[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

ABDULLAH HARMANCI

ŞIRINGA

–––––––––––––––––––––––––––––––––––––––

O gün Civcivli Han’ın önünden geçerken Mesut’la karşılaşmasaydım, Söyler Tekstil’den Selçuklu Kulesi’ne kadar adımlamayacaktık.

Söyler Tekstil’den Selçuklu Kulesi’ne kadar adımlamasaydık, yanımız sıra bizi takip eden reklam panolarını ve bu panolarda göremediğimiz bir denize doğru dalışa geçmiş mayolu kadınlarla önümüz sıra bedenlerini sıkıştırdıkları kotları ve tişörtleri içimizi acıtan kızlara bakıp yutkunmayacaktık.

Yanımız sıra bizi takip eden reklam panolarını ve bu panolarda göremediğimiz bir denize doğru dalışa geçmiş mayolu kadınlarla önümüz sıra bedenlerini sıkıştırdıkları kotları ve tişörtleri içimizi acıtan kızlara bakıp yutkunmasaydık, Mesut otuz iki dişini birden gösterip sırtarmayacak, ODTÜ Kimya’dan atılma manyak bir arkadaşının kendisine verdiği şırıngalı tabancadan bahsetmeyecekti.

ODTÜ Kimya’dan atılma manyak bir arkadaşının kendisine verdiği şırıngalı tabancadan bahsetmeseydi, o akşam oturup uzun uzun içinde uyuşturucu bulunan şırıngayı kızların bacaklarına saplayan tabancayı nerelerde, nasıl kullanabileceğimiz konusunda sıkı bir sohbete girişmeyecektik.

İçinde uyuşturucu bulunan şırıngayı kızların bacaklarına saplayan tabancayı nerelerde, nasıl kullanabileceğimiz konusunda sıkı bir sohbete girişmeseydik, yağmurun azıcık yağdığı ve ama toprak kokusunun pasajın izbe katındaki dükkânlara kadar uzandığı o sabah kapıda dikilen, etine dolgun, minyon tipli, bluzunun yakası göğüs çukuruna kadar açılmış, kokusu gönülçelen o dilberi görür görmez, saniyenin milyonda biri hızıyla günlerdir çekmecemde bekleyen şırıngalı tabancamı hatırlamayacaktım.

Saniyenin milyonda biri hızıyla günlerdir çekmecemde bekleyen şırıngalı tabancamı hatırlamasaydım, hayatım boyunca hiçbir müşteriye göstermediğim ilgiyi bu hatuna gösterip, buyrun, içerde çeşitlerimiz var, demeyecektim.

Hayatım boyunca hiçbir müşteriye göstermediğim ilgiyi bu hatuna gösterip, buyrun, içerde çeşitlerimiz var, demeseydim, benim permalı saçları yağmurda ıslanmış dilberim, sırtını masaya dönerek rafları incelemeye başlamayacak, o zaman da elim çekmeceye uzanmayacak, uzansa bile tabancayı ona doğrultamayacaktım.

Elim çekmeceye uzanmasa, tabancayı ona doğrultamasaydım, sanki yıllardır aynı işi yapıyormuşum gibi, sağ bacağını hedef alarak tetiğe basmasaydım, benim, permalı saçları yağmurda ıslanmış dilberim, tek hecelik bir ses çıkarmadan ve bir saniye bile beklemeksizin dükkânın yıllar önce ziftle karartılmış çürük tahtalarına yığılıvermeyecekti.

Tek hecelik bir ses çıkarmadan ve bir saniye bile beklemeksizin dükkânın yıllar önce ziftle karartılmış çürük tahtalarına yığılıvermeseydi, onu, babamın, yemek ve çay hazırlamak, abdest alıp namaz kılmak için dükkânın arkasında paravanla ayırarak hazırladığı bölüme taşırken, kendimi boğazını sıka sıka öldürdüğü ceylan yavrusunu emin bir ağaç altına taşıyan aslanın vahşiliğiyle görmeyecek, senelerdir kendime, ruhuma, karakterime, huylarıma, alışkanlıklarıma karşı beslediğim nefret duygularım kabarmayacak, içim içime beceriksizliğimi haykırmayacak, o zaman da bedenindeki rayiha ruhuma yayılan bu minyon tipli hatunu seyretmekten öteye geçmeyecektim.

Bedenindeki rayiha ruhuma yayılan bu minyon tipli hatunu seyretmekten öteye geçmeseydim, alnımda toplanan ter damlacıklarını ve titreyen sesimi fark etmeseydim, içimde doğuveren bir rahatlamayla kötüyüm, kötü olacağım, var mı lan bana, var mı lan... diye diye kükremeseydim, gecenin geç saatlerinde çaresizliğimi anlamasaydım, Mesut’u aramayacak, ona her şeyi anlatmayacak, pasajın kapısına gelmesi için ona yalvarmayacaktım. (Hayır işletmiyordum, evet karımın üstüne yemin ederdim, evet şırıngayı kullanmıştım, evet o işi de, hem de...)

Mesut’a her şeyi anlatmasaydım, gece saat ikide, karanlık koridorlarını çocukluğumdan beri gündüzleri gördüğüm bu pasajın tezgâhları, tenteleri, vitrinleri, vitrinlerde müşteri bekleyen kitapları, gözlükleri, telefonları, gitarları, bağlamaları arasından bir hayalet gibi süzülmeyecek, Mesut’u dükkâna getirmeyecek, Mesut’u ilk defa böyle korkmuş, böyle telâşlı görmeyecek, çakmağıyla sigarasını yakarken alevin değil elinin titrediğini görmeyecek, gözlerindeki o derin, kara boşluğu görmeyecek, karanlık bir pasajın izbesinde karanlık bir dükkânın ortasında az sonra uyanacak olan bir “beden”i ne yapmam gerektiğini düşünüyor ve terliyor ve korkuyor olmayacak, her şeyin, daha şimdiden, işin en başında bittiğini düşünmeyecektim.

“Beden”im, paravanın arkasında uyuyordu. Öldüremezdim. Götürüp ıssız bir köşeye bırakamazdım. Masamın başına geçip sandalyeme oturdum, sigaramı yaktım. Mesut’un korkan sessizliğine aldırmadan düşünmeye başladım. Ne numara çevirirsem çevireyim, eninde sonunda her şey ortaya çıkacak, herkes fotoğraflarımı gazetede, başımı montumla örtmüş hâlimi haberlerde görecek, şu şırınga meselesinden dolayı adım ve resmim, ülkemin uzak kasabalarına kadar yayılacak, belki Şarkışla’da bir ihtiyar çiftin kahvaltısına sohbet konusu olacaktım. Biliyordum.

O gün Civcivli Han’ın önünden geçerken Mesut’la karşılaşmıştım. Söyler Tekstil’den Selçuklu Kulesi’ne kadar, yanımız sıra, göremediğimiz bir denize doğru dalışa geçmiş mayolu kadınlarla dolu reklam panoları, önümüz sıra bedenlerini sıkıştırdıkları kotları ve tişörtleri içimizi acıtan kızlar; yürümüştük.-

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:20.