|
NE EKMEK NE DE SU...
/ GÜRAY SÜNGÜ
Ne demek istediğinizi sorabilir miyim?
Ne demek istediğinizi söyler misiniz?
Ne demek istediğinizi açıklayabilir misiniz?
Ne demek istiyorsunuz?
Doğru soruları bulamadığım için cevap alma konusunda bu denli
zorlanıyor olabilirim. Çok sıkıcı. Ama yapmak zorundayım.
Neden ben yokmuşum gibi davranıyorsunuz?
Neden beni yok sayarak yaşıyorsunuz?
Neden beni önemsemez hareketlerde bulunup duruyorsunuz.?
Neden ben yokmuşum gibi… bunu sormuştum.
Garip olmalı. İnsan bunu kafasına takar mı? Takar tabi. Ben
hiçbir şey yapmıyorum, olduğum gibiyim. O kadar doğalım ki, anlatamam.
Ama onlar…
Beni seviyor musunuz?
Beni sevdiniz mi?
Beni sevmiş miydiniz?
Nelere mecbur kılıyorlar insanı, aslında her şeye boş verip
geriye bir adım atsam. Her neye boş verip? Ne yapıyorum ki boş vereyim?
Boş demişken; boş bir çuvalın içine atacaklar beni. Yapamazlar biliyorum
ama bu korku duymama yahut tedirgin olmama engel değil. Kimler yapacak
bunu? Rüya gibi. Ya da kâbus. Öyle hissediyorum, beni boş bir çuvalın
içine koyacak sonra da işe yaramayan eşyaların kaldırıldığı bir depoya
ya da bir dolaba kilitleyecekler. Gerçek dışı, kabul edilemez, kimseye
de anlatılmaz. Kimler yapacak bunu? Cevap çok basit, ama bir o kadar da
anlaşılması zor. Onlar, desem mesela, cevap vermiş olurum ama neyi
açıklar bu cevap? Onlar kim?
Düşmanım değiller, düşmanım yok. Peki, kastım benim
dışımdakiler ve benim gibi olmayanlar mı? Bunu da açıklayamam. Çünkü
bilmiyorum. Benim dışımdakiler benim gibi olmayanları kapsıyor ama benim
gibi olmayanlar denince bir de benim gibi olanların belirmesi gerekiyor.
Onlar benim dışımda değil mi, yoksa benim gibi olmakla dışımda olmaktan
kurtarıyorlar mı kendilerini.
Onlar çok kalabalık, sadece bundan eminim.
Bana hayran olur musunuz?
Bana saygı duyar mısınız?
Beni sever misiniz?
İnsanın bu tür soruları illaki dillendirmesi de gerekmiyor.
Tavırla, hareketle, insanlara yaklaşımla, yaşam şekliyle sorup duruyor
olabilir. Ben öyle yapıyordum. Gerçekten hiç kimseye beni sever misiniz
diye sormadım. Ama hep bunu sorar ve hep evet cevabını almaya çalışır
şekilde yaşadım. Bir düzeltme. Bir kız vardı. Aslında hala var o kız ama
o zamanlar var oluşu gibi değil artık, bu yüzden vardı diyorum. Ona
sormuştum bir keresinde. İlk bakışta biraz değişikti sorum ama sonuçta
amaç aynıydı.
“Biraz uğraşsan sevemez misin beni?”
Aslında iyi ve başarılı bir insandım. Yalan, aslında sadece
çocuktum. Kendisini değerlendirirken genelde okul hayatını dikkate alır
insan, en kolay yol budur ve ben bu açıdan başarılı bir çocuktum. Ama
yaşam dersleri diye bir ders vermez, öğretmezler okullarda. Asıl olan bu
değil mi? Matematik, coğrafya, fen bilgisi, yabancı dil, daha bir çok
derste başarılıydım ama korkaktım mesela. Bütün derslerden dökülen
arkadaşlarımın yanında aptal gibi hissederdim kendimi, birçok konuda.
Dikkate değer.
Yalnızca benim sorunum mu bu? Değil tabi. Biraz büyüdükçe
gözlem yapma şansı artıyor insanın. Üniversite yıllarımda ilkokul veya
ortaokul çağındaki çocuklara bakıp bir zamanlar ben hangi durumdaysam
aynı durumda, aynı sorunların arasında başarılı olma mücadelesi veren
çocukları gördüm. İçimde uyanan şey derin bir hüzün ve merhamet
duygusuydu. Onlar için yapabileceğim bir şey de yoktu. Geçen onca zamana
rağmen ben de benzer sorunlar içinde mücadele içindeydim hala. Kitap
okumayanların içinde kitap okuyan birisi olarak kitap okuduğu için
kendisini salak hissetmek herkesin harcı olmasa gerek. Oysa bilinir ki
kitap okumak iyi ve değerli bir şeydir. Bundan bile zayıflık çıkarmak…
Benim dışımdakiler, benim gibi olmayanlar, onlar…
Kimsiniz siz? Neden böyle yapıyorsunuz?
Ne yapıyorlar? Aslında hiçbir şey yapmıyorlar. Kendi tabi
hayatlarını yaşıyorlar. Belirgin özelliklerini saysam; Duyarsızlık,
olabilir. Belli bir ölçüde. Duygusuzluk, emin değilim. Evet demek için
yeterli bahanem var aslında ama öyle olmadıklarını gösteren hallerine de
şahit oluyorum. Başka bir şeyler olmalı.
Aslında bunu yapamıyorum. Bu, kavramlar ile arası çok iyi
olanların yapabileceği bir iş. Benim pek harcım değil. Belki soru da
anlamsızdır. Onlar kim? Aslında iyi ve başarılı bir çocuktum. Daha önce
söylediğimi biliyorum, yinelemek istedim. Ama insanın eğer ruh yapısı
benimki gibiyse huzurlu ve mutlu olması için yeterli değil iyi ve
başarılı olmak. Çünkü şöyle bir soru çıkıyor karşısına o zaman; başarı
nedir? Kavramlarla aram iyi değil dedikçe…
Derslerden yüksek not alıyordum. Ailem bu açıdan benimle
gurur duyuyordu. Ama sınıfta herhangi bir otoritem yoktu. Bahsettiğim
tabi ki idari bir otorite değil. Herhangi bir konuda akıl danışılacak
veya karar vermesi istenecek veya insanları çevresinde toplayacak kişi
ben değildim. Toplu halde gezmeye gidilecekse herkes fikrini söyler,
benim aklıma bir şey gelmez. Gelir de gelmez. Aslında bunların artık bir
önemi yok. Hep aynı şeyleri eveleyip gevelemenin de anlamı yok.
Neden hep kendinizden bahsediyorsunuz?
Neden hep kendinizi anlatıyorsunuz?
Neden kendinizden bahsediyorsunuz, sürekli?
Çok benzedi, hangisi daha iyi?
Doğru sorular evet, bundan bahsedecektim ben. Budur… doğru
soruları arıyorum. (Arıyordum) Çünkü anladım ki başarım buna bağlı.
Artık başarı denince neyi kastediyorsam. Neyi kastetmediğimi biliyorum
ama neyi kastettiğim biraz karışık. Doğru sorular doğru cevapları
getiriyor. Kaçamak cevaplar, yalanlar dolanlar, gizlemeler saklamalar
hepsi dökülüyor. Bunu iyice anladım ve buna iyice inandım. (Yaptığım
buydu.) Yöntemimse şu; Etrafımdaki insanlardan bir tanesini seçiyorum ve
onu düşünüyorum. Ne yapıyor o? Şu an değil, genelde ne yapıyor, nasıl
davranıyor, nasıl yaşıyor? Buluyorum ve aynanın karşına geçiyorum.
Neden her şeyi başarmak yetisine sahipmişsin gibi hareket
ediyorsun?
O kişiye sorulacak doğru soru olup olmadığını kendi yüz
ifademden anlıyorum desem… O kişide beni rahatsız eden bir şey var ama
ne olduğundan emin değilim. Sorular, yüz ifadem, benim bilmediğim,
farkında olmadığım ama halim ve tavrımda açığa çıkan… Buluyorum, müthiş
an.
“Neden her şeyi başarmak zorundaymışsın gibi hareket
ediyorsun?”
Doğru soruyu bulmak neden önemli peki? Çünkü doğru soruyu
yönelttiğim zaman karşımdaki insan o soru eğer bir tespite, bir tahlile
yönelik olduysa kendisiyle yüzleşiyor. Şaşırıp kalıyor. Bu, birinci
olarak bir tür çözümleme olduğundan bana saygı duymasına yol açıyor.
İkinci olarak ben rahatsızlığımı dile getirmiş oluyor ve rahatlıyorum.
Peki diğer sorular? Onlar da beklentilerimle ilgili. Benimle ve
beklentilerimle ilgili. Yüzümdeki anlam, soruyu yöneltirken yüzümde
şekillenen anlam bana gerçeği, ihtiyacımı, beklentimi gösteriyor.
Bana ihtiyaç duyar mısın?
Bu bir mucize. Bana ihtiyaç duyulmasını istediğimi anladığımı
söyleyebilirim bu çabaların sonunda. Büyütülecek bir şey değil, basit
bir şey. O kız tarafından bile, beklediğim sevilmek sayılmak değildi.
Bana ihtiyaç duymalarıydı, ihtiyaçlarımın giderilmesinin benim elimde,
benim kontrolümde olmasıydı. Bencilceydi ama gerçek buydu. Benim içimde
yatan arzu buydu. Belki geçmişten beri kimsenin bana ihtiyaç
duymamasından kaynaklanıyordu. Nitekim ben mesela okulda başarılıydım
diyordum, ailemin buna ihtiyacı yoktu, arkadaşlarımın da. Onların
takdiri ne ifade ediyordu bu açıdan? Hiç bir şey… Basit ve açıktı.
Bunu anlayana kadar hayatımın hüsranlarla geçtiğini
rahatlıkla söyleyebilirim. O kız… adını hatırlıyor muyum? Adını
hatırlayamamak benim açımdan inanılır gibi değil zira ben onun için
ölebilirdim ama hatırlayamıyorum. Ona ne yaptım? Aslında kendime neler
yaptım beni sevmesi için. En sonunda beni, onun için yaptıklarım
nedeniyle değil, onun beni sevmesi için hep bir şeyler yapıyor olmam
nedeniyle sevdi. Temiz bir sevgiydi, tertemiz. Bana demişti ki; “Sen ne
kadar güzel bir insansın.” Sürekli ve samimi bir uğraş içinde olmanın
net getirisi. Sonra sevgi… Kötü zamanlardı diyemem, benim gibi birçok
şeyi garip algılayan tuhaf birisi için bile güzel zamanlardı. Böle bir
tecrübem de daha önce hiç olmadığı için bazı tatları yeni keşfediyordum,
ama tüm bunlar sızıyı dindirmeye yetmiyordu. Geceleri yine uyumakta
zorluk çekiyordum. Düşünüyordum, bir sorun vardı, içimde bir delik vardı,
o deliği neyin kapatacağını bilmiyordum. Adı neydi, o kız, onu işte,
düşünüyordum. O gün ne yaptıysak, ne olduysa. Acemi âşık olmam beni onun
gözünde daha sevimli kılıyordu. Bu yüzden belki, bana karşı çok şefkatli
ve ilgiliydi. Tatlı konuşmalar geçiyordu aramızda, tebessüm, gülücük, el
ele dolaşmalar. Elma şekeri gibiydim. Jelâtini özenle sıyrılan, iştahla
yenen, mutlulukla yenen. Ama sorun şu ki, ekmek olmak gibi bir tutkum
vardı. Hemen anlayabildiğim bir şey değil tabi bu. Zamanla…
Aynı esnada çevremle ilişkilerime de yansıdı bu tecrübe. Aşk
ilişkisi değil de aşk tecrübesi demem ilginç aslında. Arkadaşlarımın
gözünde biraz değer kazanmış olabilirim zira bana yaklaşımları değişti.
(Bakışlarımı desem?) Bu anlaşılması zor bir şey değil. Çevrede ilgi
uyandıran güzel bir kız sizin sevgiliniz olmuşsa siz artık önemli
birisisinizdir. Özellikleri olan birisi. Özellikleriniz olmasa o çevrede
ilgi uyandıran güzel kızın sizinle ne işi olur?
Bu da işe yaramadı. Arkadaşlarımın içinde değerli olmak,
saygı görmek. Eskiye göre bakıldığı zaman fark edilir derecede
önemsenmek. Beni mutsuz eden neydi? Daha doğrusu beni mutlu etmeyen şey
neden mutlu etmiyordu, o kadar uğraştığım, istediğim, olmasını sağlamaya
çalıştığım halde. Soruyu bulur gibi oldum sonra;
Beni mutlu edeceğini düşünerek uğruna onca uğraş verdiğim bu
durum, neden beni mutlu etmeye yetmiyordu?
Biraz daha açalım, genişletelim, yayalım dedim.
Beni mutlu edeceğini düşündüğüm şey neydi?
O… Acaba? Belki değil. Aşk mı peki? Ona âşık olmuştum ben, o
yüzden peşinden koşup duruyordum. Yanılgılarım büyüyordu düşündükçe ve
buldukça.
Sonra ilerledim.
Beni sevmesini mi istiyorum?
Seviyordu zaten. O halde istediğim bu değildi, acı içinde
olduğuma göre. Bana ihtiyaç duymasını istediğimi anladım. Vazgeçilmez
olmak istediğimi. Sadece onun değil, herkesin, çevremdeki tüm insanların
bana ihtiyaç duymalarını istediğimi anladım. Sevgi yeterli değildi, bana
göre değildi. Belki doğru veya değerli de değildi ama istediğim, ihtiyaç
duyduğum buydu.
“ Bana ihtiyaç duyuyor musun?”
“Daha öte, seni seviyorum, diye cevap verdi.
“Daha öte değil, bana ihtiyaç duyuyor musun?”
“Seni sevdiğimi söylüyorum.”
“ Sevmeni istemiyorum. Bana ihtiyaç duymuyor musun? Ben
olmasam mesela, ölmez misin? Bensiz bir dakika bile nefes alamayacağını
söyleyebilir misin?
“Sen aşktan bahsediyorsun.”
Kızıyordum.
“Aşktan değil, ihtiyaç duymaktan bahsediyorum. Sen olmazsan
olmazdım demekten bahsediyorum.”
Beni seviyordu, ben duygulu, romantik, farklı, garip, ilginç,
falan filan bir adamdım ve onu seviyor, üzerine titriyordum, bu yüzden
beni seviyordu ama…
“Benim beklediğim bu değil, üzgünüm.”
Onu terk ettim. Daha fazla uğraşamazdım onunla. Onca uğraşa,
çabaya rağmen olmamıştı. Çaba uğraş bitecek değildi ama onun için değil.
Ne aradığımı biliyordum artık.
Devam etti. Çabaladım. Başarmam gerekiyordu. Diğer sorular
geldi sonra, doğru sorulan diğer sorular. İnsanların kafalarının içinde
neler olduğunu anlamaya başladım. Doğru bir ifade mi; çözdüm onları.
Şaşkınlıkla karşılanıyordu. Acımasızdım, açıktım, nettim. İnsanların
kendilerine açıkça itiraf etme gereği duymadıkları gerçekleri vardı.
Bazen kendilerinden bile sakladıkları sırları.
Bir insanın çevresi tarafından daha akıllı sayılması onu daha
değerli kılmıyor, bunu da anlamış oldum diyebilirim. Hep farklı
tezahürleri oldu, her insanın üzerinde ayrı bir tepkiye neden oldu.
İnsanların tepkileri kendilerine göre cereyan etti ama sonuç…
arzuladığım şeye bir adım bile yaklaşamadığımı anlıyordum her gün. Her
insana istedikleri, bekledikleri, umdukları gibi yaklaştım uzun, çok
uzun bir süre. Nasıl olmasını istiyorlarsa öyleymiş gibi her şey. Bu
beni önemli yaptı onlar için, iyi yaptı, sevimli yaptı ama beklediğim
şey yapmadı. Sonra sorar oldum her karşıma çıkana, bu sefer onlarla
değil kendimle ilgili sorular.
Beni seviyor musun?
Sence ben nasıl bir insanım?
Neleri çok iyi yapıyorum sence?
Bir yerde hata yapıyordum nerede ve ne şekilde yaptığımı
bilmiyordum ama bir hata vardı bir yerlerde.
Tabi ki seviyorum seni, biz arkadaşız.
Bence sen harika bir insansın.
Çok iyi dinliyorsun mesela. Paylaşmayı çok iyi biliyorsun.
Ne güzel cevaplar. Kendimi eğip bükmemle ilgili olsa da güzel
cevaplar.
Neye ihtiyacınız olduğunu biliyorum, neler duymak
istediğinizi biliyorum, ne durumda olduğunuzu ne hissettiğinizi
biliyorum. Ama beni zerre kadar ilgilendirmiyorsunuz. Ama size
istediğinizi veriyorum. Yine de sizin için vazgeçilmez bir dost, kardeş,
sevgili değil miyim? Neden böyle? Eksik olan ne?
Bulamadım. Varlığım onları memnun ediyordu ama yokluğum
korkutmuyordu bile. Bana ihtiyaçları yoktu. Hiç kimsenin ihtiyacı yoktu
bana. Boş bir çuvala konulup işe yaramayan eşyaların kaldırıldığı bir
depoya veya bir dolaba kilitlenebilirdim pekâlâ. Korku başladı. Önceleri
saçmaydı, sanrıydı, gittikçe gerçeklik kazandı ve tüm dengelerimi alt
üst etti. Bundan sonrası vahim. Nasıl anlatabilirim, emin değilim.
Onlar… Üçüncü çoğul şahıs, korkularım. Tedirgin uykular.
Sorun şuydu ki artık hayatta başarılı olma ve hayattan tatmin olma
umudumu yitirmiştim. Bu rahatsızlık ve huzursuzluk zihnimde gerçek dışı
bir şeylerin olacağı şeklinde tezahür ediyordu. Gerçek dışı? Gerçekten
öyle mi? Gerçek ne? Beni çuvala koyacaklar işe yaramıyorum, ihtiyaç
duymuyorlar.
Gözlerimi açtığımda yanımda annem vardı. Bir hastane
odasındaydım. Neler olduğunu hatırlamıyordum. Ölümden korkan bir adamın
sonuçta intihar etmesi gibi bir şeymiş. Benden bir süre haber
alamamışlar. Sonra aramışlar beni. Bir süre bulamamışlar. Sonra nerede
mi bulmuşlar? Evimde işe yaramayan eşyalarımı koyduğum yerde, mutfak
tezgâhının altındaki sunta kapağın arkasında, büyük beyaz bir çuvalın
içinde. Birçok hayati fonksiyonumu yitirmiş bir halde.
Beni oraya kim koydu?
Onlar mı?
Dediklerine göre ben yapmışım. Saçma, çok saçma. Hastaneden
çıkmam aylar aldı. İyileştiğime kanaat getirmiş olmalılar, bıraktılar
beni. Çok canım yandı, hem de yıllar boyunca. Kimseye anlatamadım,
kimseye açamadım. Gideremediğim bir ihtiyacım vardı, var olmam için
gerekliydi, kimse görmedi. Sonunda yaptılar yapacaklarını bana. Hak
etmemiştim, ne kadar uğraş vermiştim oysa hiç hak etmemiştim. Ama hatamı
anladım. Artık bambaşka biriyim. Bana ihtiyaç duymalarına ihtiyaç
duymuyorum şimdi. Bu öyle manasız ki ifade etmem mümkün değil. Nasıl bir
yanılgıymış? Varlıkları da yoklukları da aynı benim için. Ve şimdi, yine
şimdi bunun ne demek olduğunu anlıyorum.
Onlar…
Nereden, kimden başlayacağım ve onca işe yaramayan insanı
nereye sığdıracağım ve nasıl bir yöntem izleyeceğim? Bunları düşünüyorum
şimdi. Kolay değil, acele edemem. Varlığımla ilgili, titiz, dikkatli
olmalıyım. Sonra rahatsızlığım geçecek. İhtiyaçlardan arınmış olmak bir
yere getirdi beni, orada çok mutluyum ama yeterli değil, işe yaramayan
şeyleri bir kenara kaldırmalı. Varlıkları beni rahatsız ediyor. İhtiyaç
duymadığınız bir şeyin varlığı sizi de rahatsız etmez mi? Doğru olabilir,
belki sizi rahatsız etmiyordur ama beni ediyor.
Neyi arzuladığımı merak ediyor musunuz?
Ne yapmak istediğimi biliyor musunuz?
Neler yapabileceğimi tahmin edebiliyor musunuz?
Ne yapacağımı biliyor musunuz?-
|