|
ABDULLAHŞEVKİ
VİKTORYA
ÇAĞININ İLGİNÇ BİR GOTİK ROMAN VE ÖYKÜ YAZARI:
JOSEPH
THOMAS SHERIDAN LE FANU (1814-1873)
Joseph Thomas Sheridan Le Fanu, 28 Ağustos 1814’te Güney
İrlanda’nın Başkenti Dublin’de doğmuştur. 17. yy.’ın sonlarına doğru
Fransa’dan göçetmiş Protestan Huguenot soyuna mensup eğitimli ve ekinsel
düzeyi yüksek bir aileden gelmektedir. Oyun yazarı ve siyasetçi Richard
Brinsley’in Sheridan ile akrabalık ilişkisi vardır. Yazarın din adamı
olan babası, Le Fanu’nün doğumundan kısa bir süre sonra, Phoenix
Park’taki askeri okula rahip olarak atanmıştır. Le Fanu, bu nedenle,
geçimsel herhangi bir sorunla karşılaşmaksızın rahat bir ortamda
büyümüştür. Sheridan Ailesi, 1820’lerde, art arda köylü ayaklanmalarının
meydana geldiği, Limerick County bölgesine taşınmış; bu bölgedeki
güvenlik endişesi ve toplumsal ayaklanmaların ortaya çıkardığı
tedirginlik ortamı Sheridan LeFanu’nün yaratıcılığını derinlemesine
etkilemiştir. Dublin Trinity College ve King’s Inns’de eğitim gören
yazar; bu okulları bitirdikten sonra 1839 yılında baroya kayıt olmuş;
bir yandan avukatlık kariyerini geliştirirken, diğer yandan da baladlar,
kısa öyküler, masallar yazmaya başlamıştır. Yazarın ilk dönem
çalışmaları Dublin Üniversitesi Dergisi (The Dublin University Magazine
)’nde yayımlanmıştır. Bu dergi, 1833 yılında yayın yaşamına başlamış
radikal ulusçu bir Tory(sol siyasi grubun kısa adı) dergisidir ve
yıllarca Isaac Butt, Charles Lever ve Le Fanu tarafından çıkartılmıştır.
İrlanda’daki diğer bir siyasi grup olan Whigs’lerin(sağcı-muhafazakâr
grup) iktidarda olduğu dönemde, Le Fanu, Tory’lerin yeniden toparlanma
döneminde İrlanda Metropolitan Muhafazakâr Derneği (Irish Metropolitan
Conservative Society)’ne üye olmuştur. 1852 yılında parlamento üyeliği
için aday olmuşsa da, seçilememesi üzerine politik, yaşamdan bir daha
dönmemek üzere ayrılmıştır.
Le Fanu, 1861 yılında, romanlarını yayımlatmak için adından
yararlanmak amacıyla, yukarıda söz ettiğim Dublin Üniversitesi
Dergisi’ni satın almıştır. Yazar, 1844 yılında Dublin’li tanınmış bir
avukatın kızı olan Susanna Benneth ile evlenmiş; bu evlilikten dört
çocuğu olurken, eşi Susanna, 1858 yılında bir hastalıktan ölmüştür.
Susanna’nın ölümünden sonra kayınbiraderi, bir önceki yıl ortaya çıkan
büyük Avanjelik dini canlanmanın sorumlusu olarak yazarı suçlamış; onu
kamu oyu önünde sık sık ve çok sert biçimde eleştirmiştir. Le Fanu’nün
dinsel açıdan duyduğu bu rahatsızlığın söz konusu dönemde yayımladığı
Intimate Journal’da ve son ürünlerinde etkili olduğu görülmektedir.
“Silas Amca” (Uncle Silas ) (1864 ) adlı en iyi romanı, onun, İsveç
Borgianizmi (Swedenborgianizm: Emanuel Swidenborg(1688-1772) adlı
yazarın, kıyamet ve İsa’nın yeniden zuhur etmesiyle ilgili yeni
Hıristiyanlık yorumu. ) doktrini çerçevesinde yazdığı bir yapıttır. Le
Fanu karısının ölümünden sonra yaşamdan geniş ölçüde elini eteğini
çekmiştir. Dublin sosyetesinde artık “görünmeyen prens” olarak
adlandırılmaktadır. 1861 yılında, annesinin ölümünden sonra yeniden
roman yazmaya başlamış ve bu kez ürünlerinin çoğunda görülen Le Fanu
Ailesinin acılarını gizlemiştir. Yazarlık gelirlerinden ayrı olarak,
“The Dublin Evening Mail” gibi dönemin pek çok gazetesinin de sahibidir.
Bir tür basın kralı, medya patronu olmuştur artık...Yaşamının son
dönemlerine doğru ateşli Tory taraftarlığının iyice küllenmeye başladığı
görülmektedir. Örneğin: Fenian’ların(İrlanda ulusçuları. İngiliz
hakimiyetine karşı 1850’lerde ortaya çıkmış bir siyasi hareket. Bunlara
Cumhuriyetçiler de denilir.) ayaklanması üzerinde uzun uzun düşünmüş ve
yirmi bir yıllık siyasi deneyimi olan yazar, sonradan ayaklananlara
katılmaktan, onları siyasi açıdan desteklemekten vazgeçmiştir.
Le Fanu, 7 Şubat 1873 günü-son romanını yazdıktan sonra-
Dublin Merrion Meydanı’ndaki evinde kalp krizinden ölmüştür. O öldüğünde
doktoru “Usher’ların evi asıl şimdi çöktü” diyerek ilginç bir görüş
belirtmiştir..
Le Fanu, gizemli öykülerini yazmaya
çok erken başlamış; ilk gotik kısa öykülerinin çoğu, 1830’lu yılların
sonuna doğru, E.A. Poe’nun, Dickens’ın ve Wilkie Collins’in gizemli
öykülerinden önce yazılmıştır. Bununla birlikte, yazar Hawthorne’nun da
1830’ların başlarında kısa gotik öyküler yazdığını belirtmeden
geçmeyelim. Bu bağlamda, Le Fanu’nün, Bullwer-Lytton’ın Pelham(1828)
adlı yapıtını izlediğini, yani onun ardılı olduğunu söyleyebiliriz.
Godwin ve tüm gotik roman geleneğinden burada ayrıca uzun uzadıya söz
etmiyorum. Le Fanu’nün yazarlık kariyeri iki bölümde incelenebilir. 1848
yılında kadarki birinci bölümde, İrlanda tarihi ve geleneklerin
etkilerini içeren öyküleri hakimdir ve bu dönemde iki roman ve bir
düzine öykü yazmıştır. 1863 yılında başlayan ikinci bölümde ise, önceki
on yıllık dönemde Wilkie Collins tarafından popülerleştirilen gotik türe
değin sansasyonel öyküler yayımlamıştır. “Kilise Mezarlığına Bitişik Ev”
(The House by The Churchyard – 1863- ) kısmen, uzun yıllar çevresinde
yaşadığı Phoenix Park üzerine kurulmuş bir gotik öyküdür ve sözünü
ettiğim iki dönemi birbirine bağlayan bir yapıttır.
Le Fanu’nün öyküleri olanaksız suçları anlatmaktadır, bu
suçlar genellikle bazı kurgusal muzipliklerle ya da gizli geçitlerle
açıklanır. Madam Crowl’ın Hayaleti(Madam Crowl’s Ghost ) bu türden bir
öyküdür. Bu bağlamda, LeFanu, Gotik yazarlar ve sözgelimi Hoffmann’ın
“Fraulein de Scuderi” öyküsü ile benzerlikler gösteren yapıtlar
üretmiştir. Le Fanu’nün “Bir İrlandalı Kontes’in Gizli Tarihinden Bir
Bölüm” (1838) adlı yapıtı, “Silas Amca”(Uncle Silas)(1864)adlı son
romanının temellerini oluşturur. Bu öyküde, Erken Whodunit (The Early
Whodunit: “Who done it” de deniliyor... 1930, 1940’ların Altın
Çağ/Golden Age’ın bol bilmeceli detektif öykülerinin-Agatha Cristie-
habercisi anlamında) paradigmasının çeşitlemeleri görülebilir. “Silas
Amca” romanında kadın kahramanın babası, erkek kardeşini saran durumsal
kanıta inanmıyor ve onun güç alanı içine kızını yerleştirerek öyküyü
karmaşıklaştırıyor. Metinde okura sürpriz çok azdır; erkek kardeş
gerçekte suçludur ve kadın kahramana tehdit olmayı sürdürür. Erkek
kardeşin masumiyeti lehine küçük bir kanıt tedricen açıklanmış olmakla
birlikte, tam suçluluğunu onun kendisi açığa vurur. Bu kurgunun “Erken
Whodunit” paradigmasının temeline dayanan özellikle karmaşık bir
çeşitleme olduğu görülebilir, böylelikle diğer şeylerin yanında asıl en
üst düzeyde merak yaratılması amaçlanmıştır. Le Fanu’nün öyküdeki
yaklaşımı, yine Erken Whodunit paradigması bağlamında, sonul
esinlenmelerle, ona karşı kanıtla ortaya çıkan suç ya da bir şüphelinin
masumiyeti vardır.
Bir vampir öyküsü olan “Carmilla” ise Le Fanu’nün “ In a
Glass Darkly” (İsli Camda ) adlı yapıtındaki beş uzun öykünün(novella)
en güzel ve en etkileyici olanıdır. Bu öyküde, İrlanda’da Viktorya
döneminde yazarlar arasında çok rağbet gören vampir temasının içine
gizlenmiş lezbiyen/kadın eşcinselliğine dayalı aşk işlenmiştir. Le
Fanu’nün Carmilla’sı, Bram Stoker’ın Lucy’sinin benzeri bir kadın
kahramandır. Ancak, cinsel açıdan hemcinsi kadınlara yönelen bir
vampirdir. Daha doğrusu, Stoker’ın, Dracula ile Lucy’sinin bir
karışımıdır. Carmilla’daki iki kadın arasındaki cinsellik içeren sapkın
yakınlaşma Victorya çağının ahlaki standartlarının dışındadır ve bu
yüzden Carmilla cezalandırılır. Öykünün diğer kahramanı Laura’nın ise
yaşamasına izin verilir. Öte yandan, Carmilla’daki lezbiyenlik belli
belirsizdir ve gerçek bedensel bir ilişkiye dönüşmez; duygusal düzeyde
hissettirilir. Bu bakımdan bazı eleştirmenler Carmilla’daki lezbiyenliği
pseudo-lesbianism olarak nitelendirirler. Carmilla, Victorya çağının
seksten ve her türden eşcinsellikten korkusunu simgeleyen bir
kahramandır aynı zamanda. Bu çağın ahlaki genel kabullerine göre kadının
yeri erkeğinin yanıdır ve sekste etken davranamaz. Carmilla ise dönemin
standartlarında erkek vampirin yaptığı her şeyi yapmaktadır(Nina
Auerbach,Gender, Terror and the Nineteenth Century, Fall- 2005.).Tahrik
eder, kendini paylaşır... Bu sapkın aşkın, akıcı ve okuyucunun merakını
sürekli ayakta tutan anlatımının yanısıra, öyküyü ilginç kılan en önemli
öğe olduğu düşünülmektedir. Okuyucunun öykünün dokusu altına ustaca
yedirilmiş lezbiyen ilişkiyi, anlatımın akışı içersinde korku öğeleri
ile karışmış biçimde yavaş yavaş duyumsaması, Le Fanu’nün ustalığıdır.
Carmilla öyküsü Avusturya’da geçmektedir. Le Fanu’nün
öykülerinde genellikle birleşik bir ülke, öykünün geçtiği tek bir alan
yoktur. Yazar, İngiltere, İrlanda, Fransa, Almanya ve Macaristan gibi
ülkeleri öykülerinde “öykü alanı” olarak kullanmıştır. Dil açısından da
bu öykülerde İrlanda’ya özgü konuşma tarzının varlığı hemen
duyumsanmaktadır. Bu bakımdan öykülerin katıksız bir İrlanda’lı
tarafından kaleme alındığı hemen anlaşılır. Carmilla öyküsünün giriş
paragrafında adı geçen karakter Alman Doktor Martin Hesselius; doğaüstü
yaratıkların neden olduğu gizemli olayları ve cinayetleri çözümleyen,
Stoker’ın Dracula’sındaki Van Helsing ya da Polidori’nin, başka bir
romandan çalıntı karakteri Lord Ruthven türünden bir karakterdir. Öykü
anlatıcısı Laura ve babası, İngiliz kökenli Avusturya’da yerleşik
kişilerdir. Malikânenin yakınındaki terk edilmiş köydeki harabe şatodan
gelen olayın çevresinde döndüğü Carmilla ise yüzyıllar öncesinin eşsiz
güzelliği ile ünlü Karnstein Kontes’i vampir Mircalla’dır.
Viktorya çağında vampir temasını
işleyen diğer bir yazar olan John Polidori, 1819 yılında “Vampir: Bir
Hikâye”(The Vampir: A Tale ) adlı yapıtını, Lord Byron tarafından
yazılmış gibi yayımlamıştır.Bu çerçevede John Polidori’nin Byron’ın
edebi dehasından yararlanmak için bu yola başvurduğu ileriye
sürülmüştür. Lord Byron, daha sonra Polidori ile ilişkisini kesip,
Vampir öyküsünü “bir romandan parça” olarak New York’da yayımlatmışsa
da, “Vampir” Polidori’nin adıyla anılmaya devam etmiştir. Viktorya
çağının vampir temasını işleyen yazınsal yapıtlarında, bu örnekte olduğu
gibi, genellikle başkasının yapıtını kendine maletme (plagiarism)
olgusuna oldukça sıklıkla rastlanmaktadır. Bu bakımdan, İngiliz-İrlanda
yazınında vampirizmi işleyen yapıtların günümüz yazınsal ve akademik
çevrelerinde artık moda haline gelen metinlerarasılık (intertextuality )
araştırmalarına konu teşkil etmek bakımından ilginç örnekler
olabileceklerini burada belirtmeden geçmemek gerekir. Bu yapıtlar,
ayrıca, edebi metinleri birbiriyle iç içe ilişkileri açısından yazarı
dışlayarak yorumlayan Julia Kristeva’nın düşüncelerini de doğrular
niteliktedir. Vampir temasını işleyen ve bu konuda en popüler
yapıtlardan olan İrlanda’lı yazar Bram Stoker’ın “Dracula” sı da,
aslında bir Le Fanu etkilenmesi olup, 1897 yılında yayımlanmış; daha
sonra defalarca filme çekilerek sinemanın korku klasiği olmuştur.Aynı
şekilde Le Fanu’nün “Carmilla” sı da, Hammer film şirketi tarafından
“Vampir Aşıklar” (The Vampire Lovers ) adıyla filme alınmış; başrollerde
Ingrid Pitt ve Kate O’mara oynamıştır.
Le Fanu, Edgar Allen Poe’nun çağdaşı olmasına karşın,
öykülerindeki korku ve terör Poe’nunkilerden çok farklıdır. Karl Marx
“kapitalizm gerçeğin hayalet hikâyesidir” derken bu sözün, Marx’ın
kapitalizme ve yabancılaşmaya yönelik eleştirisi olduğu kadar, Sheridan
Le Fanu’nün Carmilla öyküsündeki ilişkiler bağlamında (alttaki gizli
lezbiyen ilişki ve görünüşteki vampirizm ) kapitalist ilişkilerin
yapılanmasını simgelediği de düşünülebilir. Le Fanu’nün önde gelen
yapıtlarından: “Green Tea,” “The Familiar,” “Mr. Justice Harbottle,”
“Carmilla,” ve “The Room In The Dragon Volant,” doğaüstü konulu
“novella” lar değildir. Le Fanu, bu novellaları, ahlaki olarak çöküntü
içindeki toplum, din ve aristokratlık- yasal yapı olarak bir hayalet
görünümüne büründürür. “Uçan Ejder’deki Oda” novellasında romantik
saflık, Carmilla novellasındaki gizli lezbiyanizm seksin kullanılan iki
ayrı biçimi olarak karşımıza çıkar. “Yeşil Çay”(Green Tea)’da da, Le
Fanu, Darwin’in, inancı yok eden insanın türeyişine ilişkin tezine
eleştiri yöneltir. Bu novellada zavallı rahip Jennings, ibadet etmesine
izin vermeyen maymun yüzünden boğazını keserek intihar eder.
J. T. Sheridan Le Fanu’nün öyküleri, genellikle uzun ölgün
tümceler ve betimlemelerle başlar. Evlerde, malikânelerde, aristokrat,
toprak ağası soylularla ilgili büyük aileler içinde geçer.Yalnız,
“Perilerle Giden Çocuk” öyküsü yoksul bir aileyle ilgilidir. Le Fanu,
öykülerinde önce, Viktorya dönemine ilişkin bir çerçeveleme yapar.
Öyküdeki hayaletler uyarıcı ve kavgacıdır. Solgun ve ürkek değildir.
Öykü kahramanları genellikle nevrozlu, A tipi denilen karakterdeki
kişilerdir ve şaşırtıcı biçimde gerçeklik duygusuna sahiptirler.
Öykülerde gidip gelmeler, salınımlar vardır. Okurken bir an için öykünün
bir hayalet öyküsü olduğunu unutur, sonra yeniden hayaletlere ve korkuya
döndürülürsünüz. Metin yavaş yavaş gelişir, ağırlaşır ve birden bire
hareketlenip akmaya başlar. Le Fanu’nün öyküleri masum kişileri tehdit
ve korkuya yöneltmek amacıyla kurgulanmış öykülerdir. Adeta kaynayan bir
tencere gibidirler. Onun kitapları kişilerin toplumun temel kuruluşları
hakkındaki korkularıyla oynar: Aslında masum kişiler bu kuruluşlar
tarafından denetlenmekte ve istismar edilmektedir. Silas Amca/Uncle
Silas ailenin sorumluluğunu üstlenirken, Uçan Ejder’de Bir Oda /The Room
at the Dragon Volant (1872) romantik bir aşk öyküsüdür. Toplumsal
ilişkiler konusunda Le Fanu’nün kuşkularının çok sağlıklıksız olduğu
sanılmaktadır: A tipi kişilikte güven eksikliğine işaret etmektedir ve
nitekim Le Fanu ana yapıtını yazdıktan kısa bir süre sonra kalp
krizinden ölmüştür. Bu olgu onun kişilik yapısı bakımından önemli bir
göstergedir. Le Fanu’nün yukarıda italikle adlarını belirttiğim her iki
yapıtındaki kahramanları saf ve cahildirler. Genç kişilere güvenmek,
yaşlı ve daha deneyimli olanlar tarafından kurulan bir ağ içinde onları
aptallaştırmak esas alınmıştır. Le Fanu’nün kahramanları toplumun normal
olduğuna, onları yok etmek için devasa bir tuzak hazırlamadığına
inanmamakla hata yaparlar. Le Fanu ayrıca, toplumsal kuruluşların
ardında çok hoş olmayan gizli gerçeklerin olduğunu telkin eder. Silas
Amca romanının sonunda Ailenin erkek üyelerinin kadın kahramanın yatak
odasına ondan habersizce girebilmeleri, dönemin toplumunda kadınların
kolay yararlanılabilirliğini de simgesel biçimde telkin eder. Ayrıca,
“Uçan Ejder Otelindeki Oda” uzun öyküsünün kadın kahramanı ile erkek
kahramanın birlikte düzenlediği karmaşık komplo, heteroseksüel ilişkiye
hoşgörü gösterildiğini telkin eder, bu durum, dev bir propaganda
makinesiyle aktif biçimde toplum tarafından telkin edilir. Viktorya çağı
toplumu masumluğu idealize eder ve genç kişilerin eğitimi için arzu
edilebilir bir gelecek olarak hoş olmayan gerçekliklerden kaçınır. Le
Fanu, Reach ve Collins gibi yazarlar, böylesi masumluğun olumlu biçimde
ölümcül olduğunu telkin ederler. Bu yazarlardaki bu tip karakterler
daima, kötü planların farkında olmayan kolay kurbanlar durumuna düşerler.
Le Fanu’nün Dragon’daki karakterleri sürekli seyahat
halindedir.Wilkie Collins’in Hayaletli Otel /The Haunted Hotel
(1878)’deki kahramanları da seyahat halindedirler. Bu roman,daha doğrusu
novella, dış macera ve sahneleriyle, gizemli komplo kurgusu dikkatle
hazırlanmış ve yol boyunca anlık doğaüstü bölümleriyle bir dereceye
kadar “Uçan Ejder Oteli’ndeki Oda” öyküsüyle benzer etkilere sahiptir.
Yazarlar, Gotik romanda yabancı ülkeler, garip serüven ve doğaüstü
atmosfer için genellikle İngiliz kurgusunu kullanmaktadırlar. E.F.
Bleiler, “Dragon...” un, Le Fanu’nün Wilkie Collins tipi roman yazma
girişimi olduğu görüşündedir. Bu gotik uzun öykü, Collins’in “A Terribly
Strange Bed” (1852)gotik öyküsüyle ortak özelliklere sahiptir. Her iki
öykü de Fransa’da seyahat eden, tuhaf bir handa konakladıktan sonra cani
dolandırıcıların kurbanı olan genç bir İngilizle ilgilidir. Bu öykü
neredeyse tam bir korku öyküsüdür. Collins’in öyküsü elli yıl sonra
William Hope Hodgson tarafından “The Inn of The Black Crow” (1915) adlı
öyküde taklit edilmiştir. Gerçekte, Collins, bir bilmecemsi kurgu
yaratıcısı olarak Le Fanu’den daha iyidir. Le Fanu’nün anlatılarını
anormal psikoloji bağlamında yorumlamak bir hata olur. Le Fanu’nün
ilgisi anormal olana yönelik değildir ama, asıl, toplumun olmasını
düşündüğü ya da sonul olarak “normal” diye etiketlendirdiğinin altında
yatan gizli gerçekleri incelemektir.
Joseph T.S. Le Fanu, büyük başarı ve sansasyonlara konu
olmaksızın genelde gölgede kalmış, gölgede yaşamış bir yazardır. “Silas
Amca” (Uncle Silas ) romanı ve diğer öyküleri ona sınırlı düzeyde
yazınsal ölümsüzlük getirebilmiştir. Bugün, İngiliz ve İrlanda akademik
çevrelerinde Le Fanu’nün her iki edebiyata anlamlı katkılar yaptığı
konusunda kabule yönelik olması bakımından genel bir çekingenlik
hakimdir. Le Fanu, Türk okurunun da dikkatine sunulmamış bir yabancı
yazardır. Bu bakımdan yapıtlarının Türkçeye kazandırılması, gotik
öykücülüğün ülkemizde yaygınlaşması, Türk okurunun bu ilginç ve dikkate
değer gotik öyküler yazarı ile tanışması ve ondan değişik okuma tatları
devşirmesini sağlayabilecektir.
Romanları: The Cock and Anchor(1845) / Tarlogh
O’Brien(1847) / The House by the Churchyard(1861)/ Wylder’s Hand(1863) /
Uncle Silas(1864) / Guy Deverell(1865) / The Prelude(1865) / All in The
Dark(1866) / The Tenants of Malory(1867) / Haunted Lives(1868) / A Lost
Name(1868) / The Wyvern Mystery (1869) / Checkmate (1871) / The Rose and
The Key(1871) / Carmilla(1872) / Willing to Die (1873) / The Evil
Guest(1895).
Öykülerinden bazıları: The Drunkard’s Dream(1838) / The
Fortunes of Sir Robert Ardagh(1838) / The Ghost and the
Bone-Setter(1838) / The Murdered Cousin(1838) / A Chapter in the History
of a Tyrone Family(1839) / Schalken the Painter(1839) / The Mysterious
Lodger(1850) / The Evil Guest(1851) / The Familar - The Watcher(1851) /
Ghost Stories of Chapelizod(1851) / The Sexton’s Adventure(1851) / The
Spectre Lovers(1851) / The Village Bully(1851) / An Account of Some
Strange Disturbances in Aungier Street- The House on Aungier
Street(1853) / Ghost Stories of the Tiled House(1861) / Ultor de
Lacy(1861) / An Authentic Narrative of a Haunted House(1862) / The House
by The Churchyard-öykü olarak ayrı basım-(1863) / Narrative of the Ghost
of a Hand(1863) / Wicked Captain Walshawe of Wauling (1864) / Squire
Toby’s Will(1868) / Green Tea (1869) / The Child That Went With The
Fairies(1870) / The Haunted Baronet(1870) / Madam Crowl’s Ghost(1870) /
Stories of Lough Guir(1870) / The Vision of Tom Chuff(1870) / The White
Cat of Drumgunniol(1870) / Carmilla(1871) / The Dead Sexton(1871) / The
Strange Investigator(1871) / Dickon The Devil(1872) / Laura Silver
Bell(1872) / Mr. Justice Harbottle(1872) / The Room in the Dragon
Volant(1872) / Sir Dominic’s Bargain(1872) / The Churchyard Yew.
KAYNAKÇA
1.
Auerbach, Nina(2005), Gender, Terror and Nineteenth Century, Univ.of
Penn., US.)
2.
Auerbach, Nina(2007), Our Vampires, Ourselves, Univ.of Penn., US.)
3.
Begnal, Michael(1971), Joseph Sheridan LeFanu, A critical Study,
Bucknell University Press, New Jersey, US.
4. Le
Fanu, J.T.Sheridan(1981), Uncle Silas; A Tale of Bartram – Haugh,
Oxford: Oxford University Press, UK.
5. Le
Fanu, J.T.Sheridan(1993), In a Glass Darkly, Allan Sutton
Publ.Inc.,Washington, US. |