|
HİLMİUÇAN
CAHİT
ZARİFOĞLU’NUN MASALLARINDA
BÜYÜKLERE ÖĞÜTLER
Karşılaştığımız bir olaya bir “anlam” veremezsek canımız
sıkılır. Anlam vermek, insanı, evreni olayları anlamlandırmak temel
sorundur. Evrenin her noktasında anlamlandırılacak nesneler ve olaylar
vardır. Bir çiçek, bir kuş, bir dağ, bir karınca, her gün elli kişinin
öldüğü Irak, “Kosova benimdir” diyen Sırp ırkçıları, insanın bizzat
kendisi, düşünmesi, olay ve nesneleri anlamlandırma süreci, sağlıklı
düşünmenin ilkeleri… bütün bunlar gözü ve gönlü olan insanın dikkatinden
kaçacak olgular değildir.
Gerçekten de insanın, evrenin doğru bir şekilde
anlamlandırılması insana, topluma mutluluk ve huzur getirecektir; tersi
durumunda insanlık huzursuz, mutsuz olabilecektir. Göstergebilimin öncü
ismi A.J.Greimas da göstergebilimin sorununun “insan için dünyanın ve
insanın anlamı sorunu” olduğunu söyler. Hiç kuşku yok, bu sorun insan
için çok önemlidir. Bu sorun’un çözümlenmesine göre de yaşam
düzenlenecektir; insan, kendi içinde tutarlı ya da tutarsız hâle
gelecektir.
İnsan yaratılış olarak aceleci,
nankör ve bencildir. Dünya yaşamının bir oyun ve eğlence olduğunu bilen
bir kültür ile dünyayı bir amaç olarak kabul eden bir kültürün eşyaya,
nesnelere, insana verdiği anlam farklı olacaktır. Dünyanın sonsuz
olmadığının bilincinde olan bir bakış açısı açgözlü, hırslı, her şey
benim olsun diyen bir insan tipi ortaya koymayacaktır. Emellerinin
peşinde koşarken ecelinin gelebileceğini bilen, hesap kaygısı olan bir
inancın, bu inanca göre bir ömür çizgisi; hesabını bu dünya üzerine
kuran insanın da bu hesaba göre bir yaşam biçimi olacaktır. İki arada
bir derede olan bir inanç ise yaşanan dünyayı anlamlı kılamaz; tutarlı
bir duruş sergileyemez.
Cahit Zarifoğlu bu temel soruyu, “dünyanın ve insanın benim
için anlamı nedir?” sorusunu yanıtlamış, seçimini yapmış bir
yazarımızdır. Şair duyarlığı ile inancını hemen hemen bütün türlerde
doğal bir şekilde dillendiren bir edebiyatçımızdır. 7 Haziran 1987
yılında sonsuzluğa göç eden Cahit Zarifoğlu günlükten siyasal yazılara;
şiirden romana, günlük gazete yazılarından tiyatroya, masala kadar
birçok türde ürün verdi, kısa ömrünü bereketli bir şekilde geçirirdi.
Zarifoğlu yaşamı, kendi yaşamını sorgulayan bir şairdir, bir
denemecidir, bir köşe yazarıdır, bir çocuk masalcısıdır. Zarifoğlu’nun
en çarpıcı, en büyüleyici yapıtının adı da Yaşamaktır. Yazdığı masallar
da, diğer ürünleri de bunun türevidir. Yazdığı bütün yazılarda bu
yaşamın, bu dünyanın masalsılığını, geçiciliğini hissedebilirsiniz. Bu
masalsılık onu vurdumduymazlığa götürmez. Tersine alegorilerle,
eğretilemelerle gerçeğin tam ortasına çeker; inancının gereğini,
merhameti, hepsinden öte eylemi dile getirir. Yazılarında insanın
yaratıcısı karşısında acziyetini, yaratıcının azametini hissettirir. O,
yaşamın kısalığının farkındadır. Bu nedenle da kalıcı işler yapmak,
eserine inancını yansıtmak ister. Amacını da Yaratıcı’sına kulluk ve
kullara insanlık olarak belirler.
Günümüzde çocuk, çocuk edebiyatı küçümsenir, ciddiye
alınmaz. Çocuğun ve çocuk edebiyatının küçümsenmesi çocuk edebiyatında
gözlenen temel bir hastalıktır. Artık ne masal anlatan bir nine vardır
ne de ocak başında Battal Gazi okuyan bir dede vardır. Çocukla ilgilenen
yoktur. Çocuklar televizyon masallarına, cep telefonlarındaki oyunlara
bırakılmıştır. Bu televizyon masallarındaki, cep telefonlarındaki
oyunları da determinist, bencil bir mantık yönetmektedir.
Masal çocuksu duyarlığı en iyi yansıtan türdür. Diğer
türlere göre pedagojik yanı daha güçlüdür. İnsanların gündelik yaşamında
gerçekleştiremediği hayaller ve eleştiriler masallarda gerçek hâle
gelir; kötüler masallarda cezasını bulur, iyiler masallarda
ödüllendirilir. Zarifoğlu’nun ilgilendiği türlerden biri de masaldır.
Çocuk edebiyatı ile çok az kişinin ilgilendiği bir dönemde O, çocuklara
yönelik ürünler ortaya koydu. Çocuk edebiyatı çerçevesinde yazdığı
masallarda da yaşamayı, çocuğu ciddiye aldı. Zarifoğlu çocuğa
seslenirken büyüğü düşündürür; büyüğü düşündürürken çocuğu hayal
edebileceği dünyalara götürür.
Yazdığı masallarda da inancını yansıtan bir bakış açısı
vardır. Sözcük düzeyinde bir yerdeşlik araştırmasında bile nefes alıp
verdiği atmosfer okuyucuya kendini hissettirecektir. Çocuk edebiyatının
hedeflerinden birisi, çocukları yetişkinlerin deneyimlerinden
yararlandırmaktır. Zarifoğlu, okuyucusuna, reklama dönüştürmeden,
çocuksu bir uzam içinde büyüklerin yaptığı yanlışları, bilge kişilerin
güzelliklerini düşündürür.
Zarifoğlu çocukları küçümsemez,
büyüklere gösterilecek dikkatten daha fazla bir dikkati, özeni çocuklara
gösterir. Bilir ki çocuklar için yazılan da sonuçta “edebiyat”tır ve
büyükler tarafından da haz alarak okunabilir. Zarifoğlu’nun masallarında
“çocuklar bunu anlayamaz” dedirten düşünceler, olaylar da vardır. “Cahit
Zarifoğlu’nun çocukları ergin çocuklardır; başka bir deyişle çocukluktan
erken kaçan çocuklar”dır1.
Zarifoğlu’nun çocuklar için yazdığı anlatılarda düşünce vardır. Çocuklar
için yazdığı masallarında büyüklerin de dikkatle okuması, üzerinde
düşünmesi gereken konular ve kavramlar vardır. Çocuksu bir duyarlıkla
büyüklerin de yüreğini bir yerlerinden yakalar ve uyarır. Onun
Serçekuş’u düşünür; Katıraslan’ı çıkarını düşünen güç odağıdır, bir
süpergüç gibi hükmeder, tilki ise uşaktır. Katıraslan’da Zarifoğlu,
yetişkinlerin dünyasını anlatır. Hayvanlardan hareket ederek alegorik
bir anlatımla yeryüzündeki güçlüler, süpergüçler ve yaptıkları, sömürü
vurgulanır. Bunları da ancak büyükler yorumlayabilir. Fantastik masal,
kahramanları hayvan olunca çocuğun da dikkatini çeker. Onun masallarında
“aslan enli bir ağaca sırtını verir, piposunu yakar”2,
çalışanları izler. Yeryüzünün süpergüçleri de böyledir: Irak’ta
insanları birbirine kırdırır, geriden seyreder. Yürek Dede örnek
alınacak bir kişiliktir. Motorlukuş bilinçsizce teknoloji ithal edip
sömürgeleşen bir ulusun sembolüdür; dışa bağımlı ithal teknolojinin
eleştirisi yapılır. Motor takınan bir kırlangıca şu sözlerle seslenir:
“Motor bedava. Ama yedek parça kan pahası, kaptırdın mı kuyruğunu ha!”3.
“Söylediklerini hangi düzeydeki çocuk anlayabilir?” sorusu Zarifoğlu
okunurken göz önünde bulundurulması gereken bir sorudur. Onun
masallarını okutan, çocuğun hayal dünyasına seslenen bir uzam ortaya
koyabilmesidir.
Zarifoğlu, kendisine çocuk edebiyatı ile ilgisinin nereden
kaynaklandığını soran Akif İnan’a şöyle cevap verir: “Siz bir
yazarsanız, tıpkı büyüklere yazar gibi aynı ciddiyet ve önemle çocuklara
da yönelebilirsiniz. İdeolojik bir ciddiyet ve önemle demek istiyorum.
Burada gözden kaçmaması gereken bir husus var. Büyüklere yazdığınız
zaman bu sadece büyükler içindir. Ama çocuklara diye yazarsanız bu aynı
zamanda büyükler için olur. Çocuk kitaplarının okuyucularının yüzde
ellisinden fazlasının büyükler olduğunu sanıyorum”4.
Zarifoğlu’nun masallarında her biri
üzerinde düşünülecek, yazılar yazılabilecek, edebiyat ve kompozisyon
derslerinde başlık olabilecek çok sayıda sözce var. Şöyle der:
“Güzelliği görmek her zaman mümkün değil. Bakmasını bilmek gerek.” (…)
“Güzellik uykuyu bırakıp bakınca görülebilir”5.
Cahit Zarifoğlu sabahın muhteşem sessizliği içinde düşünmeyi sever;
sabahın sessizliğinde namazdan gelen insanın adımlarını sever. Kuşları
da erken uyandırır; sabah serinliğindeki çiçekler daha bir güzeldir.
Güneş yükseldikçe bu çiçekler solar. “Güneş doğduktan sonra gözlerini
açanlar için geçen her dakika güzelliği anlamak için kaybedilmiş
olacak”tır. “Kuşlar, horozlar, yararlı bütün yaratıklar ve Müslümanlar
herhâlde bunun için daima güneş doğmadan kalkıyorlar”6.
Zarifoğlu, masallarında insanlara “midelerinden önce
Allah’ı düşünmeyi” önerir. “Helâl ekmek peşinde koşmak”tan7 hem
şiirlerinde hem masallarında söz eder. Kartalların arasında,
ağaçkakanların, serçekuşların, motorlu kuşların, karıncıların,
çiçeklerin, kertenkelelerin, yılanların, eşinen tavukların, leyleklerin,
geyiklerin arasında dua eder.
“…ah şu yalnızlık / kemik gibi / ne yanına dönsen batar”
(Menziller) diyen Zarifoğlu; hesabı, hesap vereceğini unutmayan adamdır.
Arif Ay, Hece’nin 123. sayısında kendisiyle yapılan bir
söyleşide soruyordu: “İnsanlar bir eli kulağında, çarşıda, pazarda,
arabada, şurda burda cep telefonuyla konuşuyor. Ne konuşuyorlar Allah
aşkına… Yüz yüze konuşamazlar mı?” Arif Ay bu soruyu büyüklere
soruyordu. Küçüklere de sorulabilir aynı soru: “Bu çocuklar ellerinde
bir cep telefonu, sağa sola eğrilerek doğrularak ne yapıyorlar? Gidip
gerçekten oyun oynamak yerine nelerle uğraşıyorlar?
Son günlerinde “çocuklarınızı üzmeyin, gönüllerini hoş
tutun, kadınlarınıza gülümseyin”8 diyen
Zarifoğlu çocuklara, içinde çocukluğu unutmamış yetişkinle bugün de çok
şeyler söylüyor.
1 M.R.ŞİRİN, “Yetişkinlerin Çocuk Yazarı Olmak”,
Çocuklarımızla Atlara Biniyorduk, Beyan Yay. İstanbul, 2006, s.15.
2 C.ZARİFOĞLU, “Katıraslan” Çocuklarımızla Atlara Biniyorduk
içinde, Beyan Yay. İstanbul, 2006, s.104.
3 C.ZARİFOĞLU, “Motorlu Kuş” Çocuklarımızla Atlara
Biniyorduk içinde, Beyan Yay. İstanbul, 2006, s.300.
4 A. İNAN, “Cahit Zarifoğlu ile Konuşmalar”, Mavera,
İstanbul, Eylül 1987, Sayı: 129.
5 C.ZARİFOĞLU, “Serçekuş”, Çocuklarımızla Atlara Biniyorduk
içinde, Beyan Yay. İstanbul, 2006, s.24.
6 C.ZARFOĞLU, agy. s.24.
7 C.ZARİFOĞLU, agy, s.39.
8 İ.KILLIOĞLU, “Sanat ve Hayat”, Mavera, İstanbul, Eylül,
1987, Sayı: 129. |