[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

KÖTÜ SÖYLENTİLER

 Abdullah Şevki

 Kanguru Yayınları

 

Huzursuzum. Günlerdir şiir okuyorum. Uyuya kalan yanlarıma bir kamçı gibi şaklayan dizelerle, uykudan mahmurluğa evrilen boş vermişliğimi kaybetme endişesiyle huzursuzum. Üzerine kabartma tozu atılmışcasına kabaran ruhum, gerildikçe geriliyor. Koparacak beni benden. Bütün şiirleri kuşanıp fırlatacağım kendimi, korkuların, kalleşliklerin, isminin başında "birleşmiş" ya da "birleşik" devletlerin/teşkilatların, yalnızlıkların ve yoklukların üzerine. Yalnızlığımın bile beni terkettiği bütün zamanları muhasara altına alacağım. Tam ortasında patlayacağım zulmün. Kâbuslarımı, hafakanlarımı, gecelerimi ve gündüzlerimi denize dökeceğim. Sonra… "her şey"i fetheden komutan "hiçbir şey"in, kaim kıldığı nizam-ı âlemin merkezine yürüyecek şiir ve dikecek aşk sancağını bütün bulantıların üstüne.

Öfkeliyim. Durduk yerde kendimi imha etmeyi nasıl da göze aldım. Şiir okumamalıyım. Binlerce yemin etsem, roman, öykü, müzik vs. üzerine ve galîz sözler etsem, tövbe etsem şiir okumayacağım diye, döner de bozar mıyım acaba tövbemi ve yeminimi?

En son Abdullah Şevki'yi buldum yanımda. Pervasızlık  numunesi adam. Beni nasıl kışkırttı. Sürekli bir hücum emri. Atıldık zamanın, aşkın, ihtilâllerin, tenin ve tinin üzerine fütursuzca. "trenlere önce ayrılıklar biner/hüzünler ardından" diyor, "gölgeler şarkımızı söylesin/bir nehir sıçrasın yatağında" diyor; yorgunluklarını duvara astığını söylüyor. Durmak yok. Ama duruluyor kimi zaman: "ne kadar yorgun olduğunu biliyorum gölgemin/özlemimsin istanbul yalnızlığım kadar" diyor da biraz soluklanıyoruz. Arada bir şaşırtıyor beni ve: "yaşam hiç aldatmaz bizi, siyah fötr şapkalı ve dürüsttür" diyor. İyi de biz yaşamı aldatıyor muyuz veya biz mi yaşamı aldatıyoruz diye soruyorum. Hemen cebine daldırıyor elini ve: "şiirle çılgınca koşturabilirim zamandan atlarını/ortalama, sade, geçip giden bir yaşamın" dizelerini dizlerimin üstüne koyuyor. Okuyor ve rahatlıyorum.

Abdullah Şevki şiirlerinde söz, soğumaya terk edilmiyor. Bir başka deyişle, soğumaya yüz tutmuş bir söz bulmak zor. Tepeden tırnağa fiil giydirilmiş ve içine kor atılmış bir şiirle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Şu his, bende baskın bir biçimde öne çıktı diyebilirim: Özellikle, Kötü Söylentiler'in ilk yarısındaki şiirlerde, Franko muhalifi İspanyol şairlerin tadı var. Nedendir bilmiyorum, kendimi birden Lorca ile kol kola yürüyormuş gibi hissettim. Bunu olumlayarak söylüyorum ve kesinlikle bir öykünmeden/benzerlikten de söz etmiyorum. Ayrıca serazat bir şair olduğunu söylemeliyim Abdullah Şevki'nin. Sesini kısmıyor: "şöyle rahatça 'vatan haini' olabilsek arada bir/ülkemizin gerçeklerini söylerken korkusuzca" diyor. Yalın ve doğrudan bir söyleyişi benimsiyor ve de iyi ediyor.

Teşekkürler Abdullah Şevki. Bütün hırçınlıklarına, suskunluklarına, yüreğine ve şiirine teşekkürler. Tabii Kanguru Yayınlarına da. Şiirin için, şurası şöyle burası böyle diyeceklerin bu deyişleri beni hiç ilgilendirmiyor. Ben şiiri, ne kadar yanımda, içimde ve kendimde bulduğuma bakarım. Gerisi bana göre laf-ı güzaftır.

ERDAL ÇAKIR

 

 

 

RAHİMDEKİ OT

Orhan Kâhyaoğlu 

Metis Yayınları 

İnsan çılgındır. Bu çılgınlık, bir kaybedişle başlamaz; varoluşla başlar. İnsanın, varoluş  anından itibaren yüklendiği donanımı, başka bir şeyle karşılaması ve taşıması da mümkün değildir zaten. Her şeyle bir şey arasındaki mesafeyi, her şeyle hiçbir şey arasındaki dikey ve düşeyin geometrisini salt idrakle ifadelendiremeyeceği de açıktır.

Yazgı Ademdir. Yazılım ve açılım ise Nuh. Yazgının yazgı olmasındaki iradî tutum ve belirleyişte hiçbir dahli olmayan insan, kendine açılan gözdeki parıltıyı ve bu parıltının, üzerinde parıldadığı şeylerle ilgili tasavvurlarını, dışlaşan bir imgelemle veya sıfır noktasındaki imge insan'ın önüne alarak anlamlandırmaya kalkıştığında da kıyamet kopmaktadır. Trajiktir belki, çıkardığı gürültüden ürken, yön değiştiren, dönüp kendisine çarpan tek varlık olması insanın. Bir yazgı olarak oluşuna hükmetme ve oldurma mevkiinde olmaması ise, onun alın yazısı değil; varlık gerçeğidir. Bütün mesele bu mudur? Nedir bu savaş ve kulakları sağır eden gürültü? Oysa çılgınlık, varlık coşkusunun açığa çıktığı bir varoluş tezahürüdür.

Varlık ve buna bağlı olan yaratı, kesinlikle tekrara düşmez ve hele hele kendini hiç tekrar etmez. Surette birbirine benzer şeyler, asılları itibariyle farklıdırlar. Aksi halde, benzerlerin kaçınılmaz bir biçimde oluşturacakları bileşik, bir varlık topuna, deyim yerindeyse ontolojik bir çığa dönüşecektir ki, bu da başlangıçla bitiş arasındaki mesafenin daha doğrusu her iki durumun da sıfır noktasında olup bitmesini zorunlu kılacaktır. Yani imkânla imkânsızın, imkânlıyla mümkün olmayanın birbirine eşitlenmesi demek olacaktır. Ancak, varlık ihtişamının kavranamaması ya da eksik kavranması sebebiyle uç veren bilinç yanılsamasının insanı taşıdığı yer, bir zihinsel felakettir: Varlığın tekrarı, tekrarın tekrarı.

Orhan Kâhyaoğlu'nun, Metis yayınlarından çıkan Rahimdeki Ot adlı şiir kitabını elime aldığımda, yukarıdaki girişi yapmakla ilgili en ufak bir plânım yoktu. Kitabın yaptırdığı çağrışımlardan doğan düşüncelere kaynaklık etmesi nedeniyle daha baştan Orhan Kâhyaoğlu'na bir teşekkür borçlu olduğumu ifade etmeliyim. Metaforik imgelemin, bir söz sağanağına dönüştüğü kitap, birbirini takip eden on bir şiirden oluşuyor. Nuh ve azize metaforu çevresinde gelişen ve genişleyen şiirlerdeki müzik duygusu, kitabın en belirgin özelliklerinden. Yaşam öyküsünden de anlaşılacağı üzere, solunumunu müzikle yapan bir hayatın, müziği, müzik dışı üretimlerine de yansıtması kaçınılmaz olacaktır. Fakat hemen belirtmeliyim ki, şiirler zaman zaman, şiirin söze dayalı bir sanat dalı olduğunu unutturacak kadar müziği ön plâna çıkarmaktadır. Bu olumsuz bir şey midir? Olumsuz bir şey olarak ele almak yerine, tehlikeli bir durumun varlığına dikkat çekmek daha yerinde olur sanırım. Çünkü, müziğe has ritmi tutturma veya muhafaza etme gayreti, sözün etken olma vasfında kaymalara neden olabilecek, tabiatıyla bu da gereksiz nakaratlara ve olmadık tekrarlara düşülmesini beraberinde getirecektir. Rahimdeki Ot'ta da buna yer yer rastlamak mümkün.

Orhan Kâhyaoğlu, hayli dikkat çekici bir söyleyiş tarzına sahip. Bu söyleyiş tarzını besleyen en önemli etmen müzik. Yukarıda anlatmağa çalıştığım riski bertaraf edici önlemler alındığı takdirde, müziğin, Kâhyaoğlu şiiri için - tüm şiirler için de böyledir - ne denli büyük bir avantaj olduğu ve sözün etkili hale gelmesinde nasıl bir kolaylık sağladığı açıkça görülmektedir. Şiir ve müziği merkeze alan her sanatçıda, müziğin, sözün gücünü artırması yönündeki işlevselliğini görmek mümkün değil ama, Orhan Kâhyaoğlu şiirinde bu pozitif duruş, güçlü bir biçimde kendini belli etmektedir. Ayrıca Kâhyaoğlu'nun, mitik söyleme konusunda iyi bir damar yakaladığını ve bunu şiire dönüştürme noktasında başarılı olduğunu belirtmem gerekir. Söz konusu damarı genişleterek, şiire tahvil edilecek imkânlara rahat bir akış sağlamak zor bir iştir. İyi bir birikim ve kıvrak bir zihin ister. Orhan Kâhyaoğlu'nda bunu fazlasıyla görmek mümkün. "Parıldıyor ıslak beden, ısınıyor kelam. Yoğruldukça tutku ile aşk, sarıldıkça birbirine sır, gülümsüyor haz" dizelerinin yanı sıra, "Toprağın ardılı. Suyun vücudu. Kerameti zerre olan ağaç" gibi, kitapta çokça yer alan benzer söyleyişler, teslim etmeliyim ki, iyi bir birikim ve zihnin ürünü söyleyişlerdir.

Rahimdeki Ot, yeni arayışlar ve farklı söyleme yöntemlerini deneme konusunda da hayli cesur. Bunların şiire ne kadar mal edilebildiğini ve şiiri nereye taşıdığını ise zaman söyleyecek elbette. Ama denemeğe değer olduğunu ve bu cesareti bütün kalbimle desteklediğimi belirtmek isterim.

Orhan Kâhyaoğlu ve Metis Yayınlarına teşekkür ediyorum.

ERDAL ÇAKI

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.