[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

NECATİ MERT

METAFOR DENİLEN SAÇMA

 Yunus has şair. Misli bulunmaz usta. Dindar da. Ne ki saçmaları da var. Sözgelimi herkeslerin bildiği şathiye. İlk beyti şöyle: “Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü/Bostan ıssı kakıyıp, der ne yersin kozumu”

Erik dalında üzümün ne işi? Diyelim, aklı kıt biridir eriğe çıkan, yediğini üzüm sanmaktadır. Ama bostanın sahibi de mi akılca noksan? Nedir bostan? Kavun, karpuz tarlası. İyi de bostandan söz edilmiyor ki. Üstüne bir de şunu diyor sahip: “Kozumu niçin yersin?” Koz dediği, ceviz.

Çıkabilirsen çık işin içinden! Akla da mantığa da sığar yanı yok bunun.

Ama Yunus söylemiş ya keramet yakıştırılıyor. Yakıştıranlardan biri de 17. yüzyıl şairlerinden Malatya doğumlu Niyazi-i Mısrî. Mutasavvıf. Halvetî. Bu tarikatın Niyazîye/Mısrîye kolunu da kurmuş bir mürşit.

Ona göre erik, üzüm ve ceviz ile şeriat, tarikat ve hakikat anlatılmakta imiş. Şöyle ki eriğin dışını yer, içini yemez, atarız. “Amelin zahirine misaldir” bu. Yani ibadetin şekliyle ilgilidir. Özsüzdür. Üzüm böyle değil. Üzüm batın’dır. İçtir. Üzüm yenir hem de üzümden envai nimet: sucuk, köfte, pekmez, turşu, sirke… yapılır. Özü güçlüdür üzümün. De minik de olsa çekirdeğini unutmamalı. Atarız. İşte buncacık şey hakikatten engeller insanı, tarikatta tutar. Hakikatin teşbihi cevizdir. Dışı yenmez cevizin. Atılır. Ama içinde “asla yabana atılacak bir şey yoktur.” Artı olarak, ceviz “nice marazlara ve illetlere şifa hasıl olur.”

Erik dalında üzüm olmaz, elbette. Üzüm isteyen, asmaya gider. Şeriat, tarikat, hakikat için de geçerli bu. İbadetini şeklen öğrenmek isteyen, şeriata ve fıkıh kitaplarına gitmeli. İbadetinin özüne ermek isteyen de bir mürşide başvurmalı ve tarikatına girmeli. Daha ötesi, yani hakikat ise ancak mürşid-i kâmil’le mümkün.

Bunlar karıştırılmaya gelmez. Bir kimesne, ibadetini ancak şeklen yerine getirmekteyken ibadetin öteki anlamlarına da erdiğini söylediğinde erik dalında üzüm yediğini söylemiş gibi olur. Oysa yemesi imkânsızdır. Beyitteki bostancı, “mürşid-i kâmil” olup cahile “Ne yersin kozumu?” demesiyle bunu anlatır.

Bu gazel 13 beyit. Ve Niyazi-i Mısrî her beyit için böyle ayrıntılı dil dökmüş. Okuduğunda şaşıyor insan. Her dediği burada olduğu gibi yerli yerine oturuyor. Diyeceğim, şerhinde hiçbir boşluk yok. Amma Yunus lafı hiç eğip bükmeden, örneğin “Şeriattan tarikat, tarikattan hakikat öğrenilmez” diyeydi ya. Diyeydi de Niyazi-i Mısrî’yi de biz yorgunları da yokuşa sürmeyeydi ya.

Yunus eğri büğrü söylemiş. Eğretileme yapmış. Eski dille istiare. Frenkçesi metafor bunun. Özeti, bir şeyi bir başka şeyin yerine koyup öyle anlatmak. Şart mı bu? Şart mı “Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü/Bostan ıssı kakıyıp, der ne yersin kozumu” demek?

Şair işte, lafı dolandıracak. Pasını esirgeyen futbolcu gibi oynayacak, dilin belini getirecek. Tevekkeli, şairler için yalancı demiyorlar. Fuzûlî’nin sözü meşhur: “Ger derse Fuzûlî güzellerde vefa var/Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.”

Bir yalan da Nâzım’dan. Diyor ki: “Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz.” Hoppala! Ya şu: “Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.” Canım karar ver: Deniz mi, ceviz mi? Sonrası ise yakalanır gibi değil: “Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var./Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a./Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım./Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u./Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.” Nâzım’ın iyice uçtuğu yer de şurası: “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda./Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”

Hiç olur mu? Mümkünü var mı? Akla, mantığa sığmakta mı bu sözler?

Sanırım cetvele, geometriye gelmeyen sözlere şiir diyorlar. Ama ben –neden yalan söyleyeyim- şiirin bir Anayasa cümlesi kadar, sözgelimi “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. Başkenti Ankara’dır” gibi düz, dümdüz olmasından yanayım. Ölçülebilmeli şiir. Tartılabilmeli. Sayıya vurulabilmeli. Kesin olmalı. Ve fennî.

Hâsılı, şiirin dalına çıktığımda gönye kullanabilmeliyim.

Bu yüzden sorarım: Nâzım, ceviz ağacı kıyafetine girip Gülhane’ye tebdil gelmiş olamaz mı acep?

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.