|
IŞIk Yanar
Az GelİŞmİŞlİĞİn Çok YönlülüĞü
Az gelişmiş ülkeler, gelecekle ilgili
ortak bir karara varamamış ülkelerdir. Dolayısıyla her türlü gelecek
tasarımına eşit mesafede dururlar. Kimi zaman monarşik bir yönetime,
kimi zaman seçkinci bir iktidara, hatta şerî ya da sosyalist bir devlete
diğerlerinden bir adım daha yakın olabilirler. Ama bunu bir karar olarak
değerlendirmek, kararın arkasındaki iradeyi de sözkonusu etmek demektir.
Çoğunlukla bu irade yerleşik yapı tarafından değil de diğer iradeler
tarafından bertaraf edilir. Bütün yönler ülkenin ortak birikimi
yöneldikçe ortaya, “bütün yönlere eşit mesafede kalmaya çalışan ve
gelişmekte olan ülke” çıkar. Artık herkes birbirinin fikrine saygı duyar;
kendi fikri, başkalarının fikirlerine saygı duymamayı gerektirse de.
Hiçbir grubun, camianın birbirini tam olarak okumadığı,
anlamadığı ama derinden kavramış gibi göründüğü, diğerinin ya da
diğerlerinin de onu bu eksik bilgilerden dolayı bozmadığı bir durum...
En tuhafı ise bütün mücadelesinin aslında şimdi bu duruma gelmek için
olduğuna kendisinden başka herkesi inandırdığını zanneden insanlar...
Yaşadığımız dönemleri farklı şekillerde adlandırırız. Bazen
memnuniyetsizlikle, bazen de bu yeni dönemin yaşanmadığına kendimizi
inandırarak. Benimseyenlerin ve çok çabuk uyum sağlayanların sayısı da
az değildir. İçinde yaşadığımız zamanlarda buna benzer tepkilerin
yükseldiği görülmektedir: Her dönemde olduğu gibi çabuk uyum
sağlayanların seslerinin daha fazla çıktığını da unutmamak gerekir.
Direnç, yeniliklerin neler olduğunu belirleme konusundaki sabırsızlığın
gölgesinde kalmaktadır. Fakat en önemli direncin öncelikle bu
parametreleri anlamaktan ve yorumlamaktan geçtiği hep gözardı edilir. Bu
değişimi yaşanmamış kabul etmekle elde edilebilecek faydanın büyüklüğünü
ve avantajlarını kendimize tekrar etmenin, muhalifliğin yeni yüzünü
belirlemekten önemli olduğu düşünülmemelidir. Anlamak da direnç
sağlayabilir; ki bu aslında edebiyatın doğasıdır; özellikle şiirin.
Yaşadığımız dönem, toplumun yapısını ve kurgusunu
değiştirmek için çaba sarf eden insanların geride kaldığı, unutulduğu ve
onların fikirlerinin yetersizliğinin ortaya çıktığı zamanlara denk
gelmiyor. Bu fikirlerin ve çabaların başka anlamlara kaydığı, kaygıların
şimdiki gerçeklerle eşleştiği, dolayısıyla bütün akıl yürütmelerin
“aklandığı” döneme denk gelmektedir. Sorun savaşın sona ermesi ya da
erken doğum değildir; bu dönemin kime ait olduğudur.
Seksenli ve doksanları yıllarda yoğun bir şekilde dünyayı
farklı bir şekilde kavrama dönemi yaşamıştık. Bu farklılık, beraberinde
elbette doğru bir şekilde kavramayı da getirmekteydi. O zamanlarda hem
bu farklılık vurgusu hem de mevcut sistemin hayatı kavrayışının
yanlışlığını vurgulama çabası oldukça rağbet görüyordu. Mesela, “İnsan
Nedir?”, “Kadın ve Erkeğin Yapısı”, “Hayatın Gayesi”, “Modern Dünyanın
Sıkıntıları”, “İnsanın Yalnızlığı ve Çaresizliği”, “Ulus-Devletin
Toplumu Kucaklamaktaki Yetersizlikleri”, “Modern İnsanın Yalnızlığı”,
“Batılı Toplum Düzenlerinin İflası”, “Ahlakın Yok Oluşu”, “Kadının
Sömürülmesi”, “Tesettür ve Özgürlük”, “Faiz Temelli Sistemde Refah
Dağılımındaki Problem ve Zekat Müesesesi”, “İslamcı Edebiyatın
Kaynakları ve Tebliğ” gibi konular, iki binli yıllarla beraber, “İslamcı
Feminist Söylem”, “İslam Toplumlarında Ataerkil Söylem ve Kadının
Aşağılanması”, “Çalışan Kadının Miras Hakkı”, “Barış İçerisinde Bir
Arada Yaşamak”, “Müslüman Demokrat”, “Laiklik Gerçekte Nedir?”, “İslamcı
Edebiyat Yoktur, Edebiyat Vardır” gibi konulara doğru evrilmiştir.
Ortaya yeni bir kavrayış çıkmamıştır, aksine eski kavrayış
“gelişmiştir.” Böylece çok yönlülüğü temsil eden fikirler, tek bir
yönde, onu destekleyerek geliştiren bir içeriğe sığınmıştır.
Azgelişmişliğin çok yönlülüğü artık ortak bir karara
bağlanıyor. Bir dönemin muhalifleri, ortak paydayı kendilerinin
ürettiklerini sanarak “gelişiyorlar.” Aydınlar, yazarlar, edebiyatçılar
bu modern denklem içerisinde “feminist”, “postmodern”, “etnik” gibi
sıfatlarla yer alıyorlar. Doğu/Batı, Kuzey/Güney, Dünya/Ahiret,
İman/Küfür... gibi ayrımlar yerini tek bir çizgi üzerindeki farklı
tabelalara bırakıyor. Farklılığın bu biçimleri önümüzdeki dönemde daha
da derinleşerek bu çizgiyi güçlendirecek gibi görünüyor. Daha küçük
düşünerek yeni dönemin hazmını kolaylaştıracaklar; örneğin eşcinsellere,
azınlıklara özgürlük, doğayı korumak, sosyal adalette vakıfların
etkisi... gibi. Sürecin sonunda bir farklılığın kalıp kalamayacağını hep
birlikte göreceğiz. |