[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

NECİP TOSUN

 

KADROLU ELEŞTİRMENLİK

 

Günümüzde, edebiyat dünyasındaki en büyük yozlaşma “eleştiri” kurumunda yaşanıyor. Çünkü edebiyat odaklı, sadece estetik değerlerin ölçüt olduğu, emeğe yaslı, sansürsüz, nitelikli eleştiri piyasadan çoktan çekildi. Artık eleştiri, “yayınevi pazarlamacılığı”, “çete savaşları”, “yıldız eleştirmenliği” ve “dost ahbap ilişkileri” çevresinde dönüyor.

İçinde hiçbir keşif barındırmayan, çoğu baştan savma, acele, önyargılı ve emeksiz bu yazılar, ya yıkıcı, imha edici ya da övgüye yaslı bir özellik taşıyor. Metni anlamaya, çözümlemeye çalışan, tek ölçünün “estetik değer” olduğu eleştiriler gözden düştü. Özellikle gazetelerin kitap ekleri ve çete dergileri bu eleştiri anlayışının gözlendiği yerler. Kitap tanıtma yazısı ve söyleşilerle gelen bir dizi “tanıtım projeleriyle” ya da şahsi, öfkeli, kindar yaklaşımlarla eleştiri kurumu kullanılıyor.

Eleştiride ilk dikkat çeken anlayış “yıldız eleştirmenliği” kurumu. Yani kadrolu eleştirmenlik. Artık her yıldız yazarın bir kadrolu eleştirmeni var. O yazarın kitabı çıktığında bildik isimlerin eleştiri yazıları birbiri ardına ortalığa dökülüveriyor. Aynı yazar ve kitap hakkında onlarca yazı yazılıyor.

Diğer bir tavır da “yayınevi pazarlamacılığı.” Yayınevleri boy boy ilanlarla yıldızlarını takdim ediyorlar. Peşlerinden yıldız avcısı eleştirmenler geliyor. Eleştirmenler yayınevlerinin, ajansların işini kolaylaştıran bir işlev görüyorlar. Yayınevleri, yıldızlar ve eleştirmenler bu tanıtım projesinin bir parçası. Yayınevi kitabını satıyor, yıldız gündeme geliyor. Peki eleştirmen niye bunun içinde? Eleştirmen yıldız eleştirmenliği ile öncelikle hem okunmayı garanti ediyor hem de risksiz bir zar atmış oluyor. Buna biraz da eleştirmenin medyada parlatılan yıldızın ışığından yararlanma amacı da diyebiliriz. Öte yandan eleştiri şimdilerde sadece okura dönük bir tanıtım faaliyeti olarak algılandığı için olumsuz bir eleştiriye ne sektörün ne da yazarın tahammülü var. Olumsuz bir eleştiri, yazarının her iki kesim tarafından (yazar ve yayınevi) aforoz edilmesine neden oluyor. Eleştirmen de bunu göze alamıyor. Bu tutumu edebiyat dünyasında var olmanın bir gereği sanıyor. Oysa yıldızlara tutunup var olmaya, onun ününden yararlanmaya çalışan eleştirmenler böylece kendilerini acıklı bir hâle düşürdüklerinin farkına bile varamıyorlar.

Yıldız eleştirmenliği dışında bir de “çete eleştirmenliği” yapılıyor. Çete dergilerinde, ya intikam duygusuyla yazarı ve kitabı imha etmek ya da dostluk duygusuyla yazarı ve kitabı körü körüne yüceltmek amacıyla eleştiri yazıları kaleme alınıyor. Özellikle şairlerin ve öykücülerin eleştiri yazılarında bu çete yaklaşımı baskın bir anlayış olarak ortaya çıkıyor. Bu çeteler, kendilerinden uzaklaşan yazarları acımasızca mahkum ediyor, kendilerine yaklaşanları ise göklere yükseltiyorlar. Böylece eleştiri, narsist, megaloman yazarların, şairlerin elinde tehlikeli bir silaha dönüşüyor. (Şairler ve öykücülerin son yıllarda niçin üründen çok eleştiri yazıları kaleme aldıkları ayrıca incelenmeye değer.)

Bu anlamda piyasadaki her eleştiri/tanıtma yazısının gösterdiği adresi kolayca bulmamız, yazı gerekçesini net bir şekilde ortaya koymamız mümkün. Yani açıkça mektup yazılıyor. Ama kimse adressiz mektup yazmıyor, her şey, bir hesap, plan, proje dahilinde gerçekleşiyor.

Peki bütün bu anlatılanlar ışığında, “Ülkemizde eleştiri yok, yazdıklarıma ilişkin iyi bir eleştiriye rastlayamadım” diyen bir şairi/öykücüyü/romancıyı nasıl anlamalıyız?

Gerçekten iyi bir eleştirmen mi arıyor, yazdıklarının değerini mi merak ediyor, yoksa “kafama göre bir eleştirmen” bulamadım mı demek istiyor?

Mevcut edebiyat ortamına bakılırsa, yazarın bu sözleriyle “adımı parlatacak, her yazdığımı alkışlayacak, beni olduğumdan daha parlak gösterecek kadrolu bir eleştirmen bulamadım” demek istiyor aslında. Kendi eseriyle ilgili eleştiri yazısında bir nesnellik, edebi ölçüt beklemiyor. Eleştirmenden, açık açık kişisel ve duygusal olmasını bekliyor. Kendisini anlamasını, hakkıyla değerlendirmesini değil, övmesini istiyor, az bile söylemişsin diyor, pek çok numaramı görmemişsin bile.

Eğer edebi ölçülerin her şeyin üstünde olduğu sağlıklı bir edebiyat ortamında bulunuyor olsaydık bu talebi ayıplayabilirdik. Ne yazık ki eleştiri kurumunun günümüzdeki hâli düşünüldüğünde bu talebi mazur gösterecek bir durum var ortada. Çünkü en kestirme yaklaşımla bu edebiyat ortamında bir yazarın var olabilmesi için bir eleştirmene, kendine ait bir eleştirmene, yani daha açık söylersek kadrolu bir eleştirmene ihtiyacı var.

Şunu demek istiyoruz; topyekün bir kirlenmenin, yozlaşmanın yaşandığı bir ortamda “kafama göre bir eleştirmen bulamadım” diyen bir yazara kızamıyoruz bile.

Ama sıkıntı tam da burada başlıyor: Bu ülkede her yazara bir eleştirmen düşmüyor. Çünkü kadrolar dolu.

Oysa, anlık, zamansal dönemler hariç, hiçbir “güzelleme eleştirisi” kötü bir kitabı edebiyat dünyasına sokmayı başaramamış, geleceğe aktaramamıştır. Hiçbir “olumsuz eleştiri” yazısı da iyi bir kitabı edebiyat dünyasından silememiştir. Bütün bunlarla eleştiri etkisizdir demiyorum ama uzun vadede belirleyici değildir diyorum.

Ben eleştiri konusunda yaşadığımız olumsuzlukların nedeninin edebi olmaktan ziyade ahlaki olduğu görüşüne yatkınım. Belki buna yazınsal ahlak düşüklüğü demek daha doğru olur.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.