|
.
CELÂL FEDAİ
1980
SONRASI ŞİİR ÜZERİNDE KUŞ UÇUŞU:
ŞİİR, ŞİİR
SÜSÜ İÇİNDE KALIP TÜKENECEK Mİ?
Şiirimizin gelişim sürecinin her döneminde, özellikle de
Tanzimat’la başlayan evreden bu güne farklı şiir eğilimlerinin varlığı
hep olmuştur. Bu eğilimlerin kimi sorunlar taşıması ise doğaldır. Zaten
bir hususa, bir yöne, bir varlığa eğilmek özü gereği sorunludur. Eğilim
göstermek emek isteyecek ve sonunda emeğin karşılığı daha sarih bir
görme, bir vuzuha kavuşma ile neticelenebilecektir. Şiirde de aynı durum
söz konusudur. Ancak izahını uzatabileceğimiz tüm bu doğallıkta bir
büyük problem var. Bizim tarihimiz kendi yazgısını benimseyip sevmenin
bir tarihi olamıyor nicedir. Görmek üzere eğilen değil eğdirilen bir
başa sahibiz. Aksini söyleyenler elbette çok olacaktır. Çünkü olan onur
kırıcıdır.
Kendi yazgımızı benimseyip sevmememizin sorunları en iyi
siyasetimizde görülebilir ama şiirimiz söz konusu olduğunda gülüp geçmek
daha bir gereklilik olur. Neticede kendi tarihi yazgısını benimsemeyen,
birçok yöne başı eğdirilip duran ama sonra da kalkıp kendi eğildiğine
vehmeden bir toplumda halinin bilincinde birileri vardır. O birileri ise
ister şiir yazsın ister yerleri süpürsün şairdir. Biz bir zamanlar şiir
gibi yaşayabilen bir millet imişiz. Sadece bizim değil başka milletlerin
de böyle oldukları apaçık. Olmayanların da tek derdi böyle olmakmış
vaktiyle. Ne var ki I. ve II. Paylaşım Savaşları ardından şekillenen
dünya örgütlenmesi, milletlerin hayatlarından şiirselliği çıkardı. Oysa
daha 1880’lerde çıkarılacak olanın ne olacağını gören modern şairler bir
mücadeleye girişmişler idi. Modern şiirin de içinde bulunmaktan
memnuniyet duyduğu modern sanat anlayışı, adına modern hayat denen bu
şiirselliğini yitirmiş algıya en güzel karşılığı onu ve onun yarattığı
insan tipini dışlayarak vermişti. Artaud tiyatrosundan Celan şiirine
değin hemen her modern girişim, modern hayata ve onun bunamaya doğru
giden insanlarına karşı bir eylemdi aynı zamanda. Ama bu onurlu
girişimler II. Paylaşım Savaşı sonrasında yerini uzlaşma tekliflerine
bıraktı. Uzlaşma tekliflerinden sonra ise 1990’larla, Doğu Bloku’nun
dağılmasıyla birlikte yalvarmalar hatta yaltaklanmalar geldi. Tüm bunlar
modern şiirin, modern sonrası hayatta yer bulmak uğruna şairleri
tarafından feshedilmesi demekti. Ama işe bakın ki bunu yapan şairler
şiirlerinin modern şiirin uzantısı olduğunu deklare etmekten hiç mi hiç
geri durmadılar. 1980 öncesinde çıkarılan Oluşum dergisi ile 1980
sonrasında hemen hemen aynı ekip tarafından çıkarılan Gergedan
dergilerine bakın demek istediğim anlaşılabilecektir. Snobluk, dandilik,
avangardlık modern olmaya yeter sayıldı şairlerce, entelektüellerce.
Bu dediklerim bizim tarihimizde şiirimiz açısından 1980’lere
denk düştü. 1960’ların ikinci yarısının ve 1970’lerin siyasallaşmaya
olan hevesleri sonucunda törpülenişleri, 1980’lerin şairlerini
siyasetten uzak tuttu. Bu onlar için evvelce olup bitenleri
değerlendirme fırsatı idi. Dışlanan geleneğe yeniden eğilebilirlerdi.
Yeni arayışlar olabilirdi. Şiirdeki, hayattaki kutuplaşmalar ortadan
kalkabilirdi. Tüm bu imkânlar 1980’ler boyunca denendi de. Ancak
1980’ler bu imkânları denerken William Blake’in Milton’unda dile
getirdiği şu arzuyla tutuşmuyorlardı: “Yanan altından yayımı getirin /
Oklarını getirin arzularımın / Mızrağımı! Ey Bulutlar açılın / Alevden
arabamı getirin bana” diyen Blake, şöyle devam ediyordu: “Bizler
İngiltere’nin bu güzel yeşil topraklarında ülkelerin en güzelini
kuruncaya dek, ne kafamla cedelleşmekten geri duracağım ne de kılıcım
elimde uyuklayacağım”1 Onların
tutuşmadıkları bu arzu siyasetçilerin şarlatanlıklarına kaldı ve içinde
yaşadığımız ülke kendi yazgısını benimsemekten çok daha uzağa düştü.
İnsanımız, Batıdaki yığınlaşmadan onu koruyan irfanını kaybetti.
Kendiliğinin peşinde olmak yerine gitgide yığınlaştı. Bu arada şiirimiz
şairlerinin kendi sentetik dünyaları için birer süs olmaklığını
ilerletiyordu. 1980 sonrasında Hilmi Yavuz’un etkisinde gelişen estetize
edilmiş şiir yönelimi, Türk şiir geleneğinde hep olan ve yukarıda Blake
örneği ile dile getirdiğim arzuyu bütünüyle terk etti. Üstelik de bunu
gelenekten yararlanma adına yaptı. Bu yönelim bana göre bugün de
şiirimizin damarlarındaki kanı pıhtılaştıran en ciddiyetsiz ama en
yaygın eğilimdir. Her türden mistisizme, özellikle de tasavvufa bir
kullanım nesnesi olarak bakar. Şairleri yapıtlarının acısını
çekmemiştir. Hüzünlüdürler ama hüzünlü oluşları, taşıyıcı bir anneden
çocuk sahibi olmaktan ileri gelir. Garip, steril bir nezaket ise bu
hüznün halesidir. Estetize edilmiş şiir yönelimi kolaycıdır ve bu yüzden
de takipçileri sayısızdır. Etkinliği de bundan kaynaklanır. Her yaştan
şair için iyi bir sığınaktır. Birbirlerinin bedenlerinin, temalarının
ısısıyla üşümekten alıkonurlar.
1980 sonrasında estetize edilmiş şiir yöneliminin türlü
eğilimleri söz konusu edilebilir. Dr. Baki Asiltürk, 1980 Kuşağı Türk
Şiirinin Poetikas2ı
adlı çalışmasında 1980 sonrasındaki eğilimleri sekiz başlıkta ele alıp
belli bir sistematik içinde ve emekle incelemiş. Asiltürk’ün gördüğü
eğilimlere verdiği adlandırmaları sıralamakta fayda var: “İmgeci Şiir,
Anlatımcı (Narrative) Şiir, Folklorik veya Mitolojik Şiir,
Mistik-Metafizikçi Şiir, Gelenekselci Şiir, Toplumcu Gerçekçi Şiir ve ‘Yenibütün’,
Beatnik-Marjinalci Şiir, Yeni Garipçi Şiir.” 1980 sonrası şiire ilişkin
bu adlandırmalar ve sorunları elbet konuşulacaktır. Ama bana göre burada
önemli olan husus, eğilimi ne olursa olsun şairin şiirini, şiir kılmaya
yönelmiş bir mükemmellik arayışında olmasıdır. Çünkü bu arayış ister
imgeciliğe yönelsin ister mitolojiye şiiri estetize etmeye, yani süse
indirgemeye karşıdır. Zaten estetize edilmiş şiir, Asiltürk’ün
sıraladığı eğilimlerin hepsine ilgi gösterir ve hepsinden süslemesi için
bir yordam değil bir eda alır. Bu bir yanıyla elbette önemli bir arayış
göstergesidir ama estetize edilmiş şiir yönelimi bunu, şiir kılınmaya
yönelmiş mükemmellik arayışının taşıdığı gibi ‘aslolan’ın anlamını
akılda tutarak değil de aslolanı tard ederek yapar. Aslolan ise şair
için bir kendilik meselesidir.
Şairin taşıması gereken kendilik arayışı onun içinden doğduğu
milletten başlayarak tüm yeryüzüne yayılır. Oysa artık insan teklerinin,
milletlerin kendilik arayışları küresel dünya insanı denen yeni bir
insan tipine feda edilmektedir. Bu insan tipi kötücüldür, bunaktır.
Gasset’in ‘Herkes’inin, Musil’in Niteliksiz Adam’ının, Heidegger’in ‘Das
Man’ının tehdidi bitmiş ve fakat hegemonyası başlamıştır. Geçtiğimiz
yüzyılın hemen başında bu insan tipinin tehdidini hisseden modern şiir,
insanın tükenmesi anlamına gelecek bu tehdide insan varoluşunun özüne
şiirle varmaktan vazgeçmeyerek bir karşılık vermişti. Karşılığın
ardından gelen avangart arayışların, yönelimlerin hepsinin derdi,
insanın, insan süsü içinde kalıp tükenmemesi idi. Modern şiir, şiirin,
şiir süsü içinde kalıp tükenmemesi için bir can havliydi. 1980 sonrası
şiirimizde modern şiirin bu hayati vasfının ona sağladığı (Asiltürk’ün
tasnifinde de görülen) estetik imkânlar bir mirasyedi edasıyla tüketildi
ama o hayati vasfın yitirilip yitirilmediği göz ardı edildi. Birkaç
istisna bir yana bırakılırsa hemen her eğilimden şairler, Türk şiiri
zemininde turfanda bir şiir yeşertmek yerine kendilerini modern sayarak
ya da geleneğe modern nazarlarla bakarak hayatiyet taşımayan, görüntüden
ibaret bir aksiyonun içinde yer aldılar. Yenilik ve ilerleme
düşüncesinin mahsulü ama onun bir başka ürünü olan modern hayata karşı
da en çetin mücadeleyi veren modern şiir, kendini yenileme endişesiyle
kendini yineler bir hale gelip donmuş ve böylelikle kendini feshetmişti.
Ama bırakın 1980’leri, 1990’lar bile (Sombahar dergisinden
izlenebileceği3 üzre)
modern şiiri etraflıca konuşarak bu cengâver ölüsünün peşinde oldukları
izlenimini vermeye çalıştılar. Boylu boyunca yatanın hatıralarda
yaşadığı belliydi ama o yatan ayakta gösteriliyordu. Konuşanlar da bu
sayede onun izinde oldukları havasını veriyorlardı. Tüm bunlar şiiri
türlü yollarla süsleme (estetize etme) yönelimini seçerek çeşitli
eğilimlere giden şairler eliyle gerçekleşti. Dünya görüşleri ne olursa
olsun, ister marjinallik ister gelenekçilik süsünde kendilerini
gizlesinler yaptıkları aynı idi. Modern şiir, “Modern şiir öldü, yaşasın
modern şiir!..” şiarıyla defnedilmeliydi. Ama bu, 1980 sonrasında
beliren ve yukarıda sıralanan eğilimlerin hiçbirince yapılamadı:
“Nitekim nicedir modern şiir anlayışı gereğince uğurlanıp
gömülmediğinden ötürü şiir bir zafiyet içindedir. Zafiyet içindedir
çünkü şairler velut bir ömür süren bu büyük ölünün nasıl defnedileceği
hususunda zaaf içindedirler. Şiir adına ortada dolanıp duran şeylerin
yaydığı kokudan da anlaşılacağı gibi ölüm çok önce vuku bulmuş ama
kraldan sonra ne yapacağını bilmeyen hanedan mensupları gibi olan
şairlerde bir kıpırtı yok. Çünkü modern zamanların şairleri,
kendilerinden önce gelen kuşakları öyle kolaylıkla harcadılar, öyle
gaddarca öldürdüler ki Cengiz Aytmatov’un roman kahramanı gibi ölülerini
nasıl gömeceklerini bilemez bir hale geldiler.”4
Bana göre hangi kuşaktan olursa olsun şiir yazmakla yüz yüze
gelen her şair, estetize edilmiş şiirin türlü yönelimleri ile şiir
kılınmaya yönelmiş mükemmellik arayışının kimi donlara bürünse de aynı
kalan özü arasında bir seçim yapmak durumundadır. Bu seçim onun
yazdıklarını etkileyerek belirleyecektir. Söz konusu olan 1980 sonrası
şiir olduğunda, bu yıllardan sonra gelişen Türk şiirinin temel sorununun,
modern şiiri uğurlayamamaktan, bu erki gösterememekten ötürü estetize
edilmiş şiir fantezisine kapılmak olduğunu düşünüyorum. Bu fanteziden
çıkmak bugün için de önümüzde bir mesele olarak durmaktadır ve modern
şiiri uğurlayamadıkça da bu mesele türlü eğilimler, yönelimler,
hareketler örüntüsü içinde şiirimizin ayaklarını birbirine bağlayıp
şairlerinin yürüme, koşma, oynama fantezisine okurlarını raptedecektir.
Bu görüntü aslında okurlardan, yani küresel dünya insanından şaire
geçmiş bir mızmızlığın, mıymıntılığın, ödlekliğin de resmidir.
1 William Blake, Milton, The Complete Poems, Penguen
English Poets, (Haz: Alicia Ostriker), s. 514.
2 Dr. Baki Asiltürk, 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası, İst.,
2006, 210 s.
3 Sombahar dergisi birçok bakımdan üzerinde durulması gereken
bir dergidir. Modern şiiri uzun uzun konuşmanın yanında bu şiirin 1990
sonrasındaki türlü örnekleri dergide kendine yer bulmuştur. Modern
şiirin konuşulduğu dosyalar için bkz. Sombahar, S. 10–12, Mart-Nisan
1992- Temmuz- Ağustos 1992.
4 Bu görüşlerin enine boyuna ele alındığı yazılar için bkz.,
Estetize Edilmiş Şiir, Estetize Edilmiş Şair: MerdivenŞiir, Eylül–Ekim
2006, S:10 ve Çenesindeki Sakala Güzellik Verir ya da Modern Şiiri
Uğurlamak Üzerine: MerdivenŞiir, Aralık–Ocak 2006, S:11. |