[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

ALÂATTİN KARACA

 NECİP FAZIL KISAKÜREK'TEN ADNAN MENDERES'E HAPİSHANE MEKTUPLARI*

 

Necip Fazıl, dergilerdeki yazılarından ve düşüncelerinden dolayı, pek çok defa mahkemelere düşmüş, çıkardığı süreli yayınlar; özellikle Büyük Doğu, zaman zaman kapatılmış ve çeşitli kereler tutuklanmış, kendi deyişiyle medrese-i Yusufiyye'de  çile doldurmuş bir şair. 1940'lı yıllarda, Millî Şef döneminde Büyük Doğu mücadelesiyle başlayan mahkûmiyet ve dergilerinin kapatılma/toplatılma silsilesi, 1950'den sonra DP döneminde de sürüyor. 22 Kasım 1952 tarihinde, Ahmet Emin Yalman'a Malatya'da bir suikast düzenlenmesi nedeniyle azmettirici olarak tutuklanması ve 1,5 yıl hapse mahkûm olması bunlardan biri. Şairin bu olaydan sonra ikinci mahkûmiyeti 1957'de vukû buluyor. Nedeni, Fuat Köprülü'ye hakaret. Kısakürek'in Benim Gözümde Menderes adlı kitabında anlattığına göre, bu olayın arkasında, Demokrat Parti içinde, Mükerrem Sarol ile Köprülü arasında cereyan eden çekişme var. Şair, bu çekişmede Sarol'un yanında yer alma gereği duyarak, Büyük Doğu'da Köprülü aleyhinde yazılar yayımlayışını ve ardından gelen mahkûmiyetini şöyle anlatmakta:

"Bu şartlar altında Mükerrem'i büyük mikyasta tutmak ve korumak vazifesinin Büyük Doğu'ya düştüğünü takdir ettik ve Köprülü aleyhinde öyle şeyler yazdık ki, Tanzimat paşası tipi Beyefendinin açtığı dava üzerine yıldırım hızıyla mahkûm olduk." (BGM, s. 362)

Doktor Sarol'u savunma amacıyla Köprülü'ye yazılan zehir zemberek yazılardan sonra, temyizle onaylanan hüküm ve ardından ikinci kez Toptaşı Cezaevi'ne giriş… Yayımlayacağımız üç mektup, işte bu tutukluluk sürecinde yazılmış; ilki Toptaşı Cezaevi'nden, diğer ikisi Haydarpaşa Numune Hastanesi'nden…

Menderes'le 1950 seçiminden sonra bir araya gelen, Büyük Doğu'yu günlük gazete hâlinde çıkarıp CHP'ye karşı onu şiddetle savunan, çeşitli engellemelere, tutuklamalara karşın Menderes'in ardında duran şair, -kendine göre- ne yazık ki, 1957'deki hapis süresince, Başbakan'dan ve DP'den beklediği desteği bulamamıştır. Kısakürek bunu; "Birkaç yakınından başka bana alâka gösteren yok… Müdafaası uğrunda hapse girdiğim Mükerrem Sarol da görünürlerde değil. Mükerrem'e dikenli bir mektup yazıp hapishaneye kadar zahmet etmesini ve beni görmesini istiyorum." (BGM, s. 385) sözleriyle dile getiriyor. Aşağıdaki ilk mektuptan da anlaşıldığına göre Sarol, bunun üzerine Kısakürek'i Toptaşı Cezaevi'nde ziyaret eder. Şair, perişan hâldedir. Uğrunda hükümler giydiği, Büyük Doğu'da, her türlü engellemeye, sıkıntıya karşın savunduğu Menderes'ten ilgi beklemekte, kurtarılmayı ummaktadır. Ancak ilk birkaç ay, Toptaşı Cezaevi'nde yatar. Aşağıdaki 16 Eylül 1957 tarihli birinci mektup, Toptaşı Cezaevi'ndeyken kaleme alınmış. Mektubun üzerindeki nota göre, 26.09.1957 tarihinde Başbakan Adnan Menderes'e arz edilmiş. Bu, mektubun Menderes tarafından okunduğunu gösteriyor. Mektupta ilk dikkati çeken, şairin karamsar psikolojisi, ikincisi ailesinin içine düştüğü maddî ve manevî sıkıntılar. Evdeki eşyaların, -eşinin değerli eşyalarına varıncaya kadar- rehine verilmesi, telefonun kesilmesi bunun en açık kanıtı. Ancak anlaşıldığına göre, Menderes, yine de bu duruma ilgisiz kalmamış, Kısakürek ailesine 3000 lira yardımda bulunmuş. Şair, Başbakan'dan kendisine tebdil-i hava verilmesi için yardım istemekte, daha da önemlisi DP'den Maraş Milletvekili adayı olmak için Genel Başkanlığa başvurduğunu belirtmekte.

İşte mektup:

 

16 Eylül 1957

Efendim;

Ağlıyorum… Yaşıma ve şahsıma rağmen tenhalarda, kuytularda, yatağımda, hapishane mescidinde ve her yerde katılasıya ağlıyorum. Mükerrem Sarol gördü: Ağlamaktan gözlerim şişti ve arpacıkla doldu. Perişanım… Bir gün öldüğümü veya daha beter bir illete giriftar olduğumu duyarsanız -Allah'a sığınırım- bana acımaz mısınız?

Size yazdığım mektupların hiçbirinin elinize vardığından emin değilim.. Gece gündüz kıbleye karşıyım ve doğru yolda muvaffakiyet, fevz ve zaferinize duacıyım…

Beni nasıl bu hâlde yalnız bırakıyorsunuz?

Cenâb-ı Hak üzerine söylüyorum ki, evimi, bütün halı parçalarını, karımın kürkünü ve yüzüğünü rehine  vermiştir. İlk lütfunuzun -3 ay evvelki 3000 lira- büyük bir kısmı ceza-yı nakdîlere(?) gitti. Çoluk çocuğum açtır ve bu hâl beni öldürmeye kâfidir. Telefonumu kestiler. Bugün eve bir imkân haberi verilse haberi almalarına imkân yoktur. Zevcem o kadar teşebbüs ruhundan uzak bir kimsedir ki, ölünceye kadar aç kalır da sokağa çıkamayabilir. Akıl ve şuurumu Allah'a emanet etmiş bulunuyorum.

Şeker hastasıyım; asabî hâlle müterâfık olarak bu hastalık bir mahkûmun zindanda bulunmasına mânidir. En küçük bir himâyeniz ve hakkı iltizamınız bana derhal altı aylık bir tebdil-i hava verdirtebilir. Seçimlerde emrinizde olurum. Gazetelerinizde imzasız çalışabilir, icabında seyahatler yaparım, nihayet kurtulurum. Maraş'tan parti adayı olarak namzet gösterilmem için Parti Genel Başkanlığına bir istidâ yazdım ve Tevfik İleri'ye gönderdim. Ne olacak, hakkımda ne düşünülecek bilmiyorum…

Allah'ın rızası ve Resûlü'nün ruhaniyeti adına himaye elinizi uzatınız…

 

            Aç evim

            Zindanda muztaribim ve feci hanem (?)

            Ve namzetliğim

 

bahsinde, isterseniz hep birden, isterseniz sadece bir ikisinden beni koruyunuz…

Ne söyleyeyim? Bütün bunlara liyakat ve istihkâkım bahsinde ne diyeyim?

 

Daima sizinim…

Necip Fazıl

 

Gelelim ikinci mektuba; 3 Kasım 1957 tarihli bu mektup, Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde yazılmış. Buna göre, şairin, ilk mektuptan bir süre sonra -büyük olasılıkla şeker hastalığı nedeniyle- Toptaşı Cezaevi'nden Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne nakledildiği anlaşılıyor. Gerçi şair; "Birkaç ay Toptaşı zindanında kaldıktan sonra hiçbir nüfuzlu adam delâleti olmaksızın, sırf tabib ve tababet merhameti sayesinde beni Haydarpaşa Hastahanesine kaldırdılar. Adnan Bey, her halde, kendi himayesi olmadan gösterilen bu sahabetten memnun." (BGM, s. 386) dese de, ilk mektup, Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne nakilde de Menderes'in payı olabileceğini düşündürüyor. Aynı yapıtında Kısakürek, hastanedeyken, Başbakan'ın, Hususi Kalem Müdürü aracılığıyla kendisine ve ayrıca evine üçer bin lira gönderdiğini söylüyor ki (BMG, s. 386), bu, onun yukarıda verdiğimiz ilk mektuptan sonuç aldığına ve  -her ne kadar ilgisizlikten yakınsa da- Menderes'ten yardım gördüğüne işaret etmekte.

İkinci mektupta şair, özetle Başbakan'dan bir basın af kanunu çıkarılması veya kendisine bir tebdil-i hava verilmesi için ricada bulunmakta, böylece hapisten kurtulmayı beklemekte.

İşte 3 Kasım 1957 tarihli ikinci mektup:

 

2

3 Kasım 1957

Haydarpaşa Numune Hastahanesi

Muhterem Efendim;

Tarafınızdan evime telefon eden Tevfik İleri, nihayet dört buçuk aylık zindan ıstırabımın merheminden küçücük bir kokuyu ruhuma üfleyebildi.. Bu ıstırap, bu defa o kadar büyük oldu ki, bir gün gelip hizmetinizde çalışabilmek için gereken ruhî şartları, Allah'ın bana tekrar iktisap ettirmesine duacıyım.

Bu ay içinde bir basın af kanunuyla kurtulacağımı sanmaktayım…

Eğer böyleyse:

Şimdi bulunduğum Haydarpaşa Numune Hastahanesine bu ay sonuna kadar taburcu olmamam, tutulmam için emrinizi rica ederim.

Eğer böyle değilse:

Hastahaneden veya tıbb-ı adlîden bir raporla (şeker hastalığıyla müterafık sinir hâli) altı ay tebdil-i hava verilmesine lütfunuzu isterim.

En aşağı yüz bin münevver mukaddesatçıyı peşinden sürükleyen ve her cins ve her mezhepten bütün memleket fikir âlemini ihtizazlara boğan ve hak kubbesini çınlatan bu kalemi; nabzı, uğrunuzda çarpan bu kalemi, son şartlardan daha ziyade hizmete davet edici bir sâik olabilir mi?.. Ne söyleyeyim bilmem ki? Bütün gâmızaları içime gömmüş, gökler dolusu bir sükûtla susuyor ve her şeyi takdirinize bırakıyorum. Allah için, şahsınız, işiniz ve davânız mevzuunda beni kurtarınız… Evet, beni kendiniz için, Allah rızası yolunda kurtarınız ve biliniz ki tarih boyunca yaşasanız ve tecrübe etseniz benim çapımda bir sadakat ve hakikat örneği bulamazsınız…

 

Ölümden ve cinnetten ileri ıstıraplar içindeki merbutunuz

 

Necip Fazıl

 

Ve üçüncü mektup… Anlaşılan, beklenen basın af kanunu çıkmamıştır. Şair, tutuklu bulunduğu Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde sıkıntılar içinde kıvranmaktadır, kendisine hiç olmazsa tebdil-i hava verilmesini ve salıverilmeyi beklemektedir. Üstelik, Menderes tebdil-i hava için gereken emri verdiği hâlde, bu, bir türlü gerçekleşmemiştir. Necip Fazıl, bu mektupta Başbakan'a şöyle seslenir:

 

3

 

15/1/1958, Cumartesi

Haydarpaşa Numune Hastahanesi

 

Beyefendi;

Ben artık can çekişiyorum… Bundan on beş gün evvel müsteşarınıza derhal tebdil-i hava suretiyle çıkarılmam için emir vermenize ve gûya müsteşarın bu iş için İstanbul'a gelip dönmesine rağmen hâlâ buraya bir tebliğ yapılmaması karşısında son mukavemet imkânlarımı da kaybetmiş bulunuyorum. Hastahane hâlime o kadar acıyor ki, "şeker hastalığıyla müterafık ruhî  ……." Teşhisini koyduğu ve bizzat tebdil-i havaya tarafdâr olduğu hâlde kendinden bir şey yapamıyor, bir işaret bekliyor, ben de bir şey söyleyemiyorum…

Öldüğümü veya daha feci bir âkibete düştüğümü öğrendiğiniz gün teessürünüzden kim bilir ne hâle geleceksiniz; fakat elinizden bir şey gelmeyecek… Allah'ın o kutsî adına yemin ederim ki, dakikaların ve saniyelerin hududu içinde kurtarılmaya muhtaç anlar yaşıyorum… Zevcem, benim hâlimi görmekten o hâle geldi ki, evine kapandı, cinnet buhranları geçirmeye başladı, bana gelemez oldu ve telefon başında günde on kere Tevfik İleri'yi aramak gibi hareketlere girişir oldu. Sizin on beş gün evvelki emrinizi hiçe sayan vaziyet nedir ve buna cüret eden kimdir? Hiçbir şey bilmiyor ve anlamıyorum… Daha fazla yazamıyorum, hâlimi belirtemiyorum, sadece Allah diyorum ve her şeyi O'na terk ediyorum.

Size kendini bu kadar vermiş bir insanın sağlığında ve ölümünde, kendisine karşı alâkanızı, necip vicdanınız içinde taharrî ediniz…

 

Ellerinizden öperim.

Necip Fazıl

 

İşte böyle… Merhum Kısakürek'in, dönemin Başbakan'ı Adnan Menderes'e yazdığı mektuplar bunlardan ibaret değil. Şairin Osmanlı harfleriyle, el yazısıyla kaleme aldığı mektupların sayısı, aşağı yukarı 30'u buluyor. Mektuplardan ve Benim Gözümde Menderes adlı kitaptaki bilgilerden anlaşıldığına göre, Necip Fazıl'la Adnan Menderes ilkin 1950 seçimleri sonrasında -özellikle Tevfik İleri aracılığıyla- temas kurmuşlar. Bunun birinci nedeni, Menderes'in basın alanında Necip Fazıl'ın cevval kaleminden yararlanmak istemesi olabilir; nitekim ilk temasta Büyük Doğu'nun günlük gazete hâlinde yayımlanması ve şairin CHP'ye karşı Menderes'e kalemiyle destek vermesi konuşuluyor (BGM, s.218-224) ve Başbakan'ın şu talimatıyla işbirliği başlıyor:

"Büyük Doğu günlük gazete olacaktır. Tevfik İleri'yle temasınızı lütfen devam ettiriniz." (BGM, s. 224)

Mektuplardan anlaşıldığına göre, bu, bir ölçüde sağlanıyor da. Elimizdeki mektupların çoğu, Büyük Doğu'nun günlük ya da haftalık olarak DP'yi destekler biçimde çıkarılması, buna ilişkin gereken maddî destekler, verilenler ya da verilmeyenlerle ilgili… Şairin Menderes'ten istedikleri, önerileri, kimi kez gereken desteği alamamaktan dolayı yakınmaları, şikâyetleri; hatta yalvarmaları… Ahmet Salih Korur, Tevfik İleri, Mükerrem Sarol gibi siyasî kişilere ilişkin satır arası ilginç değerlendirmeler… Bunlar, bir döneme; Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'le olan ilişkilerine ayna tutan mektuplar; tarihin tozlu raflarından kısmetimize düşenler…

Hayatın garip cilvesi ve takdir-i İlâhi; bu üç mektupta mahkûm koltuğunda Necip Fazıl, Başbakanlık koltuğunda Adnan Menderes var; ama aradan üç yıl geçtikten sonra dönemin Başbakanı mahkûm koltuğuna, Necip Fazıl ise şahit koltuklarından birine oturacak ve demokrasi tarihimizin en hazin duruşması başlayacaktır…

 

 

KAYNAK

BGM: Necip Fazıl Kısakürek, Benim Gözümde Menderes, Büyük Doğu Yay. İstanbul 2002.

  

*          Mektuplarda birkaç sözcüğün okunuşundan emin değilim. Bu durumdaki sözcüklerin yanına soru işareti koydum. Üçüncü mektuptaki nokta  işareti ile boş bırakılan yerdeki sözcük hakkında bir öneride bulunamadığımdan boş bıraktım.

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.