-


-
| |
E.E. CUMMINGS
Türkçesi: Nurullah KOLTAŞ
KADINIM
Harun, Ömer ve Üstad Hafız
sizin olsun solgun latif eşleriniz, sizin olsun hepten.
Daha bir şirin benimki herhangibirinizinkinden.
En mükemmel giysisinde
salınan Leylim, gün içre,
daha tuhaf bir şeydir
körpe Seba Melikesinden
kralıyla sabah gezinen.
Genç ve müşkül saatlerce
salınır leylim gün içre,
handiyse uyanık yeni alemde
narin leylim gezinir
çabuk bozulan dengesi
Bahar gizidir
(güzelliğiyle kardan dahi
kaçkın ve beceriklidir
salınır leylim, sürüklenir
ırağa, bir efsane gibi
belirsiz şafak sökerken
Nisan ayaklarıyla çiçekler gibi ani
Ve Mayısla dolar tüm bedeni)
—salınırken beceriksiz günde
leylim tamamen diridir,
bana kalsa daha da tuhaf
(bir şey daha çevik, daha tam bir şeydir)
Judea kralından bile
O ki endamlı keskin becerisiyle
dikkatle dansetmede
O ve Prenses Salomé
çılgın ayaklarıyla
Herod sessizliğinin gürültüsünde
çok önce.
Başını azıcık çevirse
bilirim tastamam ölüyüm işte:
hiç gezinmedi böyle bir gerdanda
Tristram’ın buseleri usulca,
Tristram, oynaşı güzel Isoud olan.
Ve leylim bana bir baksa
(gözleri iki cin gibi
sürgit eğlendiren birbirini)
bir peri bakışıyla,
belki birazcık da ani
(bazen de leylimin
umulmadık güzelliği gibi)
—nazarında ürker ruhum
geri geri (mucizedeki gibi
bir leyli, gözleri
kral atlarının öldüremeyeceği.)
Ama gülümserse leylim, sanki
saf bir şaşkınlık çiçeği
(çok taze bir çiçek,
bir çiçek çok narin, bir çiçek çok şevkli)
çiğle gevşemeye alışık bir titreme gibi
dünya genç ve dinçken
(bir çiçek bahar mevsimindeki
dünya delişmen
Ve Launcelot konuşurken Guenever’le,
bir çiçek asılan en kurşuni
sessizlikle dünya gençken
ve Diarmuid bakarken Grania’nın gözlerine.)
Lakin geçiştirirse leylimin güzelliği
suskuyla (bazen
yaptığı gibi) yüzünün sessizliği
fırtınalar koparır yüreğimde,
Paris’in kanı gibi keskin ve istekli
koparamaz böylesini
Truvalı Helen’in güzelliği dahi: ne yanmıştır
Lord Jason tamamen(olası olmayan şeyler içinde
muzaffer, olası olmayan ölçüde)
yüklenmek için
Medea’nın kurtarıcı gözlerini; ne de
bayılırken beyaz mısır günü
Mısır’ın bedeniyle yatağa girdiği.
Tüm o eşler güzelken
daha bir şirin benimkisi.
Ve eğer dile gelirse o narin şekliyle,
en ücra fikrimi büyüler
en atik parıltıyla tamamen
ilahi berraklıkla çağıldayan şeyler
usulca sürüklenirken;
düpedüz ruhumu cezbeder
kıvraklıktan beri
Işıltılı boşluğun seğirişiyle,
debelenişiyle tastamam kederin, keder ki
kendinden geçirmede
kimi günışığının becerikli değişiyle;
itaatkar ruhum sükun bulur
gizemli kat be kat şirinliğiyle;
varlığımı kavurur
uyuşuk ormanlarla şen şakrak,
çarçabuk mistik, aylak
üslubun tutkulu bendeleriyle
(varlıklar masum ve tetikte varlıklar
üzerlerine beceriklilikle
üşengeç mucizelerin tesir ettiği)
—açıkça tekzip eder
aklımı derin sevgiyle
her bir en sağır ve utangaç şeyle,
sancısından beni azad eder
yaşayan tüm yoğun şeylerin.
Hiç böylesine şanslı olmamış ruhum
(tüm şanslı ölülerin
ve aşkların ötesinde) gizli
aşikar onun tenhalığı üzre
sırlar içre bir sır kokusu bir tavır çalar,
lekesiz bir usareden bir tavır - (hareli bir dehşetle)
onunla ruhum aşinadır bilmeye
dokunaklı ani aşkmerdivenini
titiz büyülü yaprakları
her şeye özden merhametli,
hazır ve nazır bilinçli
Ses renginin aşkmerdiveni
(sesi ki mukim
berisinde canlı sihirli
coşkun ve mutlak havuzunda hayalin; gizli yiyeceği
yaprakları emsalsizce bulur
beyaz gerçek pınarlar ötesinde,
içkin şirin kuyular ötesinde,
bir anda yeşertir
zihninin içten çimenlerini)
—şifahi aşkmerdiveni, hisseder her daim
aşkın ve tutkulu hakiki
(onu cevaplar mükemmelce)
her şeyin ölü ve esrarengiz,
her şeyin canlı ve eşsiz ayak sesini.
(sultan ve Halife mecburdu eşlerini sevip mutlu etmeye,
dünya genç ve delişmenken,
Bağdat şehrinde-
daha bir şirin benimki
o leylilerin herhangi birinden.
Bedeni en güzeli
her şey aşka meyyalken
muazzam süslü
gül ve fildişinden.
Kusursuz körpe başı
yalnızca ölü ressamların seçtiği
genç meleklerine (onlar ki
bedenleri bir safta sitayişte
çabuk zaferler içre geçen.)
tutkulu ve şirin bir boğaz üzre
yüzünün yabanıllığı yüzmekte,
oradadır göz ve dudaklar
—her daim buluşur ağzı üstünde
kıvrımlı narin bir buse
uzanır bir çiçek gibi (o anda
işitilir gözlerde belli belirsiz
bir kuş özlemli ve yeltek.)
Fışkıran küçük mis kokulu omuzlardan,
ateşli ve mükemmel, ayrıca
okşamaya narin, şirin görmeye
uysal ve taze bir ağaç gibi,
kolları ışıl ışıl, düz ve şehvetli
becerikli bileklerinde uçmayı hissettiren
-leylimin en müstesna
ve de en narin elleri
(zambaklar gibi gülümseyip sinen)
Her şeyin en naif ve en mükemmeli.
(Her kim ki yola düşse
Chaucer’in hikayesinde
bilir ki bir çok şen şakrak eş dost bulur;
güzelliğin eksik olmasını yeğler
ne Gower efendiyle Confessio içre yürüme hevesindekiler
ne de gitmeyi dileyenler
Efendim Boccacio ile-
kim ki kapısın çalar
Marie ve Malore’un
iyi korunan leydiler bulur
güzellikleri
hiçbir şeyin kirletemeyeceği.
Bir görünse bana orada
daha şirince bilinen, gülden,
daha sakin bir çiçekten,
Leylim, saçlarında üryan -
umursamam ne o leydileri
ne de ölüp yitenleri)
Gitgide incelen her bir göğüs
sert ve pürüzsüz
Leylimin naşi bedeninden;
sabah gibi bir zambağın bileceği,
taçyaprakları dindirirken
mahir kanın gizemli çilesini
(ama kimi tutkulu
ve erkenci çiçek
çok kere kar gibi bildirecek
senenin en mükemmel saadetini-
her göğüs bir tomurcuk,
okşanınca azıcık
rayihasıyla kutlu kalır maşuk.)
Beli en narininden menteşe
bir şey şirin, bir şey büsbütün hayal;
elimde sıcacık uzanmaya meyyal
titreyen bir boyun
belinin geniş vazosunu kavramak için
(o ivedi vazo biriktirmede
içene daha esritici bir şarap
cennet üzümlerinin birleştiği
dünya deliliğiyle)- bi kapı o
girift bir saraya giden
(üzerinde enfes sütunlar yükseldiği
onlar ki geniş ve uylukları biçimli)
tepesinde kutluluğu bir krallığın
tastamam titreyen.
Uylukları altında görünür bacaklar
gururuymuş gibi dünya ecesinin:
dolambaçlı bir şekilde tasrif edilen
bedenin soluyan ismi altında
(dahası enfes çatık kaşları
hakkedilmiş büyük duyarlı dizler
herhangi bir padişahı hoşnut edecek.)
Her bir topuğu utangaç yücelikle;
sanki görürsünüz diye
minik ayrıksı ayak (eğer
küçüklüğü akla ziyansa
ne diye hataya düşmüş olsun sanatkar.)
Dünya bir şarkı gibiyken
altın bir kapı ardından işitilen,
şair, bilge ve halife
mecburken onları sevip memnun etmeye
leyliler gözleri kıvrık ve uzun
(dünya bir çiçek gibiyken
Hafız, Ömer ve Harun
Sevdiler eşlerini ay içre)
—bezenmişler tuhafça
gül ve fildişiyle
leylim eğer üryan görünse bana
büyülü bir ağaç olur sanki tenim;
dudaklarının en naif ayrımında
Baharın hıçkırışını işitir bedenim,
ve en narin heceleriyle
körpeleşir yaprakları mucizeyle.
Aşk!-leylimin mayesi,
bu yüzden her zaman
ötesinde bu şiirin
Ya da bir diğerinin
kusursuz leyli
ürküten kelimeleri bedeni,
affet kurduğum dizeleri.
Ve siz asla övmeyin eşlerinizi,
siz dünyadaki en büyük aşıklar!
Grania’nın kendisiyle tuhafça gittiği
yatağa girdiği Mısır’ın,
buseye boğduğu dudağını
beyaz uyluklu Semiramis’in-
asla övmeyin eşlerinizi,
daha bir şirin bana benimkisi
(sıkılgan hoş nazarından
asla varolmayacak şeyler,
kafdağı’nın mükemmel şeyleri,
yeğin sakinleri;
eşsiz ılık bedeninde
apaçık yaşamaktadır
gelip geçen tüm şirin kentler-
şafak vakti tenindeki
Ninova’nın kokularıdır,
gün gelip geçerken gözlerinde
Babil’in hıçkırıkları vardır.)
Diarmuid, Paris ve Süleyman,
Ömer, Harun ve Üstad Hafız,
bana göre hepsi aynı eşlerinizin-
sizin olsun eşleriniz.
Aşındıran her şeyi şirince- Zaman!
ıslanan dudakları üzerine dünya
dengelenen bir an (sonuçsuz, pür onur,
değerli parça tatlı gözyaşlarından)
işaret eder ve kaybolur-
sevimli şeyleri, çoğalan
neşe ve affetmeye dair
birisi hepsinden şirindir;
uyak korkusudur ona dokunmak -
yaşamın en narin deminde
(dünya bir öyküyken
kahkaha ve çiğden,
bir uçuş, bir çiçek ve alevken,
bir sürgün çabucak bükülen
narinlik üzre) gezinirdi
(usulca) bir ya da iki
leyli, sanki çiçeklerin diktiği,
tastamam salınırdı usulca
narin leyliler düşten
(dünya tembel, dünya yeni
şirince güler ve severlerdi
Narin ve körpe gözlerle leyliler,
Bağdat şehrinde)
Sizin olsun kadınlarınız
Harun, Ömer ve Üstad Hafız
ÖMER ERİNÇ
RÜYA BURCU
Şimdi burada
Meleklerin gezindiği bu toprakta
Omuzlarına bakma desem
Kalbinin bahanesi olur
Korkunun dölyatağına belenir gidersin
Vahşi sulara çağmış yüreğinle
Kalubela fısıldayan dağlıların yol alışına
Yapayalnız varamazsın böyle
Ateşten denizleri meşk eden rüya burcuna
Elifba sadağını döndüren efendim
Billurdan konvoyuna aşılanarak hilkatin
Ayrıkotlarını yol ruhun yol ki
Güncelin sandukasında çiğnenmesin aşk
‘Arada bir yerde’
Mühimmatı melâli kullanan şairim
Öfkenin som baharına kaydolan tövbekâr gibi
Dönüp göklere ağ kanatlanmakta olan rüyalara
Dili metrukünden boşanan yağmurları anlat
|
|