|
SUAVİ KEMAL YAZGIÇ
TANITIM ELEŞTİRİYE DÜŞMAN
Kitap tanıtım yazıları bir sektör olmaya doğru evriliyor.
Çünkü yayınevleri ve yazarlar eleştiriyi değil tanıtımı talep ediyorlar.
Kitabın isminiden, arka kapak yazısından yahut içindeki bazı
temalarından yola çıkılarak kaleme alınmış; birbirine çok benzeyen
tanıtım yazıları gazeteleri, dergileri, kitap eklerini istila ediyor.
Onların istilasına paralel olarak klişeleşme, yüzeyselleşme, sığlaşma
başlıyor ister istemez…
Üstelik zaten az yer verilen eleştiri iyiden iyiye derkenar
kalıyor bu tutum sebebiyle. Düşünsel temelleri olan sahih bir eleştiriyi
kimse talep etmiyor. Eleştiri kelimesi sanki sövgü ile eşanlamlı gibi
kullanılıyor maalesef. Halbuki tanıtım kelimesinin övgü ile eşanlamlı
kullanılması ne kadar yanlış ise (Reklam demiyorum. O ayrı bir şey.)
eleştirinin de hakaret gibi gösterilmesi o denli tehlikeli. Kritik
etmekten vazgeçen, neyin ne olduğunu, ne olmadığını tartmaya, tartışmaya
yanaşılmayan bir edebiyat ortamında “değer”in ne anlamı olabilir ki?
Ancak tanıtım yazıları sadece
sağlıklı bir eleştiri mekanizmasına değil, yayıncılığa da hatta
tanıtılan yazarlara da zarar veriyor. Çünkü bütün edebiyat bir
güncelliğe hapsoluyor. Yeni çıkan kitaplardan ibaret bir faaliyete
dönüşüyor edebiyat. Geçmişte yayınlanan kitaplar olmuş bitmiş,
tamamlanmış ve ölmüş bir selüloz yığını gibi anlaşılıyor. Varsa yoksa
güncel, popüler kitaplarda kalıyor. Klasik olan, klas olan değil
tanıtılan öne çıkınca hafızasız bir faaliyete dönüşüyor edebiyat.
Kitap tanıtım yazıları elbette gereksiz, gerekçesiz
metinler değil ama sağlıklı işleyen bir eleştiri mekanizmasının
yedeğinde olduğu sürece anlamını koruyan bir faaliyet olabilir. eleştiri
aslolmaktan ne kadar çıkar ve yerini tanıtım yazılarına bırakırsa
yozlaşma o derece edebiyata hakim olur. Güncele hapsolmak ise ne yazarın
ne de yayınevinin ayakta kalmasını sağlar. Tanıtım yazılarını yeterli
gören bir yayınevi de yazar da namlusunu kendi geleceğine yöneltmiş
demektir.
Tanıtım yazılarının bir fonsiyonu da okuru maniple etmesi.
Okuru değil esasen tüketici daha doğrusu yayınlanan kitabın bir nesne
olarak pazarlanacağı piyasayı inşa etmesi. Nitekim Ahmet Oktay, Mesele
Dergisi’nde kendisiyle yapılan röportajda “Daha romanlar vb. piyasaya
çıkmadan, haklarında önceden yazılmış ‘eleştiriler’ yayınlanıyor. Yani
okurlara ‘alıcılara’ o kitapları nasıl okumaları gerektiği öğretiliyor.
Açık söylemek lazım, bu düpedüz ‘ideoloji üretimi’dir: yazınsal ideoloji
üretimi.” diyerek yaşadığımız vehametin boyutlarına işaret ediyor.
Tanıtım yazılarını yeterli görme ucuzculuğu ise bir
zamanlar Yeşilçam’ın yaptığı ve Türkiye’de sinema sanatının “devredışı”
kalmasıyla sonuçlanan ucuzculuğu hatırlatıyor ister, istemez. Yani tatlı
kârın acı meyvelerini yemek zorunda kalacağımız günlerin çok da uzak
olmadığını düşünüyorum.
Üstünde konuşulacak, tartışılacak ve yeni eserlere imza
atılacak eleştirel bir zemin inşa edilmediği sürece edebiyatın da,
yayıncılığın da atalete mahkûm olması kaçınılmaz. O zemin elbet ilelebed
payidar kalmaz. Zaman içinde farklı yaklaşımlarla yepyeni açılımlara,
yepyeni eleştirel zeminlere ulaşılabilir. Ancak “tanıtım” yazıları ile
iktifa eden bir edebi atmosferde ne yazara ne yayıncıya ne de okura yeni
ufuklar kazandırabilir… |