-


-
| |
|
.
VEYSELÇOLAK
NÂZIM HİKMET: KÜLTÜR ATLASI…
Bazı yaşamlar, ait oldukları ülkelerin kültürel, politik, etik,
estetik… tarihlerini içerir ve açıklar. Nâzım Hikmet’in yaşam ve
sanatına bu açıdan bakılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Ona
ilişkin yapılacak her değerlendirme için salıklı bir bakış açısı
olabilir bu. Şiirleri, tiyatroları, romanları, sanat yazılır,
senaryoları, mektupları; hatta resimleri, çevirileri… irdelendiğinde;
politikası, sanatı, etik, estetik aranışları karşılayan bir kültür
atlasıyla karşılaşılmış olunur.
Dil açısından bakıldığında, Türkçe’nin dünyadaki onurudur Nâzım
Hikmet. Anadilinin o süt tadı vardır kullandığı Türkçe’de. Yunus
Emre’ninki kadar yalın ve insan kokuşludur. Elbette, ondaki dil,
bilinçle de örtüşmektedir. Bu özellik, onu yurt ve halk sevgisiyle
buluşturacaktır. İşte bu ilişkilenme, onun ideolojik yapılanmasını
da belirlemeye koyulacaktır. Anlaşılacağı üzere Nâzım Hikmet, sanat
ve politik kavrayışıyla Türkiyelidir. Bu bağlamda araştırıldığında,
onun geleneğe bakışı ve ondan yararlanışı da açıklık kazanır. Karşı
çıkmanın geleneğe dahil olma anlamına geldiğini çok iyi bilir ve
bunun gereğini yapar. Ona göre gelenek, yok sayılacak kültürel bir
birikim değil; dönüştürülecek ulusal kültürel bir birikimdir.
Oğuzlardan bu yana Türk kültürünün ve Doğu kültürünün somut
örneklerini bütün yapıtlarında bulmak olasıdır. Bir bakarsınız,
gelişen yaşamın zenginliği karşısında hece şiirinin olanaklarının
yetersiz kalacağını söylerken; yeri geldiğinde hece ölçüsüne;
putları yıkmak için onca savaşım vermesine karşın aruz ölçüsüne baş
vurmakta hiçbir sakınca görmez. Gazali’ yle ilişkilenecektir.
Türkülere özenle yaklaşacaktır, onlarda küçük değişiklikler yaparak
yeni bir şiir niteliği kazandıracaktır her birine. Gene Türk
destanlarından, masallarından, menkıbelerinden, dini kitaplardan (Kuran’dan),
belirgin izler bulabilirsiniz şiirlerinde. Neşideler Neşide’sine
uzandığını görebilirsiniz bir çalışmasında. Uğramadığı atasözü,
deyim yok gibidir. Bu anlamda, Türk dilini yağmaladığı, diğer
şairlere pek bir şey bırakmadığı bile düşünülebilir. Bugün Nâzım
Hikmet şiirinin biricik oluşunun nedeni de budur. Kim onu izlemeye
kalkarsa kalsın, onun bir türevi olmaktan kurtulamamaktadır. Bu
nedenle, ondan sonra şair olmak kolay bir iş değildir. Garip ve
İkinci Yeni şiir aranışlarını başlatan etkenlerden biri olduğunu
düşünmek yanlış olmaz.
Nâzım Hikmet’in diğer sanat disiplinlerini de hiçbir zaman
boşlamadığı da açıktır. Sinemaya, tiyatroya, plastik sanatlara,
masal ve destanlara verdiği önem; şiirinin gövdeleşmesini
sağlamıştır ona. Şiirlerinde destan, roman, öykü, masal, tiyatro,
senaryo… tadı bulunuşunun nedeni de budur. Birçok şiirindeki düz
anlatım (nesir) tutumu, şiirin olanaklarının sonuna kadar
geliştirilmesini sağlamış; yeni açılımların öncülüğünü yapmıştır,
denilebilir. Böylesine bir yaşam ve sanat yapılanması, Nâzım
Hikmet’in geleceği gözeten bir görgü oluşturmasından başka bir şey
değildir. O, belki de en çok bu açıdan değerlendirilmeli, bu açıdan
ondan yararlanılmalıdır. Dünya kültürünün öğrencisi, geleneksel
ustaların çırağı olurken; bilenin bilmeyene olan borcunu da hiç
unutmamıştır. Bu kavrayışla olsa gerek, kendine benzer şiirler yazan
Orhan Kemal’i romana, öyküye yönlendirişi. Kemal Tahir’in içten ve
yapıcı eleştirmeni oluşu. İbrahim Balaban’ı sahiplenişi. Dergileri
izleyip gençleri heveslendirişi. Arif Damar, Attila İlhan ve Ahmet
Arif’in şiirlerini okuyup “Aşk olsun delikanlılara.” diyen o değil
mi? Günümüzde benzer tutumların olmayışı Nâzım Hikmet’in içtenliğini
daha anlamlı kılıyor.
Bilimsel dünya görüşüne sahip bir şairin, politik bir kimliğin
kendisidir Nâzım Hikmet. Diline, kültürüne, ulusuna ve insanın,
dünyanın geleceğine adanmış bir yaşamın öznesidir. Edinilmesi
gereken sanatsal ve politik görgünün örneklerini koymuştur ortaya.
Onca bağlı olduğu dilinden, kültüründen, halkından, toprağından…
uzakta, bir özleme gömülü olsa da içerdedir Nâzım Hikmet,
Türkiye’dedir.
|
|