|
ABDURRAHİM KARADENİZ
DİL BAHİSLERİ - II
Şapka/Nedir'e Dair
Hiç kuşkusuz dil, sestir. Bu yüzden
yazarken, konuşurken sesi korumak gerekir. Sesimizi kaybedersek dilimizi
yitiririz çünkü. Neredeyse on yüzyılı aşkın bir zamandan beri Türkçenin
ses düzenini, âdeta akort etmeye yarayan yazım işaretlerinin en önemlisi
düzeltme (^) işareti. Bu işaret inceltme, aidiyet görevleri üstlendiği
gibi seslerin yükleneceği anlam veya anlam ayrılıklarına ilişkin bir
görev de üstlenir. Ancak yine de son zamanlarda giderek kullanımdan
düşüyor. Bu süreç devam ederse -devam edecekmiş gibi görünüyor- dilimiz,
aşağıda sıralamaya çalışacağım sorunların daha büyükleriyle
karşılaşacak.
Düzelteme işaretinin kullanımdan
düşmesini, 5.5 büyüklüğünde bir sarsıntıyla 27 Aralık 2007 (Perşembe)
gecesi (Kurban bayramı arefesi), saat 01.47'de özellikle Ankaralılar
hissetti. Çünkü saat 02.00'de, en saygın haber kanallarından birinin
başarılı sunucusu (genellikle spiker diye bilinir), sarsıntının merkez
üssünün Bala ilçesi olduğunu duyurdu. Haber, ürperticiydi ama
Ankaralılar, sunucunun Bala adını söyleyişini çok yadırgadılar. Çünkü
sunucu, Bâlâ vurgusuyla söylendiği hâlde Bala şeklinde yazılan bu
ilçenin adını, yazıldığı gibi okuyordu! Elbette hep İstanbul'da yaşayan
üstelik 'Türkçe, yazıldığı gibi okunan/söylenen bir dildir.' ilkesinden
yola çıkan haber sunucusunun görünürde bir kusuru yok. Ancak aynı sunucu
'Bala merkezli deprem' haberini ilerleyen dakikalarda hâttâ saatlerde de
okudu. Bu sunumlarda da Bala kelimesinin telaffuzu değişmedi. Demek ki
bir sürçülisandan söz edilemezdi. Dahası, aynı sunucu ertesi akşam
(Kurban bayramının birinci günü akşamı) yine 'Bala merkezli deprem!'
haberini sundu. Bu sefer, Bâlâ'yı, Balâ vurgusuyla okuyan sunucunun
Bala'nın telaffuzuna (biraz) çalıştığı anlaşılıyordu.
Türk yazarının şapkayla imtihanı
bağlamında birer şapka sarsıntısının Hece'nin, Mehmet Âkif Özel Sayısı
(Ocak 2008/133)'yla Nâzım Hikmet Özel Sayısı (Ocak 2007/121)'nın yayıma
hazırlanışları sırasında yaşandığını da zikretmekte yarar var.
Özel sayının programına uygun olarak
bütün yazılar, 26 Aralık 2007 günü Hece'ye ulaştıktan sonra dergi
yönetimi, derginin kapağında 'Âkif' adının nasıl yazılması gerektiğine
ilişkin 'şapka' konulu kısa bir toplantı yapmak zorunda kaldı. Zaten
aynı konu 26 Aralık 2006 günü de bir toplantıyla ele alınmış derginin
kapağına 'Nazım' mı, 'Nâzım' mı yazılacağı karara bağlanmıştı. Çünkü
Hece'ye birer yıl arayla ulaşan metinlerde Nâzım ve Âkif adlarının
yazımında bir birlik yoktu. Derginin kapağındaki adla içindeki yazılarda
tekrar edilen adın yazım birliği oluşturmaması ne yaman bir çelişkiydi!
Hece yönetimi, her iki toplantıda -bilgisayarda otomatik olarak-
Nazım'larla Akif'lere şapka giydirme kararı aldı.
Bu kararların Hece'nin
bilgisayarındaki dökümü şöyledir:
Ocak 2008'de yayımlanan Mehmet Âkif
Özel Sayısı'nda yayımlanan bütün yazılarda kullanılan Akif adına
bilgisayar, 1.785 kez şapka giydirdi. Bu özel sayıda (kaynakça bölümü
hariç) toplam; 3.449 kez Âkif adının yinelenişi yazarlarımızın, istiklâl
şâirinin adını 1.654 kez Âkif, 1.785 kez de Akif biçiminde yazdığını
gösteriyordu.
Ocak 2007'de yayımlanan Nâzım Hikmet
Özel Sayısı'ndaysa 3.667 kez tekrarlanan Nâzım adının 1.235 kez Nâzım,
2.432 kez de Nazım biçiminde yazıldığını bildirmişti bilgisayar. Fakat
bu özel sayıyı hazırlarken uygulanan şapka giydirme çalışmasıyla garip
bir durumun ortaya çıktığı, dergi dağıtıma verildikten sonra anlaşıldı.
Bilgisayara, bütün 'Nazım'lara şapka giydir, komutu verildiğinden bir
metinde kullanılan 'serbest Nazım' ifadesindeki Nazım'a da şapka
giydirmiş bilgisayar. Bu şapka da kontroller sırasında gözden kaçmış ve
dergi öylece basılmış. Dolayısıyla 'serbest Nazım' ifadesi 'serbest
düzene koyan, serbest düzenleyen, hapiste olmayan Nazım' anlamlarını
içerdi: Nâzım kelimesiyle nazım kelimesi arasındaki anlam ayrımına da
(yanlışlıkla) çarpıcı bir örnek oldu.
Ancak yazarlarımızın Mehmet Âkif'le
Nâzım Hikmet adlarını yazarken birlik sağlayamamaları, üzerinde çok
düşünülmesi gereken bir konudur bence. Edebîyat yazılarında düzeltme
işareti kullanımı, diğer alanlarda yazılan yazılara oranla elbette
oldukça yüksek. Gazetelerimizin köşe yazarları şapkayı hiç ciddiye
almıyor. Örneğin yazı ve yaklaşımlarıyla en ciddi gazetecilerimizden
İsmet Berkan, Radikal gazetesinin 22 Ocak 2008 tarihli nüshasında, son
zamanların gündemdeki tartışma konusu, Kuvvetler Ayrılığı Kavgası'nı çok
başarılı bir yaklaşımla tahlil ediyor. Yazar 'Siyasi mesaj yönlerini bir
kenara koyacak olursanız özde tartışılır gibi yapılan şey lise ikinci
sınıf seviyesinde bir konu: Kuvvetler ayrılığı prensibi nedir, bu
prensip uyarınca kuvvetlerin yerleri ve yetkileri nelerdir?' diye
soruyor. Daha sonra, lise çağında buna yakın münazara konularında
tartışmacı olduğunu, o zamanlar kuvvetler ayrılığı ilkesini bilmediği
için 'tartışmaları, içinden çıkılmaz hale getirmekte' üstüne olmadığını,
son derece çarpıcı ironik bir düşünsel atılımla belirtiyor.
Fakat yazıda 'siyasete ait'
anlamındaki 'siyasî' kelimesiyle; 'sebze hali'yle 'durum' anlamına gelen
hâlin anlam ayrılığını belirten düzeltme işareti ve aitlik anlamı veren
şapka '^' kullanılmıyor.
Ayrıca yukarıdaki alıntılarda
görülen 'nedir' edatının kullanım biçimi üzerinde de durmak
gerektiriyor.
Şapka nedir, sorusuna: Keçe, hasır,
kumaş, ip vb. ile yapılan başlıktır. / Düzeltme, inceltme ve aitlik
(nispet) bildiren bir yazım işaretidir, şeklinde cevap verebiliriz. Oysa
'Kuvvetler ayrılığı prensibi nedir, bu prensip uyarınca kuvvetlerin
yerleri ve yetkileri nelerdir?' sorularına aynı mantıkla cevap verebilir
miyiz?
Radikal yazarının lise ikinci
sınıftayken girdiği tartışmaları anlatmasından yola çıkarak lise ikinci
sınıfta okutulan Dil ve Anlatım kitabının soru cümlesi kalıbına bakma
gereği duydum. Hemen ilk sayfalarda 'nedir' soru edatının kullanımıyla
ilgili şu cümlelerle karşılaştım:
"Sunum şeklinin bilgiyi aktarmadaki
etkisi nedir?" 1 s. 6
"Tarih boyunca değişmeyen evrensel
duygular nelerdir?" s. 34
"Hikâyenin konusu nedir?" s. 35
"Ömr-i Tehi" hikâyesine hâkim olan
duygu nedir?" s. 35
Bu kitapta "Tabloda verilen
kelimelerin metinde ve sizde uyandırdığı çağrışım ve duygu değeri nedir?
Sudan duru Türkçe, ifadesiyle anlatılmak istenen sizce nedir? Okuduğunuz
metnin ana düşüncesi nedir?" gibi asla nedir edatıyla kurulmaması
gereken birçok soru cümlesiyle karşılaşmak mümkün. Yukarıya alıntılanan
sorularda 'nedir'e gelene değin daha birçok anlam ve anlatım problemi de
var elbet.
Ancak yine de şöyle düşünmekten
kendini alamıyor insan: Acaba bu soruları soran kişi, sorduğu soruların
cevabını verebilir mi? Örneğin sunum şekliyle ilgili birinci soruyu
cevaplarken 'nasıl' edatına göre mi, nedir edatına göre mi soruyu
cevaplamaya çalışır?
Dilimizin sorulamaz ve sorgulanamaz
mantığı uyarınca 'nedir' sorusunun cevabı, bir nesne olmak zorunda.
Nedir edatını 'Elinin altındaki (şey) nedir?' soru cümlesi kalıbı,
'Hikâyenin konusu nedir?' cümlesine uygun değildir. Böyle bir kullanım
yanlıştır. Çünkü 'elimde tuttuğum (şey), bir şapka' olabilir: Ama 'bu
metnin ana düşüncesi bir şapka' olamaz.
1 Alıntılar, Dil ve Anlatım
10, MEB, Ank. 2007. adlı ders kitabından yapılmıştır.
|