[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

 

 

Giriş Sayfası
Üst
   

 

NE EKMEK NE DE SU...  /  GÜRAY SÜNGÜ 

Ne demek istediğinizi sorabilir miyim?

Ne demek istediğinizi söyler misiniz?

Ne demek istediğinizi açıklayabilir misiniz?

Ne demek istiyorsunuz?

Doğru soruları bulamadığım için cevap alma konusunda bu denli zorlanıyor olabilirim. Çok sıkıcı. Ama yapmak zorundayım.

Neden ben yokmuşum gibi davranıyorsunuz?

Neden beni yok sayarak yaşıyorsunuz?

Neden beni önemsemez hareketlerde bulunup duruyorsunuz.?

Neden ben yokmuşum gibi… bunu sormuştum.

Garip olmalı. İnsan bunu kafasına takar mı? Takar tabi. Ben hiçbir şey yapmıyorum, olduğum gibiyim. O kadar doğalım ki, anlatamam. Ama onlar…

Beni seviyor musunuz?

Beni sevdiniz mi?

Beni sevmiş miydiniz?

Nelere mecbur kılıyorlar insanı, aslında her şeye boş verip geriye bir adım atsam. Her neye boş verip? Ne yapıyorum ki boş vereyim? Boş demişken; boş bir çuvalın içine atacaklar beni. Yapamazlar biliyorum ama bu korku duymama yahut tedirgin olmama engel değil. Kimler yapacak bunu? Rüya gibi. Ya da kâbus. Öyle hissediyorum, beni boş bir çuvalın içine koyacak sonra da işe yaramayan eşyaların kaldırıldığı bir depoya ya da bir dolaba kilitleyecekler. Gerçek dışı, kabul edilemez, kimseye de anlatılmaz. Kimler yapacak bunu? Cevap çok basit, ama bir o kadar da anlaşılması zor. Onlar, desem mesela, cevap vermiş olurum ama neyi açıklar bu cevap? Onlar kim?

Düşmanım değiller, düşmanım yok. Peki, kastım benim dışımdakiler ve benim gibi olmayanlar mı? Bunu da açıklayamam. Çünkü bilmiyorum. Benim dışımdakiler benim gibi olmayanları kapsıyor ama benim gibi olmayanlar denince bir de benim gibi olanların belirmesi gerekiyor. Onlar benim dışımda değil mi, yoksa benim gibi olmakla dışımda olmaktan kurtarıyorlar mı kendilerini.

Onlar çok kalabalık, sadece bundan eminim.

Bana hayran olur musunuz?

Bana saygı duyar mısınız?

Beni sever misiniz?

İnsanın bu tür soruları illaki dillendirmesi de gerekmiyor. Tavırla, hareketle, insanlara yaklaşımla, yaşam şekliyle sorup duruyor olabilir. Ben öyle yapıyordum. Gerçekten hiç kimseye beni sever misiniz diye sormadım. Ama hep bunu sorar ve hep evet cevabını almaya çalışır şekilde yaşadım. Bir düzeltme. Bir kız vardı. Aslında hala var o kız ama o zamanlar var oluşu gibi değil artık, bu yüzden vardı diyorum. Ona sormuştum bir keresinde. İlk bakışta biraz değişikti sorum ama sonuçta amaç aynıydı.

“Biraz uğraşsan sevemez misin beni?”

Aslında iyi ve başarılı bir insandım. Yalan, aslında sadece çocuktum. Kendisini değerlendirirken genelde okul hayatını dikkate alır insan, en kolay yol budur ve ben bu açıdan başarılı bir çocuktum. Ama yaşam dersleri diye bir ders vermez, öğretmezler okullarda. Asıl olan bu değil mi? Matematik, coğrafya, fen bilgisi, yabancı dil, daha bir çok derste başarılıydım ama korkaktım mesela. Bütün derslerden dökülen arkadaşlarımın yanında aptal gibi hissederdim kendimi, birçok konuda. Dikkate değer.

Yalnızca benim sorunum mu bu? Değil tabi. Biraz büyüdükçe gözlem yapma şansı artıyor insanın. Üniversite yıllarımda ilkokul veya ortaokul çağındaki çocuklara bakıp bir zamanlar ben hangi durumdaysam aynı durumda, aynı sorunların arasında başarılı olma mücadelesi veren çocukları gördüm. İçimde uyanan şey derin bir hüzün ve merhamet duygusuydu. Onlar için yapabileceğim bir şey de yoktu. Geçen onca zamana rağmen ben de benzer sorunlar içinde mücadele içindeydim hala. Kitap okumayanların içinde kitap okuyan birisi olarak kitap okuduğu için kendisini salak hissetmek herkesin harcı olmasa gerek. Oysa bilinir ki kitap okumak iyi ve değerli bir şeydir. Bundan bile zayıflık çıkarmak…

Benim dışımdakiler, benim gibi olmayanlar, onlar…

Kimsiniz siz? Neden böyle yapıyorsunuz?

Ne yapıyorlar? Aslında hiçbir şey yapmıyorlar. Kendi tabi hayatlarını yaşıyorlar. Belirgin özelliklerini saysam; Duyarsızlık, olabilir. Belli bir ölçüde. Duygusuzluk, emin değilim. Evet demek için yeterli bahanem var aslında ama öyle olmadıklarını gösteren hallerine de şahit oluyorum. Başka bir şeyler olmalı.

Aslında bunu yapamıyorum. Bu, kavramlar ile arası çok iyi olanların yapabileceği bir iş. Benim pek harcım değil. Belki soru da anlamsızdır. Onlar kim? Aslında iyi ve başarılı bir çocuktum. Daha önce söylediğimi biliyorum, yinelemek istedim. Ama insanın eğer ruh yapısı benimki gibiyse huzurlu ve mutlu olması için yeterli değil iyi ve başarılı olmak. Çünkü şöyle bir soru çıkıyor karşısına o zaman; başarı nedir? Kavramlarla aram iyi değil dedikçe…

Derslerden yüksek not alıyordum. Ailem bu açıdan benimle gurur duyuyordu. Ama sınıfta herhangi bir otoritem yoktu. Bahsettiğim tabi ki idari bir otorite değil. Herhangi bir konuda akıl danışılacak veya karar vermesi istenecek veya insanları çevresinde toplayacak kişi ben değildim. Toplu halde gezmeye gidilecekse herkes fikrini söyler, benim aklıma bir şey gelmez. Gelir de gelmez. Aslında bunların artık bir önemi yok. Hep aynı şeyleri eveleyip gevelemenin de anlamı yok.

Neden hep kendinizden bahsediyorsunuz?

Neden hep kendinizi anlatıyorsunuz?

Neden kendinizden bahsediyorsunuz, sürekli?

Çok benzedi, hangisi daha iyi?

Doğru sorular evet, bundan bahsedecektim ben. Budur… doğru soruları arıyorum. (Arıyordum) Çünkü anladım ki başarım buna bağlı. Artık başarı denince neyi kastediyorsam. Neyi kastetmediğimi biliyorum ama neyi kastettiğim biraz karışık. Doğru sorular doğru cevapları getiriyor. Kaçamak cevaplar, yalanlar dolanlar, gizlemeler saklamalar hepsi dökülüyor. Bunu iyice anladım ve buna iyice inandım. (Yaptığım buydu.) Yöntemimse şu; Etrafımdaki insanlardan bir tanesini seçiyorum ve onu düşünüyorum. Ne yapıyor o? Şu an değil, genelde ne yapıyor, nasıl davranıyor, nasıl yaşıyor? Buluyorum ve aynanın karşına geçiyorum.

Neden her şeyi başarmak yetisine sahipmişsin gibi hareket ediyorsun?

O kişiye sorulacak doğru soru olup olmadığını kendi yüz ifademden anlıyorum desem… O kişide beni rahatsız eden bir şey var ama ne olduğundan emin değilim. Sorular, yüz ifadem, benim bilmediğim, farkında olmadığım ama halim ve tavrımda açığa çıkan… Buluyorum, müthiş an.

“Neden her şeyi başarmak zorundaymışsın gibi hareket ediyorsun?”

Doğru soruyu bulmak neden önemli peki? Çünkü doğru soruyu yönelttiğim zaman karşımdaki insan o soru eğer bir tespite, bir tahlile yönelik olduysa kendisiyle yüzleşiyor. Şaşırıp kalıyor. Bu, birinci olarak bir tür çözümleme olduğundan bana saygı duymasına yol açıyor. İkinci olarak ben rahatsızlığımı dile getirmiş oluyor ve rahatlıyorum. Peki diğer sorular? Onlar da beklentilerimle ilgili. Benimle ve beklentilerimle ilgili. Yüzümdeki anlam, soruyu yöneltirken yüzümde şekillenen anlam bana gerçeği, ihtiyacımı, beklentimi gösteriyor.

Bana ihtiyaç duyar mısın?

Bu bir mucize. Bana ihtiyaç duyulmasını istediğimi anladığımı söyleyebilirim bu çabaların sonunda. Büyütülecek bir şey değil, basit bir şey. O kız tarafından bile, beklediğim sevilmek sayılmak değildi. Bana ihtiyaç duymalarıydı, ihtiyaçlarımın giderilmesinin benim elimde, benim kontrolümde olmasıydı. Bencilceydi ama gerçek buydu. Benim içimde yatan arzu buydu. Belki geçmişten beri kimsenin bana ihtiyaç duymamasından kaynaklanıyordu. Nitekim ben mesela okulda başarılıydım diyordum, ailemin buna ihtiyacı yoktu, arkadaşlarımın da. Onların takdiri ne ifade ediyordu bu açıdan? Hiç bir şey… Basit ve açıktı.

Bunu anlayana kadar hayatımın hüsranlarla geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. O kız… adını hatırlıyor muyum? Adını hatırlayamamak benim açımdan inanılır gibi değil zira ben onun için ölebilirdim ama hatırlayamıyorum. Ona ne yaptım? Aslında kendime neler yaptım beni sevmesi için. En sonunda beni, onun için yaptıklarım nedeniyle değil, onun beni sevmesi için hep bir şeyler yapıyor olmam nedeniyle sevdi. Temiz bir sevgiydi, tertemiz. Bana demişti ki; “Sen ne kadar güzel bir insansın.” Sürekli ve samimi bir uğraş içinde olmanın net getirisi. Sonra sevgi… Kötü zamanlardı diyemem, benim gibi birçok şeyi garip algılayan tuhaf birisi için bile güzel zamanlardı. Böle bir tecrübem de daha önce hiç olmadığı için bazı tatları yeni keşfediyordum, ama tüm bunlar sızıyı dindirmeye yetmiyordu. Geceleri yine uyumakta zorluk çekiyordum. Düşünüyordum, bir sorun vardı, içimde bir delik vardı, o deliği neyin kapatacağını bilmiyordum. Adı neydi, o kız, onu işte, düşünüyordum. O gün ne yaptıysak, ne olduysa. Acemi âşık olmam beni onun gözünde daha sevimli kılıyordu. Bu yüzden belki, bana karşı çok şefkatli ve ilgiliydi. Tatlı konuşmalar geçiyordu aramızda, tebessüm, gülücük, el ele dolaşmalar. Elma şekeri gibiydim. Jelâtini özenle sıyrılan, iştahla yenen, mutlulukla yenen. Ama sorun şu ki, ekmek olmak gibi bir tutkum vardı. Hemen anlayabildiğim bir şey değil tabi bu. Zamanla…

Aynı esnada çevremle ilişkilerime de yansıdı bu tecrübe. Aşk ilişkisi değil de aşk tecrübesi demem ilginç aslında. Arkadaşlarımın gözünde biraz değer kazanmış olabilirim zira bana yaklaşımları değişti. (Bakışlarımı desem?) Bu anlaşılması zor bir şey değil. Çevrede ilgi uyandıran güzel bir kız sizin sevgiliniz olmuşsa siz artık önemli birisisinizdir. Özellikleri olan birisi. Özellikleriniz olmasa o çevrede ilgi uyandıran güzel kızın sizinle ne işi olur?

Bu da işe yaramadı. Arkadaşlarımın içinde değerli olmak, saygı görmek. Eskiye göre bakıldığı zaman fark edilir derecede önemsenmek. Beni mutsuz eden neydi? Daha doğrusu beni mutlu etmeyen şey neden mutlu etmiyordu, o kadar uğraştığım, istediğim, olmasını sağlamaya çalıştığım halde. Soruyu bulur gibi oldum sonra;

Beni mutlu edeceğini düşünerek uğruna onca uğraş verdiğim bu durum, neden beni mutlu etmeye yetmiyordu?

Biraz daha açalım, genişletelim, yayalım dedim.

Beni mutlu edeceğini düşündüğüm şey neydi?

O… Acaba? Belki değil. Aşk mı peki? Ona âşık olmuştum ben, o yüzden peşinden koşup duruyordum. Yanılgılarım büyüyordu düşündükçe ve buldukça.

Sonra ilerledim.

Beni sevmesini mi istiyorum?

Seviyordu zaten. O halde istediğim bu değildi, acı içinde olduğuma göre. Bana ihtiyaç duymasını istediğimi anladım. Vazgeçilmez olmak istediğimi. Sadece onun değil, herkesin, çevremdeki tüm insanların bana ihtiyaç duymalarını istediğimi anladım. Sevgi yeterli değildi, bana göre değildi. Belki doğru veya değerli de değildi ama istediğim, ihtiyaç duyduğum buydu.

“ Bana ihtiyaç duyuyor musun?”

“Daha öte, seni seviyorum, diye cevap verdi.

“Daha öte değil, bana ihtiyaç duyuyor musun?”

“Seni sevdiğimi söylüyorum.”

“ Sevmeni istemiyorum. Bana ihtiyaç duymuyor musun? Ben olmasam mesela, ölmez misin? Bensiz bir dakika bile nefes alamayacağını söyleyebilir misin?

“Sen aşktan bahsediyorsun.”

Kızıyordum.

“Aşktan değil, ihtiyaç duymaktan bahsediyorum. Sen olmazsan olmazdım demekten bahsediyorum.”

Beni seviyordu, ben duygulu, romantik, farklı, garip, ilginç, falan filan bir adamdım ve onu seviyor, üzerine titriyordum, bu yüzden beni seviyordu ama…

“Benim beklediğim bu değil, üzgünüm.”

Onu terk ettim. Daha fazla uğraşamazdım onunla. Onca uğraşa, çabaya rağmen olmamıştı. Çaba uğraş bitecek değildi ama onun için değil. Ne aradığımı biliyordum artık.

Devam etti. Çabaladım. Başarmam gerekiyordu. Diğer sorular geldi sonra, doğru sorulan diğer sorular. İnsanların kafalarının içinde neler olduğunu anlamaya başladım. Doğru bir ifade mi; çözdüm onları. Şaşkınlıkla karşılanıyordu. Acımasızdım, açıktım, nettim. İnsanların kendilerine açıkça itiraf etme gereği duymadıkları gerçekleri vardı. Bazen kendilerinden bile sakladıkları sırları.

Bir insanın çevresi tarafından daha akıllı sayılması onu daha değerli kılmıyor, bunu da anlamış oldum diyebilirim. Hep farklı tezahürleri oldu, her insanın üzerinde ayrı bir tepkiye neden oldu. İnsanların tepkileri kendilerine göre cereyan etti ama sonuç… arzuladığım şeye bir adım bile yaklaşamadığımı anlıyordum her gün. Her insana istedikleri, bekledikleri, umdukları gibi yaklaştım uzun, çok uzun bir süre. Nasıl olmasını istiyorlarsa öyleymiş gibi her şey. Bu beni önemli yaptı onlar için, iyi yaptı, sevimli yaptı ama beklediğim şey yapmadı. Sonra sorar oldum her karşıma çıkana, bu sefer onlarla değil kendimle ilgili sorular.

Beni seviyor musun?

Sence ben nasıl bir insanım?

Neleri çok iyi yapıyorum sence?

Bir yerde hata yapıyordum nerede ve ne şekilde yaptığımı bilmiyordum ama bir hata vardı bir yerlerde.

Tabi ki seviyorum seni, biz arkadaşız.

Bence sen harika bir insansın.

Çok iyi dinliyorsun mesela. Paylaşmayı çok iyi biliyorsun.

Ne güzel cevaplar. Kendimi eğip bükmemle ilgili olsa da güzel cevaplar.

Neye ihtiyacınız olduğunu biliyorum, neler duymak istediğinizi biliyorum, ne durumda olduğunuzu ne hissettiğinizi biliyorum. Ama beni zerre kadar ilgilendirmiyorsunuz. Ama size istediğinizi veriyorum. Yine de sizin için vazgeçilmez bir dost, kardeş, sevgili değil miyim? Neden böyle? Eksik olan ne?

Bulamadım. Varlığım onları memnun ediyordu ama yokluğum korkutmuyordu bile. Bana ihtiyaçları yoktu. Hiç kimsenin ihtiyacı yoktu bana. Boş bir çuvala konulup işe yaramayan eşyaların kaldırıldığı bir depoya veya bir dolaba kilitlenebilirdim pekâlâ. Korku başladı. Önceleri saçmaydı, sanrıydı, gittikçe gerçeklik kazandı ve tüm dengelerimi alt üst etti. Bundan sonrası vahim. Nasıl anlatabilirim, emin değilim.

Onlar… Üçüncü çoğul şahıs, korkularım. Tedirgin uykular. Sorun şuydu ki artık hayatta başarılı olma ve hayattan tatmin olma umudumu yitirmiştim. Bu rahatsızlık ve huzursuzluk zihnimde gerçek dışı bir şeylerin olacağı şeklinde tezahür ediyordu. Gerçek dışı? Gerçekten öyle mi? Gerçek ne? Beni çuvala koyacaklar işe yaramıyorum, ihtiyaç duymuyorlar.

Gözlerimi açtığımda yanımda annem vardı. Bir hastane odasındaydım. Neler olduğunu hatırlamıyordum. Ölümden korkan bir adamın sonuçta intihar etmesi gibi bir şeymiş. Benden bir süre haber alamamışlar. Sonra aramışlar beni. Bir süre bulamamışlar. Sonra nerede mi bulmuşlar? Evimde işe yaramayan eşyalarımı koyduğum yerde, mutfak tezgâhının altındaki sunta kapağın arkasında, büyük beyaz bir çuvalın içinde. Birçok hayati fonksiyonumu yitirmiş bir halde.

Beni oraya kim koydu?

Onlar mı?

Dediklerine göre ben yapmışım. Saçma, çok saçma. Hastaneden çıkmam aylar aldı. İyileştiğime kanaat getirmiş olmalılar, bıraktılar beni. Çok canım yandı, hem de yıllar boyunca. Kimseye anlatamadım, kimseye açamadım. Gideremediğim bir ihtiyacım vardı, var olmam için gerekliydi, kimse görmedi. Sonunda yaptılar yapacaklarını bana. Hak etmemiştim, ne kadar uğraş vermiştim oysa hiç hak etmemiştim. Ama hatamı anladım. Artık bambaşka biriyim. Bana ihtiyaç duymalarına ihtiyaç duymuyorum şimdi. Bu öyle manasız ki ifade etmem mümkün değil. Nasıl bir yanılgıymış? Varlıkları da yoklukları da aynı benim için. Ve şimdi, yine şimdi bunun ne demek olduğunu anlıyorum.

Onlar…

Nereden, kimden başlayacağım ve onca işe yaramayan insanı nereye sığdıracağım ve nasıl bir yöntem izleyeceğim? Bunları düşünüyorum şimdi. Kolay değil, acele edemem. Varlığımla ilgili, titiz, dikkatli olmalıyım. Sonra rahatsızlığım geçecek. İhtiyaçlardan arınmış olmak bir yere getirdi beni, orada çok mutluyum ama yeterli değil, işe yaramayan şeyleri bir kenara kaldırmalı. Varlıkları beni rahatsız ediyor. İhtiyaç duymadığınız bir şeyin varlığı sizi de rahatsız etmez mi? Doğru olabilir, belki sizi rahatsız etmiyordur ama beni ediyor.

Neyi arzuladığımı merak ediyor musunuz?

Ne yapmak istediğimi biliyor musunuz?

Neler yapabileceğimi tahmin edebiliyor musunuz?

Ne yapacağımı biliyor musunuz?-

 

 

[Giriş Sayfası] [Üst] [İletişim] [Satış Yerleri] [Künye] [Tüketici Hakları] [Satış Sözleşmesi] [Gizlilik ve Güvenlik Politikası] [Üst Sayfa 1]

Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar hece@hece.com.tr adresine gönderilebilir.
Telif Hakkı © 1997 Hece Basım Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır.
Son değiştirilme tarihi: 03/04/08 09:20.