[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

RAMAZAN KAPLAN

 

EDEBİYAT ESERİ KARŞISINDA EDEBİYAT TARİHÇİSİNİN SORUMLULUĞU

 

Bilim ve sanatların tarihi üzerine yapılan araştırmalar, belgelere dayanmak durumundadır. Kabul edilmelidir ki, her alanın tarihiyle ilgili belgeler nitelik ve mahiyet bakımından farklılıklar gösterir. Edebiyat araştırmalarının temel kaynağı olan edebiyat eserlerinin, diğer alanların belgelerinden çok ayrı bir özelliği vardır. Edebiyat dışındaki alanların tarih araştırmalarında tanıklığına müracaat edilen malzeme, genellikle objektif bir yapıdadır. Oysa edebiyat eserleri için aynı görüşü ifade etmek, edebiyat eserinin doğasına aykırıdır. Edebiyat eseri ya da metinlerinin en gerçekçi olduğunu iddia edenleri bile, edebî şahsiyetlerin hayal ve tasavvurlarının ürünüdür.

Edebiyat eserlerinin bu özelliği, edebiyat tarihi araştırmalarında bütün dikkatin eser üzerinde toplanmasını zorunlu kılar. Tarih araştırmalarında, başka birçok alan için var olan yöntem ve malzemeyle ilgili güçlükler edebiyat tarihi araştırmaları için de geçerlidir. Ancak edebiyat eserinin kendisi, edebiyat tarihçisi için karmaşık bir problem yumağıdır.

Edebiyat tarihi veya tarihçisinin başarısı, edebiyat eseri veya daha geniş çerçevede edebiyatı algılama biçimiyle yakından ilgilidir. Bu konuda, faydacı yaklaşımların edebiyat eserinin içeriğini, biçimci anlayışların ise estetik yanını önceledikleri bilinmektedir. Oysa bir edebiyat metni, bunlardan herhangi birisine indirgenemeyecek kadar içeriği ve kendisini gerçekleştiren estetik düzeyi ile bir bütündür.

Edebiyat eserleri, insanoğlunun çeşitli durum, olgu ve olaylar karşısındaki tutum, düşünce ve tasavvurlarını anlatır. Bunların bir kısmı sıradan eserlerdir ve milletlerin edebiyatlarında önemli bir yer tuttukları söylenemez. Ancak edebiyat tarihçisi bu nitelikteki eserleri de görmezden gelemez. Çünkü edebiyat tarihleri şaheserler tarihi değildir.

Edebiyat tarihçisini asıl uğraştıracak eserler, bir milletin edebiyatını temsil etme kudretinde olan eserlerdir. Bu eserler, içeriklerinin zenginliği, insan zihninin sınırlarını zorlayan düşünce ve tahayyül derinliği ile yüksek bir etkileme gücüne sahiptirler. Bütün kurmaca özelliklerine rağmen, insanoğlunun düşünce dünyalarıyla yaşama biçimlerinin değişmesinde bu eserlerin çok büyük payı vardır.

Edebiyat tarihçisi, herhangi bir okuyucudan farklı olarak, edebiyat eseri karşısında kendi ruh dünyasını disiplin altına almak durumundadır. Eserin zengin dünyasına pek çok kişiden daha fazla nüfuz etmesi, eserle kendisi arasında bir yakınlık veya tepki meydana getirmiş olsa da, tarafsızlığını koruması gerektiği bilincini asla kaybetmemelidir. Bilimsel nitelikli bir edebiyat tarihi, bu bilincin rehberliği ile meydana getirilebilir. Ancak bu bilinci edinme ve koruma, sanıldığı kadar kolay değildir. Bununla birlikte, bilim dışı hiçbir amaca hizmet etmeyen bir hedefin benimsenmiş olması, edebiyat eseri karşısında edebiyat tarihçisinin konumunu güçlendirir. Böylece edebiyat tarihçisi, eserle arasındaki düşünce ve ruh yakınlığı veya karşıtlığı söz konusu olsa bile, hükümlerinde daha özgür ve isabetli davranabilir. Bu yolla, edebiyat tarihinin ideolojik yaklaşımlardan, kişisel tercihlerin ürünü olmaktan kurtulup, bir milletin edebiyat tarihi olması mümkündür.

Edebiyat tarihçisi, zaman zaman edebiyat dışı görüş, bilgi ve malzemenin yardımına da ihtiyaç duyabilir. Ancak bu durum, edebiyat eserinin değerlendirilmesinde eserin verileri kullanılıp tüketildikten sonra başvurulacak bir imkân olarak düşünülmelidir. Başka bir ifadeyle edebiyat tarihçisi, eser hakkında yine eserin tanıklığının öncelikli ve önemli olduğunu bilmelidir. Bu durumda belge olarak kullanılan edebiyat eserince doğrulanmayan görüşler araştırmada yer almayacak, böylece edebiyat tarihçisi hükümlerinde hata yapma olasılığını en aza indirmiş olacaktır.

Edebiyat araştırmalarında, edebiyat eserinden sonra kullanılan bilgi ve malzeme, edebiyat araştırmalarının "edebî"liğini zayıflatmamak kaydıyla son derece yararlıdır. Bu husus, tarih araştırmalarının başka alanlarında genellikle karşılaşılmayan ve neredeyse edebiyat araştırmacılığına özgü bir durumdur. İnsan hayatı, düşünce ve tasavvuruyla ilgili her türlü oluşu malzeme seçen edebiyat eserlerinde insan, özellikle yüksek bir algılama örneği olan eserlerde, çok boyutlu bir varlıktır. İnsanın toplumsal, psikolojik, tarihsel, mitolojik, kültürel bileşimi birbirinden ayrılamayacak ölçülerde iç içe geçmiş olarak edebiyat eserinde yer alır. Bu tür eserler, edebiyat tarihçisinin, sosyal bilimlerin farklı bakış açılarına en genel düzeyde de olsa sahip olmasını gerektirir.

Kuramsal yaklaşımlardaki çeşitliliğin artması, edebiyat tarihçiliğinde de yöntemlerin zenginleşmesine ve olgunluk kazanmasına yardım etmiştir. Kapsamlı ve derinlikli bir yöntem bilgisinin, edebiyat tarihçisi için önemini ifade etmeye gerek yoktur. Ancak başka bilimlerde olduğu gibi, edebiyat araştırmalarında da yöntem, araştırmanın başarısına katkısı derecesinde değerlidir. Çeşitli bakış açıları etrafında kuramsallaştırılan yöntem anlayışlarının, ancak, edebiyatın tabiatına uygunluğu bakımından birbirlerine üstünlükleri söz konusu olabilir. Bunun dışında yöntemin başarısı, edebiyat tarihçisinin herhangi bir yöntemi uygulamadaki başarısı olarak görülmelidir.

Edebiyat eserleri, içerikleri ve teknikleriyle, kendilerinin araştırılması ve değerlendirilmesindeki en uygun yolun bulunmasında edebiyat tarihçisine rehberlik ederler. Dikkatli bir araştırmacı, eserden hareketle, esere uygun yöntem veya yöntemleri bulabilir. Burada işaret edilmesi gerekli bir husus da,  kargaşa ve belirsizliğe düşmemek kaydıyla, edebiyat tarihçiliğinde mümkün olabildiği ölçülerde çoklu bakış açılarının benimsenmesinin edebiyat araştırmalarının ruhuna daha uygun düştüğüdür. Böylece, edebiyat eserinde insanı ve toplumsal dönemi daha zengin bir çerçevede kavrama ve ifade etmenin, edebiyat tarihini sınırlı görüşlerin dar kalıplarından kurtarmanın yolu açılmış olur.

Edebiyat eserleri, başka sanat ve fikir eserleri gibi, milletlerin övünç kaynağıdır. Bir milletin, uygar milletler arasında yer almasının başlıca yollarından biri, incelmiş bir sanat zevki ve zengin bir düşünce birikiminin göstergesi edebiyat eserlerine sahip olmasıdır. Dolayısıyla, edebiyat tarihçiliğinin özünde, ulus-devlet bilincinin etkileri söz konu edilebilir. Böyle bir bilinç, bilimsel yaklaşımlarla uyumlu olabildiği oranda yararlıdır da. Ancak, edebiyat eseri, zamana karşı, başka hiçbir desteğe ihtiyaç duymadan "kendisi olarak" direnmek durumundadır. Bu noktada da, edebiyat tarihçisinin, bilimin esaslarıyla özdeşleşmiş olmasının, kendi geleceği bakımından da ne kadar önemli olduğu açıkça anlaşılır.

Edebiyat tarihçiliği, özellikle asırlara dayanan tarihî geçmişleri olan milletlerin edebiyatları söz konusu olduğunda, oldukça zor bir alandır. İnsan ömrünü ve gücünü aşan eserlerin bolluğu, Türk edebiyatı araştırmacılarını da, bütün devirleri içine alan bir Türk edebiyatı tarihinin bir kişi tarafından yazılamayacağı görüşüne sürüklemiştir. Ancak, bilimsel esaslar dâhilinde, daha dar kapsamlı çalışmaların yapılması, bütün devirleri kapsayan edebiyat tarihlerinin ortaya konulmasını kolaylaştırabilir.

Tarih araştırmaları, milletlerin farklı alanlardaki tarihî geçmişlerine ait kültür ve uygarlık mirasını insanlığın bilgisine sunar. Her millet bu miras yardımıyla adeta hafızasını yeniler ve geleceğe ilişkin tasarımlarını planlar. Tarih araştırmalarının bir başka yönü, bir milletin varlığının tanıklığını yapmasıdır.

Edebiyat tarihi araştırmaları da, genel tarihin hedeflerinden ayrı düşünülemez. Farklılık kullanılan malzemenin farklılığından ibarettir. Genel tarih araştırmalarında belge konumundaki bazı malzemenin, tarihî zaman ve mekândan soyutlanarak düşünülmesi genellikle imkân dışıdır. Ancak, edebiyat eserleri, bir varlık göstergesi olarak, canlıdır.

Edebiyat tarihçiliği, edebiyat eserlerinden hareketle, geçmişten içinde yaşanılan zamana kadar geçen süreçte, bir milletin insanla ilişkilendirilebilecek duyuş,  düşünüş ve davranış biçimlerini ortaya koyar. Ancak bu konudaki çabalar, edebiyat dışı sistemlerin gölgesinde kalmadan gerçekleştirilmek durumundadır. Çünkü edebiyat tarihi araştırmalarını edebiyatın özünden uzaklaştırmak, edebiyat dışı bir alanın faaliyet alanı içinde olmakla eş değerdir ve bunun modern edebiyat tarihçiliği ile hiçbir ilgisi yoktur.

Edebiyat tarihçisi, edebiyat eserlerinin düşünce ve estetik dünyasını açığa çıkarabildiği, ayrıca bunları, edebiyatını incelediği millet için anlamlı bir terkibe kavuşturabildiği oranda görevini gereği gibi yapmış demektir. Bunun başka bir anlamının, edebiyat eserlerindeki zihniyet değişmelerini estetik bir duyarlıkla sistemli bir bilgi hâline getirmek demek olduğunu söylersek, edebiyat tarihçiliğinin son derece zengin bir donanım gerektiren bir alan olduğunu ifade etmiş oluruz.

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.