[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

KÖKSAL ALVER 

KONUŞMAK YORAR 

Konuşmanın hayatı kurduğu, hayatı sürüklediği bilinir. Konuşma olmayınca, söz bitince hayatî olanın da insandan çekildiği görülür. Konuşmanın hayatın eşiği olduğu söylenmeli; o eşikten girilmeyince hayatın direklerinin çakılamayacağı, hayat merdiveninin çıkılamayacağı ifade edilmeli. Konuşmanın paylaşmak olduğu, sözü ulaştırma kanalı olduğu bir gerçektir. Kendinde olanı başkasına vermenin, başkasına bir sözü, bir düşünceyi sunmanın yoludur konuşmak. Elbette konuşmak, sadece hayatın ve iletişimin eşiği olmakla sınırlanmıyor. İnsanın her şeyi içinde taşıyamadığı, taşımaya kalkıştığında boğulduğu, daraldığı bilinen bir yönüdür. Bu manada konuşmak vazgeçilmezdir; insanın en yalın, en tabii hallerinden bir hal olup insan olmanın bir gereği olarak ortaya çıkar.

Konuşmak sözü açığa çıkarır. Zihinde, gönülde saklanmış olanı, içte büyütülmüş olanı aşikar kılar. Söze yol veren, sözün yolunu açan konuşmak, söz ile beslenmektedir; sözü azık bilmektedir. Söz olmayınca, yani anlamlı seslerin yokluğunda, konuşmak neyi halleder? Konuşmanın neden yorduğu, insanı nasıl ağır bir yükün altına soktuğu doğrudan söz ile ilgilidir. Söz ağırdır çünkü; söz yüktür, yüklüdür. Söz anlam ile yüklüdür, anlamı taşımaktadır.

Anlam ile yüklenen söz, elbette niyete göre orta yere serpilmektedir. Böylece niyetler kadar farklı sözlerin de varlığı etrafı kuşatmaktadır. Söz (tıpkı konuşmak gibi) açığa çıkardığı gibi örter de; gerçeğe ulaştırdığı gibi aldatır da. Cansuyu olduğu gibi boğar da. Yalpalayan, nerede karar kılacağı bilinmeyen bir hal arzeder. Bundan olsa gerek ki, sözün amel ile, niyet ile, yaşamak ile sağlaması yapılır. Ve o sözün hakikatte ne olduğu böylece anlaşılır. Sağlaması yapılana kadar söz seyyaldir, değişkendir, güvensizdir. Ancak sağlaması yapıldıktan sonra kendisi de bir hakikat halini alabilir. Söz amelle, eylemle tartılır. Terazi hayattır. Sözün değeri, ağırlığı hayat terazisinde belli olur. Teraziye çıkmamış söz ne kadar da pervasızdır; güçlüdür, acımasızdır, yıkıcı ve kıyıcıdır. Önünü ne gelirse alıp götüren bir sel gibidir. Bir kasırgadır her şeyi bir solukta uçuran, yıkan. Ancak terazi ile söz yerini bulur, dengeye kavuşur, gerçek yatağını bulur. Asıl güç böylece sağlanır, asıl akım böylece ortaya çıkar. Söz gücünü teraziye çıkmış olmasından alır aslında. Yani hayatta ve hayatla sınanmasından sonra.

Konuşmak, açığa vurmanın yanında kapatmaktır da. Hakikati söz ile kapatma girişimidir. Bundan olsa gerek, çok konuşmağa ve çok konuşana iyi bakılmaz. Çok konuşanın çok hata yapmasından ötürüdür bu olumsuzlama. Bir de asıl olanın yolunu kapatmasından. Oysa aslolan hakikate varmadır, hakikati aramadır; oyalanma değil. Konuşma, bir akıştır; sürekli sözün devrede olmasıdır. Bir hakimiyettir, bir iktidar kurmadır. O anı, o andaki hayatı kuşatmadır. O anı söz ile doldurmadır. Sözün açtığı kanaldan, kulvardan ilerleme zorunluluğudur. Menzile varılacak yolun hakimane bir edayla işaretlenmesidir. Başka yolları, başka kulvarları ve soruları sanki kapatmadır. Oysa hakikate varmak için konuşmanın, sözün düşünme ile, tefekkür ile ve elbette hayat ile sağlamasının yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Aksi takdirde konuşma o ana yığılan, bir anlık etki yaratan bir tomar sözden başka bir şey değildir.

Konuşmanın olumsuzlanmasında ve belli bir sınırda tutulmasında elbette hikmetler vardır. Konuşmak eğer kimi zaman örtü ise, hem gerçeği hem iç-konuşmanın önünü kapattığı söylenebilir. Söze boğulan bir ortamda, iç-konuşmanın yani tefekkürün varlığı tehlikeye düşer. Susmak, dinlemek, az-konuşmak, öz-konuşmak tamamen hikmete dönüktür. Asıl olanın kavranması gerektiğini hatırlatmadır. Asıl yolu çizmedir. Susup düşünmek konuşup durmaktan daha evladır; konuşmak artık sınır tanımaz bir düzleme ulaştığında. Ağız diline kilit vurup gönül dilini devreye sokmak kaçınılmaz bir ödev olmuştur, konuşmanın muktedir olup hakikati örtmeye başladığı zamanlarda. Bu bir sınır bilinciyle hareket etmeyi gerektirir. Konuşmanın bir sınırının, susmanın, dinlemenin, düşünmenin, eylemin bir sınırının, bir çerçevesinin olduğu bilincine muhtaçtır insan. Aksi taktirde sınırsızlık ve başıboş özgürlük ortamında hikmet yitirilmiş ve bir daha bulunamayacak bir hazine olacaktır.

Konuşmak yorar. Çünkü konuşmak insanın sonu gelmez iştah ve hırsının gıdasıdır. Konuşmak yorar ve insanı yorgun kılar, bitap eder. Konuşmak insanı dolaştırır; hep kenarlarda, hep sınırlarda gezdirir. Merkezin ve asıl olanın etrafında cirit attırır. Sanki insanın oyalanıp durduğu bir oyuncak halini alır. İnsan mı oyuncak olur yoksa konuşmak mı o da tam belli olmaz.

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:21.