|
|
LAURENT MİGNON NURETTİN TOPÇU HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ DAHA Hece dergisinin Nurettin Topçu hakkındaki özel sayısı çıktıktan sonra yazmış olduğum “Nurettin Topçu Özel Sayısının Ardından Birkaç Düşünce” adlı makaleye cevap olarak Fırat Mollaer “Nurettin Topçu Janus’u Üzerine ya da Bir Eleştiri Üzerine” adlı bir yazı yayımladı. Merak edenler, sözü geçen makalelere hem Hece dergisinde, hem de derginin internet sitesinde bakabilirler. Daha da önemlisi doğrudan Nurettin Topçu külliyatına başvurabilirler ve kendi okumalarının sonucunda makalelerde tartışılan konular ve yazıların barındırdıkları görüş ayrılıkları konusunda kendileri fikir yürütebilirler. Onun için, aslında, cevaba bir cevap yazmak pek de gerekli görünmeyebilir. Yine de, bu tartışma bağlamında kısaca değinmek istediğim bir nokta var. Nurettin Topçu’nun entelektüel kariyerini göz önünde bulundurduğumuzda önemli sorunlardan biri, nasyonal-sosyalizm ile ilişkisidir. Topçu’nun Hitler’in resmini evinde asması - Fırat Mollaer’in aksine - önemsiz bir detay olarak değerlendirmesem de, Topçu’nun nasyonal-sosyalizme duyduğu ilginin bundan ibaret olmadığının altını çizmek istiyorum. Önceki yazımda da belirttiğim gibi Topçu, yazılış tarihi belli olmayan “Sosyalizm ve Şekilleri” adlı makalesinde “millî değerlerle geleneklere dayanan faşizm ile aynı esaslara dayanan Alman millî sosyalizmi, devlet sosyalizminin en mükemmel gerçekleşmesi ol[duğunu]”1 vurguluyor. Nasyonal-sosyalizm sorununu, Topçu araştırmacıları için daha da önemli kılan, Paris’te öğrenciyken yakın durduğu ve çok etkilendiği hocası Maurice Blondel’in Fransa’da faşizm ve nasyonal-sosyalizm karşıtlarının önde gelen katolik aydınlarından olmasıdır. Nasıl oluyor da Action’un kuramcısı faşizme karşı mücadele ediyor, Hareket’inki ise aynı ideolojiye sağlıksız bir merak besliyor? Makalesinde Mollaer, Blondel’in Hitler karşıtlığını milliyetçiliği ile açıklamaya çalışıyor: “Blondel’in Fransız milliyetçiliğinin düşünürlerinden biri olarak Fransa’nın tarihsel rakibi Almanya’nın halihazırdaki siyasal sistemine muhalefet etmesi beklenirdi zaten.” (132).2 Oysa Blondel milliyetçi değil, hatta Fransız faşizan milliyetçiliğinin öncü hareketi olan Action Française’e ve önderi Charles Maurras’a Alman ve İtalyan faşizmine karşı çıkarken kullandığı argümanların aynısıyla karşı çıkmıştır. Blondel, felsefesine ve inançlarına, yani kendi ifadesiyle bir çeşit “Hristiyan insancılığı”na dayanarak şovenizme, yabancı düşmanlığına ve ırkçılığa karşı çıkmıştır. Bu bağlamda Topçu’nun Yahudi düşmanlığı meselesine dönmek gereklidir, çünkü, bence, Alman nasyonal-sosyalizmini övmesinin nedeni kendi Yahudi düşmanlığıyla ilgilidir. Mollaer’e göre Topçu’nun 1967 yılında yayımladığı antisemit makalelerin İsrail’in Kudüs, Gazze ve Sina yarımadası işgali bağlamında değerlendirmek gerekir. Ona göre, bu makaleleri aslında “hastalıklı Yahudi düşmanlığı olarak değil, konjonktürel bir tepki olarak” görmek gerekiyormuş. Ancak, bence, bu argüman da pek geçerli değildir. Temmuz, Ağustos ve Eylül 1967 aylarında yayımlanan bu üç makalede Topçu, “siyasi tarihsel olaylardan”3 bahsetmiyor. Ne İsrail devlet politikasının, ne de siyonizmin bir analizini yapıyor. Filistinlilerin haklı davalarından da bahsetmiyor. Topçu bir tek “İslam Dâvası ve Yahudilik” adlı makalesinde 1967 savaşına değiniyor ve onu Yahudilerin dünyayı ele geçirme planları - yani klasik bir antisemit şema -bağlamında ele alıyor. Topçu’ya göre “ilk defa Hazreti Osman’ı kahpece katlettirerek Peygamber’in kurduğu devletin sınırlarını sarsan Yahudiler, son yıllarda dünya milletlerini sömürerek elde ettikleri büyük sermayenin iktidarına yan bakan kuvvetleri yere sermek hususunda her zaman muvaffak oldular. İslam davasını deviren kanlı ihtilâlden sonra, Fransa’ya bitmeyecek huzursuzluk getiren ihtilâli de onlar yaptırdı. Daha başka pis ihtilâllerin yaptırıcısı da onlar olduğu gibi dünyanın üzerine kocaman bir leşi andıran anglo-sakson azmanı soysuz bir medeniyetin tek temiz ve nâmuskâr evladını, hak sahiplerinin dâvasına yardımcı olduğu için, katlettiren yine onlardır. 4 Kavgam’ın üslubunu ve içeriğini anımsatan bu satırlar, Topçu’nun düşüncesinde antisemitizmin azımsanmayacak kadar bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Fakat ben de Fırat Mollaer’e katılıyorum: Topçu’nun Yahudi düşmanlığı, Anadolucu sosyalizmi ve mistisizmi ile çelişiyor. Ancak Topçu’nun düşüncesinde antisemitizm olgusu da var. Topçu’yu sırf Yahudi düşmanlığıyla anmak yanlıştır tabii, ancak Yahudi düşmanlığını görmezlikten gelmek daha da yanlıştır. Yahudi düşmanlığı, her çeşit ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi, insancıl prensiplerle bağdaştıralamaz ve insanlık haysiyetine bir saldırıdır.
1 Nurettin Topçu, “Sosyalizm ve Şekilleri”, Ahlak Nizâmı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999: 232. 2 Fırat Mollaer, “Nurettin Topçu Janus’u Üzerine ya da bir Eleştiri Üzerine”, Hece, 113, Mayıs 2006, 132-33. 3 A.g.y., 131. 4 Nurettin Topçu, “İslam Dâvası ce Yahudilik”, Ahlâk Nizamı, İstanbul: Dergâh Yayınları, 1999: 214. |
|
Web sitesi ile ilgili soru veya sorunlar
hece@hece.com.tr
adresine gönderilebilir.
|