|
MÜNİRE DANİŞ
ULAK YA DA BİZİM İBRAHİM
Çağan Irmak, son filmi Ulak ile
Türk sinemasında yeni bir sinema anlayışının kapısını aralamış
bulunuyor. Sanıyorum bu sinemamız için bir idealin de tek örneği…
Ulak, hakikate hizmetin ısdıraplı
bir hikâyesi olduğu kadar, iyilik ile kötülük, hayır ile şer, nefsi
emmare ve nefsi levvame arasındaki çatışmayı metafizik bir düzlemde ve
ilahi duyarlılığın diliyle yorumlayan çok dikkat çekici bir yapım. Film,
hem teknik hem sinetografi, görüntü ve senaryo malzemesi açısından da
ihtiva ettiği yeniliklerle heyecan ve ümit verici.
Ulak'ın, zaman ve mekân kurgusu
alışılmışın dışında bir rüya düzleminde gerçekleşiyor. İyiler-kötüler,
suç ve ceza gibi kavramlar kıssa geleneği çerçevesinde ve risalet
yorumuyla yansıtılırken, zaman ve mekân atmosferi masal ve tahayyülata
yaslanıyor. Daha da önemlisi senaryo ilhamını risalet kıssalarından,
görüntü dilini tasavvufun "rüya içinde rüyalar" temelinden alıyor.
Doğrusu sinemamızın mahrum bırakıldığı kültürel kodlarımızı, hakikatin
zengin sembollerini keşfetmiş olması ve bu öz cevheri malzeme
edinmesiyle bile, sadece ontoljik bir seviye kazanmış sinema
izleyicisini değil, sanatın imkânlarıyla ilgilenen herkesi
heyecanlandırması gereken çok önemli bir çalışma Ulak.
Çağan Irmak, modern dünyanın ve
nefsi emarenin yarattığı ontolojik kaosa, fizikle fizikötesini maddi bir
çizgiyle ayıran; gerçekliği dualiteyle yorumlamaya kalkışan insanın
bozgunculuğuna, sinemayı iyiliğin dili, hakikatin görüntüsü kılarak
cevap veren (vermeyi deneyen), tahayyülatımızı sinema perdesine yansıtan
çok maharetli bir film çıkarmış.
Tekerlekli sandalyeye mahkûm
Mehmet'in bütün dünyası, rüyası kitaplardır. Tıp ilmine mensup babası
Zekeriya, oğluna rüya içinde rüyalar anlatan (gösteren) kitapları eksik
etmez. Bir gün ilahi bir ilham şimşeği ile yetişkin Mehmet kendi
kitabını, gönlünü kaleme almaya başlar. İnsanlara yazarak hatırlattığı
gelenek, onların unuttuğu doğruluk, iyilik, adalet, cesaret ve fazilet
gibi ilahi değerlerdir. (Bu vurgunun, film boyunca sözle ya da görüntü
diliyle ifade gücü kazanmasına uğraşılır.)
Mehmet'in kitabına gönül veren altı
arkadaşı bu iyiliğin hatırlatılması demek olan kitabı çoğaltır ve tebliğ
ederler. Bir mizansende, "O, size şahdamarınızdan daha yakın iken siz
O'nu yedi kat gökte aradınız. Helali unuttunuz haramı meşrulaştırdınız…
Suçlusunuz, kötülüğü yapan kadar kötülüğe sessiz kalanlar da…" vurgusu
Efendimiz (sav)in "kim bir kötülük
görürse eliyle mani olsun, eliyle engelleyemeyen diliyle, onu da
yapamazsanız kalbinizle kötülüğe buğzedin" faziletinten mülhemdir.
Mehmet'i ve altı arkadaşını,
kötülükleri engellenenler katleder. Filmin buna mukabil mizanseninde,
lanetlenen kötül(üğü)n renksiz, puslu ürkütücü bir sahnede, cüzamlı
bedenler ve inleyiş sesleri eşliğinde verilişi son derece etkileyicidir.
Mehmet katledilmiş gizlice bir kuyunun yanına gömülmüştür. Geride kalan
ise Kabil'in iç karartıcı sıkıntısı, kaosudur…
Bir gün İbrahim isimli bir ulak
Mehmet'in ceseti başındaki kuyudan su içince, işlenen cinayet ruhuna
malum olur. İbrahim de seçilmişlerdendir. Mehmet'in ruhu ve gönlü ona
inzal olur. Ve ulak İbrahim, Mehmet'in ilahi ilhama matuf ruhunun
(hakkın) müntakimi ve kıssasının habercisi olur. Onun hatırlattığı
doğruları, iyiliği, fazileti taşıyan efsaneye dönüşür.
Mehmet'in babası Zekeriya ise bütün
bu olup bitenlerin anlatıcısıdır. Hikâye içindeki hikâyedir. Büyük
rüyanın içindeki küçük rüyaların acılı seyyahıdır. Zekeriya, bu
hikâyatın tasavvufi yorumunun tefrişidir aynı zamanda.
Çağan Irmak, bu anlamda, hakikatin
vizyonlarını resmetmeyi başarabilmiştir. Ve doğrusu sinemamız için,
tayy-i zaman tayy-i mekân düzenlemesiyle (yeniliğiyle) ümit veren bir
öncülük payesini hak etmiştir.
Ulak İbrahim diyar diyar gezer,
hakikatin hizmetlisi, cesur seyyahıdır.
Bir anlamda bu film onun vesilesiyle
çekilir. Seyirciye bu kıssayı getiren ulak İbrahim'dir esasında. Bu
bana, Yunus Emre menkıbesinde meşhur olan bir cümleyi hatırlattı. Hani
Yunus, gafletinin bedelini ödemek, çile doldurmak için huzurdan
uzaklaştırılmış. Yıllar sonra huzura döndüğünde kendisine, "eğer gelen
kimdir sualinden sonra Yunus ismi verilince, bizim Yunus mu buyrulursa,
çilen doldu, sen artık ermişlerdensin" denilmişti. Ulak filminin böylesi
bir teveccühle karşılanması gerektiğini düşünüyorum; yani bizdendir,
bizimdir.
İslam kültürünün görüntü dili, kıssa
dili, masal zenginliği; ruhla beden, insanla eşya, fizikle fizikötesi
bütünlüğü, İslam'ın ontolojik dengesi, etik düzeni, bilgi ve değerler
sistemi, semboller vizyonlar hazinesi sinemamız için hiç adım atılmamış
bir hazine dağıdır.
Çağan Irmak, Ulak ile bu dağa
tırmanma cesaretini ve hünerini sergiledi. Ulak'ı bu tırmanışta yalnız
bırakmamak gerektiği gibi, bu dağı sahiplenenlere de ilham olması
umulur.
Bu yolu hatırlattığı için, bu
hazinelerden küçük de olsa bir rüya derlediği için teşekkürler Çağan
Irmak…
|