[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

MURATEROL

 GÜZ VE EDEBİYAT

 Malzemesi bol bir mevsim olarak tıpkı ilkbahar gibi güz de edebiyatın bir imgesi, zamanı, zemini olageldi. İlkbahar yeşeren doğa ile bir umut ve başlangıcın anlatıldığı bir zaman olurken, güz, sarı rengin yoğun çağrışımı ile bir son, bitiş, dağılış dönemi olarak tasvirlerin ana malzemesi olageldi. “Hazanda savrulan yapraklar” gibi hayata tutunamamış şiirler şairini hayata tutunduruyor mudur?

Yeşil bahar ile sarı bahar arasındaki derin ayrım burada galiba: Mevsimler hayata bakışın bir yansıması olarak yazıda ya da sözel tasvirde yerlerini alıyorlar. Bu nedenle ilkbahar aşk yazılarının ortalığı doldurdu melankolik metinlerin insana alerjik etkilerde bulunduğu, “yeni bir başlangıç” olarak anlatılırken, güz artık aşk bile olsa kıştaki ölümün arefesi, son bir çırpınış ve tutunma gayretidir. Şarkılara da sinmiştir bu ruh. Şarkılar bahar ile bir coşkuyu dile getirirken, güz ile son baharın yaşandığını hüzünle fısıldar.

Yazın keskin olmayan bir sarartı ve serinliğe yerini bıraktığı dönemde, yeni plan ve projelerin hayata geçme vakti de gelmiştir. Yeni kitaplar, yeni dergiler, yeni gündemler yaz aylarında hazırlanan taslaklardan çıkmaya başlar. İnsanlar ocak ayı ile başlar hayatlarının yeni yayın dönemine ama yayın dünyası öyle değil. Televizyonlar ve diğer medya organları da dahil olmak üzere çok az istisna dışında yeni sezon açılışını sonbaharda, eylülle birlikte yaparlar.

Yeni dergiler raflarda yerlerini alır; biliyorum, eski ve artık heyecan vermeyen bir ifade oldu.

Dergiler çıkar, yeni kitaplar yayınlanır, sonra bir şeyler daha olur. Hatta okullar açılır, öğrenciler yana yana ödev için kitap ararlar; yok artık bu da yapılmıyor. İnternetten hazır ödevler öğrencinin kitap okumaması, emek vererek, konuyu değerlendirecek bir bilinç oluşmaması için yeterli. Hava soğur(du), o da küresel ısınma ile dengesini yitirdi. Neyse, bildiğimiz ve hep kalmasını istediğimiz gibi devam edelim.

Kitaplar ve güzel güzel dergiler... evet çıkarlar, üzerlerine yazılar yazılır kitapların. Kitapların bir ilgilisi de çıkar elbet.

Bunlar da bir yana, gerçekten son yıllarda edebiyat dergilerinde sayısal olarak bir yerinde sayma varken siyasi ve güncel dergilerin çoğaldığı dikkati çekiyor. Bu apolitik kuşakların sürece katılımı ile de ilgili değil tabii ki. Sanat ile, edebiyat ile arasına ciddi mesafeler girenler yazımı en kolay alana yöneliyorlar. Zira kitap okumadan, gazete ve televizyon takibi ile mümkün hale gelen bir uğraşı hali.

Hayır, “eylül geleneği”ne tıkayacağım kulaklarımı. Düşer miyim hiç ilk yazı/tanıtımı yazma hatasına. Bize yazılan hikayelerin, artistlere yazıldığını yazar mıyım hiç. Yazar mıyım hiç, derecesi düşen hikayelerin sonradan derin teorik düzlemde ele alındığını, seri anlam çoğaltma çabaları ortasında mor vaziyette “hata mı yaptım” düşüncesinin huzursuzluğunu. “Kiraz mevsimi” geleneğinin son buluşunu, sararan bir mevsim edebiyatını yazar mıyım hiç. Yazmam.

Yeni planlarımızı yaptık, yazı konularımızı belirledik. Önümüzdeki yaza kadar aynı seyri izleyeceğiz. Bol plan, bol konu, bol yayın... yine de güz. Uzaktan seyrine doyum da olmuyor üstelik.

  Nobel Edebİyat Ödülü

Doris Lessing’e Verİldİ 

Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü, ünlü İngiliz yazar Doris Lessing’e verildi. 2007 Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilen yazarlar arasında Amerikalı Philip Roth, İsrailli Amos Oz, Japon Haruki Murakami, Fransız Jean-Marie Gustave Le Clezio ve Adonis olarak bilinen Suriyeli şair Ali Ahmed Said Asbar’ın adı geçiyordu. En güçlü aday olarak Amos Oz gösteriliyordu.

Doris Lessing (Doris May Tayler) 22 Ekim 1919’da İran/Kermanşah’da doğdu. Babası (Captain Alfred Tayler) I. Dünya Savaşı’nda yaralanıp sakat kalmış bir İngiliz’di. İran Kraliyet Bankası’nda memur olarak çalışıyordu. Annesi (Emily Maude Tayler) ise yine İngiliz bir hemşireydi. Aile 1925 yılında Güney Rodezya’ya taşındı (şimdiki Zimbabwe). Annesi Doris’in sıkı bir eğitim almasının uygun olacağını düşünerek Katolik olmadıkları halde kızını bir Katolik okuluna gönderdi. Ama okulun katı kuralları, rahiplerin sert tavırları Lessing’i okuldan soğuttu. Henüz 13 yaşında okuldaki başarısızlığından dolayı eğitim hayatı sona erdi. Londra’dan kitaplar sipariş etti. Bu durum aslında Lessing’in yazarlık yolunda ilerleyebilmesinin yolunu açacaktı (Lessing, Güney Afrikalı iki kadın yazar -Olive Schreiner ve Nadine Gordimer- gibi ortaokul mezunu değildir. Kendi kişisel eğitimini kendisi gerçekleştirmiştir).

Lessing’in yazı serüveni üç döneme ayrılır: Komünist Dönem (1944-1956), Psikolojik Dönem (1956-1969) ve son olarak Mistik Dönem.

İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda Lessing komünizmin etkisi altına girdi. Ama 1954’te bu hareketi terk etti. Yazdıkları genelde otobiyografiktir ve Afrika’daki deneyimlerine dayanır. Çocukluk anılarına dönerken sosyal ve politik konulara değinir. Kültür çatışmaları, adaletsizlikler ve ırk ayrımcılığını konu edinir. Bireysel vicdan ile mülk edinme arasındaki ikilemi tartışır. Anlatılan öykülerin, romanların genellikle mekanı Afrika’dır. Güney Afrika’nın siyahları hiçe saymasını ve siyahların beyazlar tarafından nasıl dönüştürülmeye çalışıldığını eleştirel bir dille anlatır. Bu sebeple ırkçı politikalar güden Güney Rodezya ve Güney Afrika 1956 yılında Lessing’i istenmeyen kişi ilan ettiler.

1960’lı yıllarda ise Lessing “The Golden Notebook” isimli eseri ile öne çıktı. Feminizme inanmıştı ve 60’lı yılların özgürlükçü rüzgarları Lessing’e özlediği dünyayı belki de getirebilirdi. Ama Lessing kitabının önemli başarısına karşın muhafazakar çevrelerce kadınsı olmayan kadın kızgınlığı ve saldırganlığı ile suçlandı. O ise bu saldırıları şöyle yanıtladı: “Bu davranışı erkekler gösterdiğinde ödüllendiriliyor, kadınlar gösterdiğindeyse nefret edilen kişiler olarak suçlanıyorlar.”

1970’lerde mistizimle 1980’lerde ise kozmik fantezi ile daha çok ilgilenir oldu. Sufi mistizimi de Lessing’i etkileyen akımlardan biriydi.

İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair, onu Kraliçe’nin ‘asil’ olarak ilan edeceği kişiler listesine eklemişti. Lessing’in buna tepkisi sert oldu ve asalet unvanını reddetti. Londra’da mütevazı bir hayat sürdüren Doris Lessing, 88 yaşında.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.