[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

ABDULLAHŞEVKİ

 VİKTORYA ÇAĞININ İLGİNÇ BİR GOTİK ROMAN VE ÖYKÜ YAZARI:

JOSEPH THOMAS SHERIDAN LE FANU (1814-1873) 

Joseph Thomas Sheridan Le Fanu, 28 Ağustos 1814’te Güney İrlanda’nın Başkenti Dublin’de doğmuştur. 17. yy.’ın sonlarına doğru Fransa’dan göçetmiş Protestan Huguenot soyuna mensup eğitimli ve ekinsel düzeyi yüksek bir aileden gelmektedir. Oyun yazarı ve siyasetçi Richard Brinsley’in Sheridan ile akrabalık ilişkisi vardır. Yazarın din adamı olan babası, Le Fanu’nün doğumundan kısa bir süre sonra, Phoenix Park’taki askeri okula rahip olarak atanmıştır. Le Fanu, bu nedenle, geçimsel herhangi bir sorunla karşılaşmaksızın rahat bir ortamda büyümüştür. Sheridan Ailesi, 1820’lerde, art arda köylü ayaklanmalarının meydana geldiği, Limerick County bölgesine taşınmış; bu bölgedeki güvenlik endişesi ve toplumsal ayaklanmaların ortaya çıkardığı tedirginlik ortamı Sheridan LeFanu’nün yaratıcılığını derinlemesine etkilemiştir. Dublin Trinity College ve King’s Inns’de eğitim gören yazar; bu okulları bitirdikten sonra 1839 yılında baroya kayıt olmuş; bir yandan avukatlık kariyerini geliştirirken, diğer yandan da baladlar, kısa öyküler, masallar yazmaya başlamıştır. Yazarın ilk dönem çalışmaları Dublin Üniversitesi Dergisi (The Dublin University Magazine )’nde yayımlanmıştır. Bu dergi, 1833 yılında yayın yaşamına başlamış radikal ulusçu bir Tory(sol siyasi grubun kısa adı) dergisidir ve yıllarca Isaac Butt, Charles Lever ve Le Fanu tarafından çıkartılmıştır. İrlanda’daki diğer bir siyasi grup olan Whigs’lerin(sağcı-muhafazakâr grup) iktidarda olduğu dönemde, Le Fanu, Tory’lerin yeniden toparlanma döneminde İrlanda Metropolitan Muhafazakâr Derneği (Irish Metropolitan Conservative Society)’ne üye olmuştur. 1852 yılında parlamento üyeliği için aday olmuşsa da, seçilememesi üzerine politik, yaşamdan bir daha dönmemek üzere ayrılmıştır.

Le Fanu, 1861 yılında, romanlarını yayımlatmak için adından yararlanmak amacıyla, yukarıda söz ettiğim Dublin Üniversitesi Dergisi’ni satın almıştır. Yazar, 1844 yılında Dublin’li tanınmış bir avukatın kızı olan Susanna Benneth ile evlenmiş; bu evlilikten dört çocuğu olurken, eşi Susanna, 1858 yılında bir hastalıktan ölmüştür. Susanna’nın ölümünden sonra kayınbiraderi, bir önceki yıl ortaya çıkan büyük Avanjelik dini canlanmanın sorumlusu olarak yazarı suçlamış; onu kamu oyu önünde sık sık ve çok sert biçimde eleştirmiştir. Le Fanu’nün dinsel açıdan duyduğu bu rahatsızlığın söz konusu dönemde yayımladığı Intimate Journal’da ve son ürünlerinde etkili olduğu görülmektedir. “Silas Amca” (Uncle Silas ) (1864 ) adlı en iyi romanı, onun, İsveç Borgianizmi (Swedenborgianizm: Emanuel Swidenborg(1688-1772) adlı yazarın, kıyamet ve İsa’nın yeniden zuhur etmesiyle ilgili yeni Hıristiyanlık yorumu. ) doktrini çerçevesinde yazdığı bir yapıttır. Le Fanu karısının ölümünden sonra yaşamdan geniş ölçüde elini eteğini çekmiştir. Dublin sosyetesinde artık “görünmeyen prens” olarak adlandırılmaktadır. 1861 yılında, annesinin ölümünden sonra yeniden roman yazmaya başlamış ve bu kez ürünlerinin çoğunda görülen Le Fanu Ailesinin acılarını gizlemiştir. Yazarlık gelirlerinden ayrı olarak, “The Dublin Evening Mail” gibi dönemin pek çok gazetesinin de sahibidir. Bir tür basın kralı, medya patronu olmuştur artık...Yaşamının son dönemlerine doğru ateşli Tory taraftarlığının iyice küllenmeye başladığı görülmektedir. Örneğin: Fenian’ların(İrlanda ulusçuları. İngiliz hakimiyetine karşı 1850’lerde ortaya çıkmış bir siyasi hareket. Bunlara Cumhuriyetçiler de denilir.) ayaklanması üzerinde uzun uzun düşünmüş ve yirmi bir yıllık siyasi deneyimi olan yazar, sonradan ayaklananlara katılmaktan, onları siyasi açıdan desteklemekten vazgeçmiştir.

Le Fanu, 7 Şubat 1873 günü-son romanını yazdıktan sonra- Dublin Merrion Meydanı’ndaki evinde kalp krizinden ölmüştür. O öldüğünde doktoru “Usher’ların evi asıl şimdi çöktü” diyerek ilginç bir görüş belirtmiştir..

Le Fanu, gizemli öykülerini yazmaya çok erken başlamış; ilk gotik kısa öykülerinin çoğu, 1830’lu yılların sonuna doğru, E.A. Poe’nun, Dickens’ın ve Wilkie Collins’in gizemli öykülerinden önce yazılmıştır. Bununla birlikte, yazar Hawthorne’nun da 1830’ların başlarında kısa gotik öyküler yazdığını belirtmeden geçmeyelim. Bu bağlamda, Le Fanu’nün, Bullwer-Lytton’ın Pelham(1828) adlı yapıtını izlediğini, yani onun ardılı olduğunu söyleyebiliriz. Godwin ve tüm gotik roman geleneğinden burada ayrıca uzun uzadıya söz etmiyorum. Le Fanu’nün yazarlık kariyeri iki bölümde incelenebilir. 1848 yılında kadarki birinci bölümde, İrlanda tarihi ve geleneklerin etkilerini içeren öyküleri hakimdir ve bu dönemde iki roman ve bir düzine öykü yazmıştır. 1863 yılında başlayan ikinci bölümde ise, önceki on yıllık dönemde Wilkie Collins tarafından popülerleştirilen gotik türe değin sansasyonel öyküler yayımlamıştır. “Kilise Mezarlığına Bitişik Ev” (The House by The Churchyard – 1863- ) kısmen, uzun yıllar çevresinde yaşadığı Phoenix Park üzerine kurulmuş bir gotik öyküdür ve sözünü ettiğim iki dönemi birbirine bağlayan bir yapıttır.

Le Fanu’nün öyküleri olanaksız suçları anlatmaktadır, bu suçlar genellikle bazı kurgusal muzipliklerle ya da gizli geçitlerle açıklanır. Madam Crowl’ın Hayaleti(Madam Crowl’s Ghost ) bu türden bir öyküdür. Bu bağlamda, LeFanu, Gotik yazarlar ve sözgelimi Hoffmann’ın “Fraulein de Scuderi” öyküsü ile benzerlikler gösteren yapıtlar üretmiştir. Le Fanu’nün “Bir İrlandalı Kontes’in Gizli Tarihinden Bir Bölüm” (1838) adlı yapıtı, “Silas Amca”(Uncle Silas)(1864)adlı son romanının temellerini oluşturur. Bu öyküde, Erken Whodunit (The Early Whodunit: “Who done it” de deniliyor... 1930, 1940’ların Altın Çağ/Golden Age’ın bol bilmeceli detektif öykülerinin-Agatha Cristie- habercisi anlamında) paradigmasının çeşitlemeleri görülebilir. “Silas Amca” romanında kadın kahramanın babası, erkek kardeşini saran durumsal kanıta inanmıyor ve onun güç alanı içine kızını yerleştirerek öyküyü karmaşıklaştırıyor. Metinde okura sürpriz çok azdır; erkek kardeş gerçekte suçludur ve kadın kahramana tehdit olmayı sürdürür. Erkek kardeşin masumiyeti lehine küçük bir kanıt tedricen açıklanmış olmakla birlikte, tam suçluluğunu onun kendisi açığa vurur. Bu kurgunun “Erken Whodunit” paradigmasının temeline dayanan özellikle karmaşık bir çeşitleme olduğu görülebilir, böylelikle diğer şeylerin yanında asıl en üst düzeyde merak yaratılması amaçlanmıştır. Le Fanu’nün öyküdeki yaklaşımı, yine Erken Whodunit paradigması bağlamında, sonul esinlenmelerle, ona karşı kanıtla ortaya çıkan suç ya da bir şüphelinin masumiyeti vardır.

Bir vampir öyküsü olan “Carmilla” ise Le Fanu’nün “ In a Glass Darkly” (İsli Camda ) adlı yapıtındaki beş uzun öykünün(novella) en güzel ve en etkileyici olanıdır. Bu öyküde, İrlanda’da Viktorya döneminde yazarlar arasında çok rağbet gören vampir temasının içine gizlenmiş lezbiyen/kadın eşcinselliğine dayalı aşk işlenmiştir. Le Fanu’nün Carmilla’sı, Bram Stoker’ın Lucy’sinin benzeri bir kadın kahramandır. Ancak, cinsel açıdan hemcinsi kadınlara yönelen bir vampirdir. Daha doğrusu, Stoker’ın, Dracula ile Lucy’sinin bir karışımıdır. Carmilla’daki iki kadın arasındaki cinsellik içeren sapkın yakınlaşma Victorya çağının ahlaki standartlarının dışındadır ve bu yüzden Carmilla cezalandırılır. Öykünün diğer kahramanı Laura’nın ise yaşamasına izin verilir. Öte yandan, Carmilla’daki lezbiyenlik belli belirsizdir ve gerçek bedensel bir ilişkiye dönüşmez; duygusal düzeyde hissettirilir. Bu bakımdan bazı eleştirmenler Carmilla’daki lezbiyenliği pseudo-lesbianism olarak nitelendirirler. Carmilla, Victorya çağının seksten ve her türden eşcinsellikten korkusunu simgeleyen bir kahramandır aynı zamanda. Bu çağın ahlaki genel kabullerine göre kadının yeri erkeğinin yanıdır ve sekste etken davranamaz. Carmilla ise dönemin standartlarında erkek vampirin yaptığı her şeyi yapmaktadır(Nina Auerbach,Gender, Terror and the Nineteenth Century, Fall- 2005.).Tahrik eder, kendini paylaşır... Bu sapkın aşkın, akıcı ve okuyucunun merakını sürekli ayakta tutan anlatımının yanısıra, öyküyü ilginç kılan en önemli öğe olduğu düşünülmektedir. Okuyucunun öykünün dokusu altına ustaca yedirilmiş lezbiyen ilişkiyi, anlatımın akışı içersinde korku öğeleri ile karışmış biçimde yavaş yavaş duyumsaması, Le Fanu’nün ustalığıdır.

Carmilla öyküsü Avusturya’da geçmektedir. Le Fanu’nün öykülerinde genellikle birleşik bir ülke, öykünün geçtiği tek bir alan yoktur. Yazar, İngiltere, İrlanda, Fransa, Almanya ve Macaristan gibi ülkeleri öykülerinde “öykü alanı” olarak kullanmıştır. Dil açısından da bu öykülerde İrlanda’ya özgü konuşma tarzının varlığı hemen duyumsanmaktadır. Bu bakımdan öykülerin katıksız bir İrlanda’lı tarafından kaleme alındığı hemen anlaşılır. Carmilla öyküsünün giriş paragrafında adı geçen karakter Alman Doktor Martin Hesselius; doğaüstü yaratıkların neden olduğu gizemli olayları ve cinayetleri çözümleyen, Stoker’ın Dracula’sındaki Van Helsing ya da Polidori’nin, başka bir romandan çalıntı karakteri Lord Ruthven türünden bir karakterdir. Öykü anlatıcısı Laura ve babası, İngiliz kökenli Avusturya’da yerleşik kişilerdir. Malikânenin yakınındaki terk edilmiş köydeki harabe şatodan gelen olayın çevresinde döndüğü Carmilla ise yüzyıllar öncesinin eşsiz güzelliği ile ünlü Karnstein Kontes’i vampir Mircalla’dır.

Viktorya çağında vampir temasını işleyen diğer bir yazar olan John Polidori, 1819 yılında “Vampir: Bir Hikâye”(The Vampir: A Tale ) adlı yapıtını, Lord Byron tarafından yazılmış gibi yayımlamıştır.Bu çerçevede John Polidori’nin Byron’ın edebi dehasından yararlanmak için bu yola başvurduğu ileriye sürülmüştür. Lord Byron, daha sonra Polidori ile ilişkisini kesip, Vampir öyküsünü “bir romandan parça” olarak New York’da yayımlatmışsa da, “Vampir” Polidori’nin adıyla anılmaya devam etmiştir. Viktorya çağının vampir temasını işleyen yazınsal yapıtlarında, bu örnekte olduğu gibi, genellikle başkasının yapıtını kendine maletme (plagiarism) olgusuna oldukça sıklıkla rastlanmaktadır. Bu bakımdan, İngiliz-İrlanda yazınında vampirizmi işleyen yapıtların günümüz yazınsal ve akademik çevrelerinde artık moda haline gelen metinlerarasılık (intertextuality ) araştırmalarına konu teşkil etmek bakımından ilginç örnekler olabileceklerini burada belirtmeden geçmemek gerekir. Bu yapıtlar, ayrıca, edebi metinleri birbiriyle iç içe ilişkileri açısından yazarı dışlayarak yorumlayan Julia Kristeva’nın düşüncelerini de doğrular niteliktedir. Vampir temasını işleyen ve bu konuda en popüler yapıtlardan olan İrlanda’lı yazar Bram Stoker’ın “Dracula” sı da, aslında bir Le Fanu etkilenmesi olup, 1897 yılında yayımlanmış; daha sonra defalarca filme çekilerek sinemanın korku klasiği olmuştur.Aynı şekilde Le Fanu’nün “Carmilla” sı da, Hammer film şirketi tarafından “Vampir Aşıklar” (The Vampire Lovers ) adıyla filme alınmış; başrollerde Ingrid Pitt ve Kate O’mara oynamıştır.

Le Fanu, Edgar Allen Poe’nun çağdaşı olmasına karşın, öykülerindeki korku ve terör Poe’nunkilerden çok farklıdır. Karl Marx “kapitalizm gerçeğin hayalet hikâyesidir” derken bu sözün, Marx’ın kapitalizme ve yabancılaşmaya yönelik eleştirisi olduğu kadar, Sheridan Le Fanu’nün Carmilla öyküsündeki ilişkiler bağlamında (alttaki gizli lezbiyen ilişki ve görünüşteki vampirizm ) kapitalist ilişkilerin yapılanmasını simgelediği de düşünülebilir. Le Fanu’nün önde gelen yapıtlarından: “Green Tea,” “The Familiar,” “Mr. Justice Harbottle,” “Carmilla,” ve “The Room In The Dragon Volant,” doğaüstü konulu “novella” lar değildir. Le Fanu, bu novellaları, ahlaki olarak çöküntü içindeki toplum, din ve aristokratlık- yasal yapı olarak bir hayalet görünümüne büründürür. “Uçan Ejder’deki Oda” novellasında romantik saflık, Carmilla novellasındaki gizli lezbiyanizm seksin kullanılan iki ayrı biçimi olarak karşımıza çıkar. “Yeşil Çay”(Green Tea)’da da, Le Fanu, Darwin’in, inancı yok eden insanın türeyişine ilişkin tezine eleştiri yöneltir. Bu novellada zavallı rahip Jennings, ibadet etmesine izin vermeyen maymun yüzünden boğazını keserek intihar eder.

J. T. Sheridan Le Fanu’nün öyküleri, genellikle uzun ölgün tümceler ve betimlemelerle başlar. Evlerde, malikânelerde, aristokrat, toprak ağası soylularla ilgili büyük aileler içinde geçer.Yalnız, “Perilerle Giden Çocuk” öyküsü yoksul bir aileyle ilgilidir. Le Fanu, öykülerinde önce, Viktorya dönemine ilişkin bir çerçeveleme yapar. Öyküdeki hayaletler uyarıcı ve kavgacıdır. Solgun ve ürkek değildir. Öykü kahramanları genellikle nevrozlu, A tipi denilen karakterdeki kişilerdir ve şaşırtıcı biçimde gerçeklik duygusuna sahiptirler. Öykülerde gidip gelmeler, salınımlar vardır. Okurken bir an için öykünün bir hayalet öyküsü olduğunu unutur, sonra yeniden hayaletlere ve korkuya döndürülürsünüz. Metin yavaş yavaş gelişir, ağırlaşır ve birden bire hareketlenip akmaya başlar. Le Fanu’nün öyküleri masum kişileri tehdit ve korkuya yöneltmek amacıyla kurgulanmış öykülerdir. Adeta kaynayan bir tencere gibidirler. Onun kitapları kişilerin toplumun temel kuruluşları hakkındaki korkularıyla oynar: Aslında masum kişiler bu kuruluşlar tarafından denetlenmekte ve istismar edilmektedir. Silas Amca/Uncle Silas ailenin sorumluluğunu üstlenirken, Uçan Ejder’de Bir Oda /The Room at the Dragon Volant (1872) romantik bir aşk öyküsüdür. Toplumsal ilişkiler konusunda Le Fanu’nün kuşkularının çok sağlıklıksız olduğu sanılmaktadır: A tipi kişilikte güven eksikliğine işaret etmektedir ve nitekim Le Fanu ana yapıtını yazdıktan kısa bir süre sonra kalp krizinden ölmüştür. Bu olgu onun kişilik yapısı bakımından önemli bir göstergedir. Le Fanu’nün yukarıda italikle adlarını belirttiğim her iki yapıtındaki kahramanları saf ve cahildirler. Genç kişilere güvenmek, yaşlı ve daha deneyimli olanlar tarafından kurulan bir ağ içinde onları aptallaştırmak esas alınmıştır. Le Fanu’nün kahramanları toplumun normal olduğuna, onları yok etmek için devasa bir tuzak hazırlamadığına inanmamakla hata yaparlar. Le Fanu ayrıca, toplumsal kuruluşların ardında çok hoş olmayan gizli gerçeklerin olduğunu telkin eder. Silas Amca romanının sonunda Ailenin erkek üyelerinin kadın kahramanın yatak odasına ondan habersizce girebilmeleri, dönemin toplumunda kadınların kolay yararlanılabilirliğini de simgesel biçimde telkin eder. Ayrıca, “Uçan Ejder Otelindeki Oda” uzun öyküsünün kadın kahramanı ile erkek kahramanın birlikte düzenlediği karmaşık komplo, heteroseksüel ilişkiye hoşgörü gösterildiğini telkin eder, bu durum, dev bir propaganda makinesiyle aktif biçimde toplum tarafından telkin edilir. Viktorya çağı toplumu masumluğu idealize eder ve genç kişilerin eğitimi için arzu edilebilir bir gelecek olarak hoş olmayan gerçekliklerden kaçınır. Le Fanu, Reach ve Collins gibi yazarlar, böylesi masumluğun olumlu biçimde ölümcül olduğunu telkin ederler. Bu yazarlardaki bu tip karakterler daima, kötü planların farkında olmayan kolay kurbanlar durumuna düşerler.

Le Fanu’nün Dragon’daki karakterleri sürekli seyahat halindedir.Wilkie Collins’in Hayaletli Otel /The Haunted Hotel (1878)’deki kahramanları da seyahat halindedirler. Bu roman,daha doğrusu novella, dış macera ve sahneleriyle, gizemli komplo kurgusu dikkatle hazırlanmış ve yol boyunca anlık doğaüstü bölümleriyle bir dereceye kadar “Uçan Ejder Oteli’ndeki Oda” öyküsüyle benzer etkilere sahiptir. Yazarlar, Gotik romanda yabancı ülkeler, garip serüven ve doğaüstü atmosfer için genellikle İngiliz kurgusunu kullanmaktadırlar. E.F. Bleiler, “Dragon...” un, Le Fanu’nün Wilkie Collins tipi roman yazma girişimi olduğu görüşündedir. Bu gotik uzun öykü, Collins’in “A Terribly Strange Bed” (1852)gotik öyküsüyle ortak özelliklere sahiptir. Her iki öykü de Fransa’da seyahat eden, tuhaf bir handa konakladıktan sonra cani dolandırıcıların kurbanı olan genç bir İngilizle ilgilidir. Bu öykü neredeyse tam bir korku öyküsüdür. Collins’in öyküsü elli yıl sonra William Hope Hodgson tarafından “The Inn of The Black Crow” (1915) adlı öyküde taklit edilmiştir. Gerçekte, Collins, bir bilmecemsi kurgu yaratıcısı olarak Le Fanu’den daha iyidir. Le Fanu’nün anlatılarını anormal psikoloji bağlamında yorumlamak bir hata olur. Le Fanu’nün ilgisi anormal olana yönelik değildir ama, asıl, toplumun olmasını düşündüğü ya da sonul olarak “normal” diye etiketlendirdiğinin altında yatan gizli gerçekleri incelemektir.

Joseph T.S. Le Fanu, büyük başarı ve sansasyonlara konu olmaksızın genelde gölgede kalmış, gölgede yaşamış bir yazardır. “Silas Amca” (Uncle Silas ) romanı ve diğer öyküleri ona sınırlı düzeyde yazınsal ölümsüzlük getirebilmiştir. Bugün, İngiliz ve İrlanda akademik çevrelerinde Le Fanu’nün her iki edebiyata anlamlı katkılar yaptığı konusunda kabule yönelik olması bakımından genel bir çekingenlik hakimdir. Le Fanu, Türk okurunun da dikkatine sunulmamış bir yabancı yazardır. Bu bakımdan yapıtlarının Türkçeye kazandırılması, gotik öykücülüğün ülkemizde yaygınlaşması, Türk okurunun bu ilginç ve dikkate değer gotik öyküler yazarı ile tanışması ve ondan değişik okuma tatları devşirmesini sağlayabilecektir.

Romanları: The Cock and Anchor(1845) / Tarlogh O’Brien(1847) / The House by the Churchyard(1861)/ Wylder’s Hand(1863) / Uncle Silas(1864) / Guy Deverell(1865) / The Prelude(1865) / All in The Dark(1866) / The Tenants of Malory(1867) / Haunted Lives(1868) / A Lost Name(1868) / The Wyvern Mystery (1869) / Checkmate (1871) / The Rose and The Key(1871) / Carmilla(1872) / Willing to Die (1873) / The Evil Guest(1895).

Öykülerinden bazıları: The Drunkard’s Dream(1838) / The Fortunes of Sir Robert Ardagh(1838) / The Ghost and the Bone-Setter(1838) / The Murdered Cousin(1838) / A Chapter in the History of a Tyrone Family(1839) / Schalken the Painter(1839) / The Mysterious Lodger(1850) / The Evil Guest(1851) / The Familar - The Watcher(1851) / Ghost Stories of Chapelizod(1851) / The Sexton’s Adventure(1851) / The Spectre Lovers(1851) / The Village Bully(1851) / An Account of Some Strange Disturbances in Aungier Street- The House on Aungier Street(1853) / Ghost Stories of the Tiled House(1861) / Ultor de Lacy(1861) / An Authentic Narrative of a Haunted House(1862) / The House by The Churchyard-öykü olarak ayrı basım-(1863) / Narrative of the Ghost of a Hand(1863) / Wicked Captain Walshawe of Wauling (1864) / Squire Toby’s Will(1868) / Green Tea (1869) / The Child That Went With The Fairies(1870) / The Haunted Baronet(1870) / Madam Crowl’s Ghost(1870) / Stories of Lough Guir(1870) / The Vision of Tom Chuff(1870) / The White Cat of Drumgunniol(1870) / Carmilla(1871) / The Dead Sexton(1871) / The Strange Investigator(1871) / Dickon The Devil(1872) / Laura Silver Bell(1872) / Mr. Justice Harbottle(1872) / The Room in the Dragon Volant(1872) / Sir Dominic’s Bargain(1872) / The Churchyard Yew.

 KAYNAKÇA 

1. Auerbach, Nina(2005), Gender, Terror and Nineteenth Century, Univ.of Penn., US.)

2. Auerbach, Nina(2007), Our Vampires, Ourselves, Univ.of Penn., US.)

3. Begnal, Michael(1971), Joseph Sheridan LeFanu, A critical Study, Bucknell University Press, New Jersey, US.

4. Le Fanu, J.T.Sheridan(1981), Uncle Silas; A Tale of Bartram – Haugh, Oxford: Oxford University Press, UK.

5. Le Fanu, J.T.Sheridan(1993), In a Glass Darkly, Allan Sutton Publ.Inc.,Washington, US.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.

 

 


Son değiştirilme tarihi: 08/12/11 18:44.