[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

HAYDAR DÖNMEZ

 ORHAN PAMUK, BABASININ BAVULUNU HANGİ YILDA ALDI?

 Yazarımız Orhan Pamuk 2006 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak büyük bir başarı kazandı. Toplumumuz yine, onu sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye bölündü. Onu okumadan övenlerin yanı sıra anlamadan övenleri de gördük. Onu anlayarak eleştirenlerin yanı sıra anlamadan okuyanları da.

Ben de onu 1999 yılında yazdığım bir yazıda eleştirmiştim. Benim Adım Kırmızı’daki dil ve mantık yanlışlarını göstermiştim.(1)

Bu eleştiriden yedi yıl sonra Orhan Pamuk dünyanın en önemli edebiyat ödülüyle onurlandırıldı. Bu ödül, dünyanın ülkemize dönük bakışını olumlu yönde etkileyecek bir ödüldür. Bu nedenle, Orhan Pamuk’a toplum olarak bir teşekkür borcumuz var.

Orhan Pamuk’un roman dilini eleştirebiliriz, onun düşüncelerine katılmayabiliriz. Hatta gün olur ona gücenebiliriz de. Ama bugün toplumumuzun ona bir teşekkür borcu var.

Onun diline yönelik eleştirel yargımın bugün de doğru olduğunu düşünüyorum. Bu tür eleştiriler onun değersiz olduğunu göstermez. Anlamak için yöneltilen her eleştirinin bir zenginlik olduğuna inananlardanım. Biz, yanlışlarımızın yaşantımıza zenginlik kattığına inanmayan bir kültürün mirasçılarıyız. Her söylediğimizin doğru olduğuna inanırız. Ak ile karanın arasında başka renklerin olabileceğine pek inanmayız.

Oysa her şeyin doğru olduğuna inanmak kadar, her şeyin yanlış olduğunu düşünmek de gerçek bir bağnazlıktır.

Orhan Pamuk’un romanlarının yabancı dillere iyi bir çeviriyle aktarıldığında, okunması doğaldır. Onun bir kurgu ustası olduğunu da söyleyebiliriz. Ödülü yalnızca Türkçesi için verselerdi, bunu doğru bulmazdım. Ancak yine de ödül almış olmasından sevinç duyardım.

Dilini beğenmediğim bir yazarın Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış olmasına sevinmem normal bir davranış mıdır? Ülkemiz koşullarında bunun normal olduğunu söyleyemem. Peki, ödül törenini televizyondan izlerken duygulanmış olmam normal bir davranış mıdır? Bunun da normal olduğunu söyleyemem.

Beni duygulandıranın ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Bildiğim tek şey, Orhan Pamuk’un güçle, parayla pulla, şanla şöhretle elde edilemeyecek bir şeyi bizim insanlarımıza, toplumumuza kazandırmış olduğudur.

Nedir bu şey? Bu, Orhan Pamuk’un edebiyat sevgisidir. Okuma sevgisidir. Merak duygusudur. Medenî cesaretidir. Eşine az rastlanılır çalışma disiplinidir.

İnsanlarımızın bir bölümü Orhan Pamuk’u sevmeyebilir. Sevmek zorunda değildir elbet. Ancak onun sözünü ettiğim özelliklerini takdir etmek insanî görevimizdir.

Sevdiğimiz kişilerin beğendiğimiz özelliklerini takdir etmekte bir güzellik vardır. Ancak asıl güzel olan, sevmediğimiz kimselerin takdir edilmesi gereken özelliklerini takdir etmektir.

Orhan Pamuk’un ‘Babamın Bavulu’ başlıklı Nobel konuşması içerik olarak iyi, ama dil olarak kötüydü. Zeki bir yazar olduğunu bu konuşmasıyla bir kez daha ortaya koydu. Babasını bu konuşmayla yüceltmesi de her türlü övgüye değerdi.

Orhan Pamuk bu konuşmasıyla edebiyat severleri de sınavdan geçirdi. Konuşmasında ilginç bir yanlış yaptı. Bilinçli olarak yaptığı bu yanlışı okurun ortaya çıkarmasını istedi. Daha doğrusu, yanlış yaptığını söylemeden okurların bu yanlışı ortaya çıkarmasını sessizce diledi. Yazarımızın burada James Joyce’tan esinlendiğini söyleyebiliriz.

Peki bu esrarengiz yanlış ne ile ilgiliydi? Bu yanlış, babasının Orhan Pamuk’a bavulu ne zaman verdiğiyle ilgili bir yanlıştı. Peki konuşmada bilinçli yapılmış başka bir yanlış var mıydı? Evet vardı. Ancak biz burada önce yazarın bilinçli olarak yaptığı en önemli yanlışa değinmek istiyoruz.

Konuşma metnine yüzeysel bakıldığında, Orhan Pamuk’un babasının bavulunu ne zaman teslim aldığını anlamak çok kolaydır.

Konuşma metninin ilk paragrafının ilk cümlesi ile son paragrafının ilk cümlesini okuduğumuzda, bavulun 2000 yılında teslim alındığı anlaşılıyor. Ancak yazarımız konuşma metninin sondan dördüncü paragrafında şöyle bir ifadeye de yer vermektedir:

“Babamın bavulunu bana bırakmasından yirmi üç yıl önce, yirmi iki yaşımdayken her şeyi bırakıp romancı olmaya karar vermiş...”

Orhan Pamuk 1952 yılında doğmuştur. 22 yaşında romancı olmaya karar verdiğine göre, 1974 yılında yazmaya başladığını söyleyebiliriz. Bu bilgiler, yazarın biyografisiyle uyum içindedir. Yazar 1974 yılından 23 yıl sonra, yani 1997 yılında babasından bavulu teslim almıştır.

Yazar konuşmasının ilk cümlesinde, babasının ölümünden iki yıl önce bavulu ondan aldığını söylüyor. Babası 2002 yılında ölmüştür (bkz. son paragraf, ilk cümle).

Orhan Pamuk, ödül konuşmasının bir başka yerinde de bavulu teslim aldığında kendisinin 25 yıllık yazarlık deneyiminin olduğunu söylüyor.(2) Onun yazı yazmaya 1974’te başladığını biliyoruz: 1974+25=1999.

Demek ki yazarın konuşma metninde 1999 yılı da, bavulu teslim alış yılı olarak örtük biçimde bulunmaktadır.

Peki 1997, 1999, 2000 yıllarından hangisi yazarın bavulu babasından aldığı yıldır?

Ben 1997 yılında bavulu teslim aldığını düşünüyorum. Çünkü yazar romancı olmaya karar verdikten dört yıl sonra yani 1978 yılında Cevdet Bey ve Oğulları’nı bitirmiştir. Bu sağlıklı bilgiye de konuşma metninde rastlamaktayız.(3)

Sonuç olarak, Orhan Pamuk’un babasından bavulu teslim aldığı yıl, 1997’dir.

 

 

1 Folklor/Edebiyat, Sayı: 17, 1999.

2 8 Aralık 2006, Milliyet, s. 22.

3 8 Aralık 2006, Milliyet, s. 23.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.