık değil mi bu ülkeye!" diye soruyorlar.
Sanık taraf, savcı ve yargıç rolü oynuyor!'7
'Bu haberi yapıp,
merkeze gönderiyorlar.'8
'Sonra bir de geriye
dönüp, geride bıraktıklarıma baktım.'9
Yukarıdaki
örneklerden farklı olarak 'Hatta olayı abartıp, "Kamer Genç solun
başına geçsin" demeyelim...'10 ifadesinde başka bir durum dikkat
çekiyor. Böyle bir ifadede bağ-fiilden sonra gelen ara cümle ya
virgüllerle ya da tırnaklarla ayrılmalı. Ama yazar, ikisini de
kullanıyor.
Yazarlarımız,
noktalama işaretleriyle yazım kurallarını hiç kullanmasa ne yapmak
istedikleri anlaşılır: Bu ve buna benzer uygulamaların izah edilir
ve anlaşılır bir tarafı -kendi içinde bir mantığı olduğu sürece-
elbette vardır. Ancak yanlış kullanımların tutarlı bir izahı yoktur.
1 Hasan
Cemal, Başbakan Erdoğan'a 'Özal Uyarısı…', Milliyet, 28.02.2008
2 Mehmet
Ali Birand, AB, Ulusalcılarla Yollarını Ayırdı..., Posta, 15.04.2008
3 Posta,
15.04.2008
4
Abdülmecit Bilici, Batı Kapatmaya Karşı da İslâm Dünyası Taraftar
mı?, Zaman, 19.04.2008
5 Bekir
Coşkun, Adam Dövücü…, Hürriyet, 19.04.08
6 Mehmet
Yılmaz, Kız Tavlama Sanatı, Hürriyet, 19.04. 2008
7 Özdemir
İnce, Bakanı Suç İşliyor, Hürriyet, 19.04.08
8 Ahmet
Altan, Hep Aynı Gün…, Taraf, 15.04.2008
9 Ertuğrul
Özkök, Bu Hafta Geri Döndüm, Hürriyet, 20.04.2008
10 Ahmet
Hakan, Tersine Mücahit Kamer Genç, Hürriyet, 20.04.2008
|
|